Anasayfa / Çeviriler / ÇEVİRİ | Netanyahu Türkiye konusunda neden kurt masalı anlatıyor?

ÇEVİRİ | Netanyahu Türkiye konusunda neden kurt masalı anlatıyor?

Foreign Policy’de Azriel Bermant yazdı: “Seçim siyaseti, İsrail Başbakanı’na Türkiye tehdidini olduğundan büyük gösterme konusunda güçlü bir teşvik sağlıyor.”

ABD ile İran arasındaki çatışmalar yeniden tırmanırken, son günlerde İsrail’in gündeminde ilginç bir şekilde İran değil, Türkiye başı çekiyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump’ın Türkiye’ye F-35 savaş uçakları satabileceğine dair verdiği sinyallerden derin rahatsızlık duyuyor. Bu son teknoloji savaş uçakları, İsrail’in bölgedeki askeri üstünlüğünü önemli ölçüde zayıflatabilir. Netanyahu’nun, Trump’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a giderek artan hayranlığından da açıkça endişe ettiği görülüyor. Nitekim bu hafta Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi öncesinde Trump, zirveye yalnızca Erdoğan ev sahipliği yaptığı için geldiğini bile söyledi.

Netanyahu kısa süre önce CNN’e verdiği röportajda Türkiye’yi, “Amerika Birleşik Devletleri’nden nefret eden Müslüman Kardeşler tarafından enfekte edilmiş bir rejim” olarak tanımladı. Aynı röportajda, gelişmiş savaş uçaklarının Türkiye’ye satılmasının Orta Doğu’daki güç dengesini bozacağını Trump’a açıkça söylediğini de doğruladı. Ancak ABD Başkanı, Netanyahu’nun kaygılarını önemsemeyen bir tavır sergileyerek, Erdoğan’ı İran’ın İsrail’e karşı yürüttüğü savaşa katılmaması konusunda bizzat kendisinin ikna ettiğini öne sürdü.

Netanyahu’nun planlanan F-35 satışı konusundaki güvenlik kaygıları tamamen temelsiz değil. Türk hükümetinin İsrail’e yönelik söylemi giderek daha sert ve daha kışkırtıcı hale geliyor. 7 Ekim 2023 katliamı ve İsrail’in ardından Gazze’ye yönelik işgali sonrasında zaten kırılgan olan Türkiye-İsrail ilişkileri daha da kötüleşti. İsrail’in bölgedeki eylemlerine tepki gösteren Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 2 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Bu insanlar artık insanlığın taşıyamayacağı bir yük haline geldi” diyerek son derece sert ifadeler kullandı.

Türkiye’nin tehdit ettiği tek ülke İsrail değil. Ankara, Ege ve Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanı iddialarında giderek daha saldırgan bir çizgi izliyor ve bu durum doğrudan Yunanistan açısından da tehdit oluşturuyor. Aynı zamanda Erdoğan içeride de giderek daha baskıcı hale geliyor; siyasi rakiplerini ve gazetecileri uydurma suçlamalarla hapse atmaktan çekinmiyor. Rusya örneğinin de gösterdiği gibi, içeride aşırı baskıcı hale gelen rejimler zamanla sınırlarının ötesinde de daha saldırgan davranmaya başlıyor.

Buna Türkiye’nin NATO üyesi olmasına rağmen Rus yapımı S-400 hava savunma sistemini satın alması ve İsveç’in NATO üyeliğini uzun süre veto etmesi gibi geçmişteki tartışmalı adımları da eklenebilir. NATO üyeleri, ittifakın birliğini korumak adına Ankara’nın bu yıkıcı tutumlarını görmezden gelmeyi tercih edebilir. Ancak bu, diğer aktörlerin Türkiye’nin bölgesel hedeflerinden endişe duymaması gerektiği anlamına gelmiyor.

