ÇEVİRİ | Trudeau totaliterleşiyor mu?

İngiliz muhafazakârların ünlü dergisi Spectator’da Jane Stannus, Kanadalı kamyonculara karşı Başbakan Trudeau’nun ilan ettiği Acil Durumlar Yasası’nı diktatörlük arayışı olarak değerlendiriyor: “Davranışlarına bakılırsa Trudeau, kamyoncu eylemleri başladığından beri, Kanada'daki mevcut olağanüstü halin kendisine tanıdığından daha geniş çaplı bir diktatörlük yetkisi elde edebilmek için bir tür şiddet ortamının oluşmasını arzuluyor; Mesela Kanada'nın 6 Ocak'ı (2021 senesinde ABD Kongre Binası baskınının yaşandığı gün) olarak görülebilecek herhangi bir olayın…

Her şey sıcak su havuzlarıyla başladı. Geçen hafta sonu Ottawa şehir merkezinde yer alan bir caddede sıcak su havuzu kurup içinde dinlenen Kanadalı eylemcilerin fotoğrafları tüm haber kanallarında yer buldu. Manzaranın çılgına çevirdiği Justin Trudeau, Acil Durumlar Yasası olarak bilinen ‘savaş zamanı’ önlemlerini yürürlüğe soktu; sıcak su havuzlarını Kanada sokaklarından derhal kaldırmak istiyordu ve bunu ancak ‘savaş zamanı’ yetkileriyle yapabilirdi. Böylece sivil özgürlükler ‘geçici olarak’ askıya alındı… Yalnızca iki haftalığına ama, eylemcilere hadleri bildirilene kadar!..”

Trudeau hükümeti, ‘olağanüstü hal’ (ki bu önceden var olan olağanüstü halin üzerine bindirilmiş bir olağanüstü hal olma özelliği taşıyor) açıklamasında, bankalara, gösteri yürüyüşlerine katıldıklarından şüphe edilen kişilerin kişisel ve ticari hesaplarını mahkeme kararı olmadan dondurma yetkisi verdiklerini duyurdu. Oysa insanlar, bu tür eylemler için dava edilemez. Polis, istihbarat teşkilatları ve bankalar, ‘ilgili bilgileri’ yargı kurumuyla paylaşmakla yükümlü. Bundan böyle bankaların gösterilere katılan kişilerin mali ilişkilerini Kanada Güvenlik İstihbaratı Servisi’ne bildirmeleri gerekiyor.

Söz konusu yasa ayrıca hükümete, işletmelere (mesela çekici araç sağlayan işletmelere) kendi iradeleri dışında hizmet verdirebilme, halka açık toplantıları ve seyahatleri yasaklama, belirli bir mülkün kullanımına engel olma ve belirli alanların etrafını çevirmeye zorlama yetkisi de veriyor. Bu uygulamaya ülkedeki dört eyaletin başbakanı karşı çıktı.

Davranışlarına bakılırsa Trudeau, kamyoncu eylemleri başladığından beri, Kanada’daki mevcut olağanüstü halin kendisine tanıdığından daha geniş çaplı bir diktatörlük yetkisi elde edebilmek için bir tür şiddet ortamının oluşmasını arzuluyor; Mesela Kanada’nın 6 Ocak’ı (2021 senesinde ABD Kongre Binası baskınının yaşandığı gün) olarak görülebilecek herhangi bir olayın…

Ancak hükümetten gelen sayısız kışkırtma girişimine rağmen kamyoncular ona istediğini vermedi. Kanada’nın devlet destekli yazarlarının kalemi en güçlü olanlarının (yani ana akım medyanın) çabaları bile bunu “isyan” diye satılabilecek bir kıvama getiremedi.

Bazı sınırların abluka yoluyla kapatıldığı doğru, ancak bunlar barışçıl eylemlerden ibaretti (Ontario ve Michigan arasındaki Ambassador Köprüsü’nde gerçekleşen bugüne kadarki en geniş çaplı abluka, Trudeau Acil Durumlar Yasası’nı başlatmadan önce kendiliğinden sona vermişti). Kaldı ki, barışçıl sivil itaatsizlik eylemleri, karar alıcılara ulaşmanın olağan yolları tükendiğinde adaletsizliğe dikkat çekmenin kabul görmüş bir yöntemidir. Teorisyenler, bu yöntemin, istenen sonuca ulaşmanın başka makul yollarının var olması durumunda, ciddi biçimde kök salmış adaletsizlik olayları için saklanması gerektiğini söyler.

Gelgelelim, Kanada’nın hem solcu hem de sağcı elitleri, kamyoncuların başkentteki ve eyalet sınırlarındaki varlığını yalnızca bir utanç kaynağı ve ülkeye karşı bir küstahlık olarak görüyor. Onlara göre asıl sorun yurttaşların yaşadığı hoşnutsuzluklar değil, eylemlerin halk nezdindeki görünüşü ve ekonomi. Hiçbiri, zorunlu aşı uygulamasının vatandaşların yaşamlarını nasıl etkilediğiyle ilgilenmiyor; kamusal bir fayda-maliyet analizi yapma veya Covid-19 tedbirlerinden net bir çıkış planı sunma hedefleri yok.

