Davutoğlu Sabah’a ve Barlas’a sert çıktı: “Gazete değil trol parçası. O da yazar değil”

Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu kendisini Türkiye’yi Suriye’de yanlış yola sokmakla suçlayan Sabah yazarı Mehmet Barlas’a “Gazeteci falan değil. O yazıyı da kendisinin yazdığına inanmıyorum” sözleriyle tepki gösterdi. Barlas’ın yazarı olduğu Sabah gazetesini de “trol parçası” olarak tanımlayan Davutoğlu, dış politikada U dönüşü yapanların Erdoğan, Bahçeli’yle Çavuşoğlu’nun yanında iktidara yakın duran medya ve sivil toplum örgütleri olduğunu söyledi.

Suriye’de rejim ve muhalefeti barıştırmak için harekete geçen hükümetin dış politikasını eleştiren Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu, kendisine karşı bir kampanya yürütüldüğünü, bu kampanya kapsamında dışişleri ve başbakanlık yaptığı dönemde Türkiye’yi Suriye’de yanlış yola sokmakla suçlandığını söyledi.

Sabah gazetesi yazarı Mehmet Barlas’ın bu kampanyayı yürütenlerden biri olduğundan yakınan Davutoğlu, Sabah gazetesine “trol parçası”, Barlas’a da “Gazeteci falan değil” sözleriyle yüklendi. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Suriye’de muhalefetle rejimi barıştırmak için çaba gösterileceğini, Suriye dışişleri bakanıyla ayaküstü görüştüğünü açıklamasının iktidarın dış politikadaki “U dönüşlerinin göstergesi” olduğunu anlatan Ahmet Davutoğlu, kendi dönemiyle ilgili dış politika eleştirilerinin gerçeklerle ilgisi olmadığını savundu:

“İktidar sistematik dış politika aklından yoksun”

“Görünen o ki Soçi’de Putin’in Sayın Erdoğan’a bir yönlendirmesi oldu. Burada Sayın Erdoğan’ın, Sayın Çavuşoğlu’nun yapması gereken, Putin’e kendi imzasının altında bulunduğu BMGK metnini göstermektir. ‘Siz imzanıza sahip çıkın biz Suriye’nin barışı için her türlü adımı atarız’ demek doğru bir tavırdır ve o bağlamda gerekirse Suriye rejimiyle görüşmek de doğru bir tavırdır. Ama böyle bir bağlam olmaksızın sadece Putin istiyor diye ve Suriye rejimi hiçbir adım atmadan, aynen Mısır’la ilişkilerde olduğu gibi sanki onlar bize lütfediyormuşçasına bir ilişki geliştirilirse bundan Türkiye zararlı çıkar. Hiçbir mülteci böyle bir görüşmeye dayalı olarak Türkiye’den gitmez. Gitse bile, bir gider on gelir.

“Çünkü Suriye rejiminin geri dönen mültecilere ne yaptıkları belli. Sistematik bir dış politika aklından yoksun bu iktidar maalesef. Eğer kamuoyuyla paylaşılacak bir görüşme yaptıysa Çavuşoğlu, bunu kamuoyuyla bütünüyle paylaşsın, görüşeceğiz, şu bağlamda görüşeceğiz desin. Ya da görüşmeyeceğiz, şu şartlar gerçekleşirse görüşeceğiz desin. Çavuşoğlu bunu ağzından bir gaf gibi kaçırarak söylediyse bu sözü, ertesi gün Dışişleri Bakanlığı düzeltmek yapmak zorunda kaldı değil mi? Açıklamasıyla biraz ayar verdi kendi bakanına. Bunlar yaşanmamalı diplomaside.