Bununla birlikte, Netanyahu’nun Türkiye konusundaki uyarılarının jeopolitik inandırıcılığı, kendi iç siyasi mücadelesi nedeniyle ciddi biçimde zedeleniyor. Yaklaşan İsrail seçimleri öncesinde Netanyahu’nun Türkiye tehdidini olduğundan büyük göstermek için açık bir siyasi motivasyonu bulunuyor. Trump’ın Ankara açıklamasından sadece birkaç gün önce Netanyahu hükümetinin Ermeni Soykırımı’nı resmen tanıyan kararı kabul etmesi de tesadüf değil. İsrail, Ankara ile geçmişteki stratejik ittifakını koruyabilmek için onlarca yıl bu adımdan kaçınmıştı. Mavi Marmara olayına kadar iki ülke uzun yıllar son derece işlevsel ilişkilere sahipti; İsrail bu olay nedeniyle resmen özür de dilemişti. Bugün bile iki ülke arasında diplomatik ilişkilerin asgari düzeyde de olsa devam ettiği unutulmamalı. Ancak bunun ne kadar daha süreceği belirsiz.

Türkiye’ye yönelik bu ani şahinleşme, İsrail’in daha geniş bölgesel stratejisindeki dikkat çekici çifte standardı da ortaya koyuyor. İsrail uzun yıllardır, bölgedeki güç dengesini bozabilecek askeri teknoloji satışlarına karşı çıkmayı temel politika haline getirdi. Nitekim 1981’de dönemin Başbakanı Menahem Begin, Reagan yönetiminin Suudi Arabistan’a AWACS erken uyarı uçakları ve F-15 savaş uçakları satmasını engellemek için yoğun çaba harcamıştı. ABD Başkanı Ronald Reagan günlüğüne şu notu düşmüştü: “Şunu anlamaları gerekiyor; Beyaz Saray’da İsrail’in şimdiye kadarki en iyi dostlarından biri oturuyor.”

Buna karşılık Netanyahu’nun son yıllarda Trump yönetiminin Suudi Arabistan’a F-35 satma planlarına yönelik itirazları dikkat çekici ölçüde cılız kaldı. 2020’de Netanyahu, Suudi Arabistan ile sessiz güvenlik iş birliğini sürdürmekten memnundu. Riyad’ın nükleer hedeflerine göz yumarken, Cemal Kaşıkçı cinayetinin ardından bile Suudi yönetimini savundu. Çünkü temel amacı, Suudi Arabistan ile ilişkileri normalleştirerek İbrahim Anlaşmaları’nı genişletmekti.

Bugün ise CNN ekranlarında Erdoğan’ı siyasi rakiplerini ve gazetecileri hapse atmakla eleştiriyor. Bu da bir başka açık çifte standardı ortaya koyuyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, muhaliflerini hapse attırması, zehirletmesi ve öldürtmesiyle Erdoğan’dan çok daha ağır bir sicile sahip olmasına rağmen bu durum Netanyahu’nun Putin’le özel dostluğunu övmesine hiçbir zaman engel olmadı.

Netanyahu aynı röportajda Erdoğan’ın “Osmanlı İmparatorluğu’nu yeniden kurma arzusu” taşıdığını da iddia etti. Ancak İsrail’in eleştirmenleri, Netanyahu’nun da ürkütücü derecede benzer bir çizgide hareket ettiğini düşünüyor. Netanyahu, “Orta Doğu’nun çehresini değiştireceğini” ve bölgenin haritasını “yeniden çizeceğini” defalarca söyledi; İsrail’in Gazze, Lübnan ve Suriye’nin bazı bölgelerini işgal etmeyi sürdüreceğinde ısrar etti. Aşırı sağcı koalisyon ortakları da bu saldırgan söylemi paylaşıyor. Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, mayıs ayında Kudüs Günü mitinginde Batı Şeria’nın tamamının ilhak edilmesi gerektiğini savunurken, Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir Lübnan’da Yahudi yerleşimleri kurma arzusunu açıkça dile getirdi.