Bu da halkla hükümet arasındaki olağan iletişim yollarının kapandığının bir kanıtı. Kamyoncuların ve onları destekleyenlerin şikâyet ettikleri meselelerin uzlaşarak, sivil bir biçimde çözüme ulaşmasına şimdiye kadar hiçbir şans verilmedi. İşte size, bu süreçte sivil itaatsizliği haklı çıkaracak koşullardan bir tanesi…

Trudeau’nun Acil Durumlar Yasası’nı meşrulaştırmak için elinde bulunan tek imkân, bu sivil itaatsizlik eylemleri. Gerekçe: Devam eden protestolar ve barışçıl sivil itaatsizlik eylemlerinin ulusal güvenlik ve ekonomi için bir tehdit oluşturması… Yine de itibar sahibi bir hükümet, kendi halkına çektirdiği eziyet üzerinde durarak veya en azından bunu değerlendirmeye istekli olduğunu ifade ederek bu durumdan tamamen kaçınabilirdi. Acil Durumlar Yasası’na yalnızca gerçek bir kriz karşısında son çare olarak başvurulması gerekiyordu. Bu yasanın öncülü olan Savaş Önlemleri Yasası, en son Pierre Trudeau’nun başbakanlığı döneminde ülkede yaşanan çok sayıda bombalamayı ve bir bakanın kaçırılarak öldürülmesini de kapsayan terör eylemlerine tepki olarak yürürlüğe konulmuştu.

Ablukaların muazzam miktarda paraya mal olduğu, ülkedeki kilit ulaşım noktalarını kapattığı, Kanada’nın en büyük yedek parça müşterisi olan ABD’yi rahatsız ettiği ve Trudeau hükümetinin kötü görünmesine neden olduğu kesinlikle doğru. Peki, federal hükümet ve eyalet hükümetleri, semptomları anlamak yerine neden kamyoncuları cezalandırmayı tercih etti? Görünen o ki Trudeau ve ekibi, aşağılayıcı ve küçümseyici bir dil kullanarak, böylece durumu daha da alevlendirerek krizin büyümesine kasıtlı olarak izin verdi. Trudeau, muhaliflerini susturmak için devlet kademelerinde yeterli desteğe sahip olacağı anı bekledi ve tam da bu anda herkesin banka hesaplarının kontrolünü ele geçirdi.

Bunlar, adaletle yönetilen medeni bir ulusun yöntemleri değil, totaliter yöntemlerdir. Son birkaç haftadır hükümet söyleminde özellikle dikkat çekmemiz gereken şey, pandeminin ikinci planda olmasıdır. İktidardaki hiç kimse, kontrolü sürdürmek ve itibarını korumak dışında hiçbir şeyle samimi olarak ilgilenmiyor. Kanada nüfusunun üçte ikisi, maske ve aşı zorunluluklarının kaldırılmasını destekliyor.

Covid-19’un ülke içinde yaygın olduğu bir ortamda seyahat kısıtlamaları anlamını yitiriyor. Ancak hükümet, kısıtlamalardan vazgeçmiyor. Kanadalıların yüzde 80’inden fazlası aşılanmış da olsa nüfusun tamamının aşılanması konusunda diretiyorlar. Peki  neden? Hükümet, mevcut pandemi kurallarını durduk yere değiştirerek aşı sertifikası haricinde yeni bir uygunluk kanıtı (proof of compliance) talep edebilir mi? Vermek istedikleri mesaj gayet açık: Normal hayatın bir parçası olmak olağan bir durum değil, bir ayrıcalıktır. Yalnızca ‘uyumlu’ olanlar bu ayrıcalığı elde edebilir.

Kanadalılar, normal yaşamın bir parçası olmanın yalnızca hükümet tarafından belirlenen bir ayrıcalık haline gelmesini istemiyorlar. Protestoların amacı da tam olarak bu. Ancak aşı pasaportu sistemi sonlanana dek bu talepleri garantide olmayacak. Bazı şehirler aşı pasaportu uygulamasına son verdiklerini söyleseler de sistemin varlığı devam ediyor. İşletmelerin çalışanları veya müşterileri için aşı pasaportu uygulamasına devam etmesi yasalara uygun olmaya devam edecektir. Ancak QR kod sistemi kaldırılmalı ve kullanımı yasa dışı hale getirilmelidir. Bu uygulama, bir totaliterin en büyük hayali olan potansiyel bir sosyal kredi sisteminin bel kemiğini oluşturuyor. Ey Kanada halkı, bunun gerçekleşmesine izin verme!

Orijinal metin:

https://www.spectator.co.uk/article/trudeau-s-totalitarian-turn

Çeviren: Deniz Karakullukçu