“Sonra da Sayın Bahçeli’nin himayesinde dışişleri bakanlığı yapmak olmaz. Bahçeli, daha önce ‘katil Esad’la kim görüşür’ dedi. U dönüşleri burada işte. Sonra da Bahçeli, dışişleri bakanının doğru söylediğini anlattı.“

“Yönelttiğiniz her oka, karşı bir okla mukabelede bulunacak bilgim de var, tecrübem de var”

Davutoğlu, Çavuşoğlu’nun Suriye açıklamalarından sonra kendisine karşı bir kampanya başlatıldığını, Sabah gazetesi ile Mehmet Barlas’ın da o kampanyanın bir parçası olduğunu söyledi:

“Suriye, Davutoğlu döneminden kalma bir sorunmuş. İsmini bile anmak istemediğim bir gazete. Gazete değil o, trol parçası. O yazıyı yazan da gazeteci falan değil. O yazıyı kendisinin yazdığına da inanmıyorum. 80’li, 90’lı yılların özgürlükçü Mehmet Barlas’ından bugün ne kalmış geriye? Sorsun kendisine. Özal olsa acaba nasıl bir tavır takınırdı. Özal’a danışmanlık yaptı. U dönüşü hepsinde var. Bir Çavuşoğlu’nda değil, Sayın Erdoğan’da da, sayın Bahçeli’de de var. Barlas’ın da var, gazetelerinde de var. Sivil toplum kuruluşlarında da var. Çünkü akılla yol almıyorlar.

“Bize dönük kampanya başlatmaya çalışanlara da bir devlet dersi vereyim. Bütün bu dönemde iki cumhurbaşkanı, üç başbakan, dört genelkurmay başkanı ve çok sayıda emniyet müdürü, vali geçti. Bütün bunların görüşleri devlet kayıtlarında mevcut. Benim ne söylediğim, ne ettiğim belli. Dışişleri bakanı olarak diplomasiden sorumluydum. Sınır güvenliği bana bağlı değildi. Bütün bu dönemin en üst yetkilisi, başbakan ve cumhurbaşkanı olarak sayın Erdoğan’dır. Bu kampanyayı başlatanlar her şeyden öne aslında Sayın Erdoğan’ı töhmet altında bırakıyorlar. U dönüşlerin sebebi budur. U dönüşü yaptıktan sonra bir suçlu bulmak gerektiğinde okları bize yöneltmeye çalışıyorlar. Yönelttiğiniz her oku karşı bir okla mukabelede bulunacak bilgim de var, tecrübem de var, devlet tutanakları da var.”

“Türkiye diz çöken ülke durumuna düşürüldü”

Davutoğlu, diplomaside yanlış yapanın kendisi değil bugünkü iktidar olduğunu öne sürdü, Esad’la yaptığı son görüşmeye ilişkin hükümete “açıklayın çağrısı” yaptı.

“Hiçbir görüşmem devlet tutanağına girmeden yapılmamıştır. Esad’la son görüşmemle ilgili bir sürü spekülasyon var. İşte çağrıda bulunuyorum. Açıklasınlar benim ne görüştüğümü. Büyükelçi tuttu o tutanağı. ‘Suriye’nin yaşayacağı acıları tek tek anladım, temel riskleri anladım, her türlü desteği vereceğiz yeter ki halkınızla barışık yaşayın’ dedim.

“Mısır’la ilişkilerin düzeltilmesi için dışişleri bakanıyken de, başbakanken de çok teşebbüslerim oldu. Onu devlet içinde olanlar bilir. Her seferinde sayın Erdoğan karşı çıktı. Sonra da tavsiyelerimiz oldu ama gün geldi Sisi’yle barış için adım attı ama öyle bir şartta attı ki, Türkiye diz çöken ülke durumuna düşürüldü. ‘Türkiye çok istiyor Mısır zamana bırakıyor’ denildi.

“Şimdi aynı şey BAE için de, İsrail için de geçerli. Böyle dış politika olmaz. Saygıyı, itibarı kaybedersiniz. Şimdi basına yansıyan Suriye mahreçli bir haber çıktı. Rejim, ‘Türkiye’yle ilişkilerimizin düzelmesi için İdlib’i bana geri verecek, sınırları bize bırakacak’ diyor, şartlar dayatıyor. Kendi ülkesinin yüzde 40’ını kontrol edemeyen bir rejim Türkiye’ye şart dayatıyor öyle mi. Hadi, Halep’i terk ettiğiniz gibi İdlib’i de terk ettiniz diyelim, ertesi gün İdlib’deki ve çevre bölgedeki 5 milyona yakın insan Türkiye’ye girmek için kapıya yığılır, Esad yönetiminde kalmamak için. Bu mudur diplomasi. Yapılması gereken açık: BMGK kararının uygulanması şartıyla her görüşmeye hazır olmaktır.”