Gerçek şu ki, Türkiye ile gerilimin artması yaklaşan seçimler öncesinde Netanyahu’nun siyasi çıkarlarına hizmet ediyor. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, haziran sonunda İsrail’in 14. Kanalı’na verdiği röportajdı. Kendisine savaşların yakında sona erip ermeyeceği sorulduğunda verdiği cevap dikkat çekiciydi: “Savaş asla bitmeyecek. Orta Doğu’da yaşamak istiyorsanız güçlü olmak zorundasınız.”

İsrail’in uluslararası itibarı büyük ölçüde aşındı. Çünkü başbakanı, yeniden seçilme şansını artırmanın yolunun sürekli bir “biz ve onlar” psikolojisini canlı tutmaktan geçtiğine inanıyor. Netanyahu’nun siyasi hayatta kalabilmesi, sertlik yanlısı koalisyonunu neredeyse her ne pahasına olursa olsun korumasına bağlı. Erdoğan’la yaşanacak yüksek profilli bir gerilim de — sadece İsrail’de değil, başka ülkelerde de zaten olumsuz bir figür olarak görülen Erdoğan sayesinde — tabanına hitap ediyor ve yalnızca kendisinin İsrail’i düşman bir dünyaya karşı koruyabileceği mesajını güçlendiriyor.

Bu stratejiyi daha da zorlaştıran bir başka unsur ise Netanyahu’nun İran savaşı sonrasında bölgesel güvenilirliğinin ciddi biçimde zedelenmiş olması. İran’daki dinî rejimin kolaylıkla devrilebileceğine ilişkin iddiaları nedeniyle Trump yönetimi nezdindeki itibarı sarsıldı. Netanyahu, 30 Haziran’da Channel 14’e verdiği röportajda, hiçbir kanıt göstermeden İran’ın “atom bombalarının zaten elinde olduğunu” ve İsrail’i bu bombalardan kurtarmak için İran içindeki operasyonlara bizzat izin verdiğini iddia etti. Oysa bu doğru olsaydı bile, İran’ın onun görevde olduğu dönemde nükleer silaha ulaşmış olması, Netanyahu’nun yıllardır verdiği “İran’ın nükleer silah sahibi olmasını engelleyeceğim” sözünün kesin başarısızlığı anlamına gelecekti.

İsrail böylece, Hilaire Belloc’un 1907 tarihli ünlü şiiri “Matilda, Who Told Lies, and Was Burned to Death”te anlatılan ikilemin tehlikeli bir versiyonuyla karşı karşıya kalmış durumda. Belloc’un ibret verici hikâyesinde küçük bir kız, sürekli yalan alarm vererek çevresindekilerin dikkatini çekmeye çalışır; sonunda gerçekten evi yandığında ise komşuları bunun da yeni bir yalan olduğunu sanarak yardımına koşmaz.

Türkiye’ye gelişmiş F-35 savaş uçaklarının satılması gerçekten de bölgedeki güç dengesini değiştirebilecek önemli bir gelişme olacaktır. Netanyahu önümüzdeki haftalarda Trump’la bir araya geldiğinde hem bu tehdidi hem de İran’ın nükleer programına ilişkin uzun yıllardır dile getirdiği kaygıları yeniden anlatacaktır. Ancak Netanyahu, iç politikada kısa vadeli kazanç uğruna o kadar çok kez “kurt geliyor” dedi ki, bugün hem dostlarının hem de rakiplerinin onu artık eskisi kadar dikkatle dinlememesi anlaşılabilir bir durum. Netanyahu açısından daha da kaygı verici olan ise Trump yönetiminin de artık onu dinlemeyi bırakmış görünmesidir.

Azriel Bermant, Prag Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nde yardımcı araştırmacı. Aynı zamanda Margaret Thatcher ve Orta Doğu adlı kitabın yazarı.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın