Demirtaş ve Kışanak’tan mahkeme heyetine: “İddianame MHP ve AK Parti genel merkezinde yazıldı, karşımıza onlar çıksın”

Bugün (2 Nisan) Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 6-8 Ekim 2014’teki Kobani protestolarıyla ilgili HDP yöneticilerine açılan davada tutukluluk incelemesi yapılıyor. Selahattin Demirtaş ve Gültan Kışanak, iddianamenin MHP Genel Merkezi’nde hazırlandığını, son halini AK Parti Genel Merkezi’nde aldığını iddia etti.

Kobani protestoları davasının tutukluluk incelemesi bugün (2 Nisan) Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor. Duruşmaya Sincan, Bakırköy, Edirne ve Kandıra Cezaevlerinde kurulan SEGBİS bağlantısıyla katılan sanıklar savunmalarını yapıyor.

Sanıklar şunları söyledi:

“Karşımıza AKP ve MHP çıksın”

Selahattin Demirtaş: “Bu iddianame seçimlere müdahale etmek, anayasal düzeni kökünden değiştirmek ve tek adam rejimine destek olmak suçu işlemiştir. Mahkeme yasaları çiğnemiştir. AYM’nin HDP kapatma iddianamesine yönelik aldığı kararı sizin de almanız gerekirdi. Bilmem kaç yüz sayfalık bu pespaye belge MHP Genel Merkezi’nde hazırlanmıştır, AKP Genel Merkezi’nde son hali verilmiştir. Tüm tutuklu arkadaşlarım ülkenin onurlu siyasetçileridir. Kendim hariç, onların özgürlüğünü talep ediyorum.”

Gültan Kışanak: “Demokrasi ve hukuk tarihine kapkara bir leke olarak geçen bu iddianamenin nerelerde hazırlandığını çok iyi biliyoruz. Mahkeme aradan çekilsin, gerçek sahipleriyle karşılaşalım. AKP ve MHP çıksın karşımıza. İnsan biraz mert olur.”

“Bu davanın hayırlı yanı yüzleşmeye ışık tutması olacak”

Ayla Akat Ata: “İddianame, 6-8 Ekim’deki bütün olayların dökümü olmuş ama ben de saldırıya uğrayanlardan birisiydim. Müşteki olmam gerekirken sanık olarak yer alıyorum. Biz o süreçte öldürülen herkese karşı sorumluyuz. Bu davanın hayırlı yanı, 6-8 Ekim olaylarıyla yüzleşmek, ona ışık tutmak olacaktır. Araştırılması, faillerin açığa çıkarılmasına vesile olacaktır. Bir tahliye talebim yok.”

Prof. Dr. Beyza Üstün: “Siyasi iktidar bizim üzerimizden siyasetini var etmeye çalışıyor. Buna son verin. Her geçen gün sağlık sorunu yaşayanların sayısı artıyor. Hak ettiğimiz özgürlüğün iade edilmesini istiyorum. Tutuklama gerekçesine de kaçma şüphesi yazmayın. Bize hakarettir bu. Biz kaçmayacağız, bu ülkeye özgürlüğü getireceğiz.”

 “Yeniden siyaset yapasım geldi”

Emine Ayna: “Uzun yıllardır siyaseti bırakmış birisi olarak siyaset yapasım geldi. Bağıra bağıra haykırmak istediğim çok şey var, asıl incelemenin yapılacağı 26 Nisan’a bırakıyorum. Avukatımla görüştüm, savcılık hakkında derhal bir dava açılmasını istedim. Çünkü yapılan suçlamalar ile iddianamede yer alan deliller arasında en ufak bir bağlantı yok. Tutuklamanın gerekçesi için söylenen gerekçe; suçlamanın ağırlığı… Deliller benim bazı yerlerde yapmış olduğum konuşmalar, bunların yüzde 99’unda da Öcalan’ın serbest bırakılmasını istemişim. Ne alaka? Suçlamayla ne alaka? Hem siyasi hem hukuki savunmamı 26 Nisan’da yapacağım. Tutukluluğun devamlılığını gerektirecek hiçbir şey yok.”

Berfin Özgü Köse: “İddianameye bakarsanız hakkımda bir tane bile delil bulunmuyor. 3 bin 530 sayfada kimlik bilgilerim ve savcılık ifadem dışında hiçbir şey yok.”

Nazmi Gür: “Sayın Cumhurbaşkanı iki kişinin cezaevinde kalacağını söylüyor. Cumhurbaşkanı yargıç mı? Sizler ne zaman karar yetkinizi Cumhurbaşkanına devrettiniz? İktidar sahipleri çok açık bir şekilde yargıya talimat vererek bu davaları oluşturmuşlardır. Siyasi bir dava olduğunun en büyük kanıtı, partimiz hakkında açılan kapatma davasıdır. İddianamenin AKP ve MHP genel merkezlerinde hazırlandığını iyi biliyoruz. Türkiye’nin açık kalan tek yargı kurumu Anayasa Mahkemesi kapatma davasını iade etmiştir. O iddianamenin iade kararını iyi okumalı ve gereğini yapmalısınız.”

Alp Altınörs: “Bu davanın bir görünen, bir de gerçek savcısı var. Gerçek savcısı Devlet Bahçeli. Yargısal gelişmeleri kamuoyuna duyuran bir siyasi parti lideri. Girdiğimiz dört siyasi seçimde de MHP’yi mağlup ettik. Barajın altına giden bir parti olarak bu davaları tertipliyor.”

Ayhan Bilgen: “Çok uzun ve siyasi mütalaada bulunmak istemiyorum. Siyasetçilerin siyasi görüşlerinin muhatabı toplumdur, siyasetçilerdir. Yargı ve mahkemeyi nerede görmek istiyorsam o eksende konuşacağım. İzninizle yargılama usulüyle ilgili bir noktaya değinmek istiyorum. Yargının bağımsızlığı, yargıya güven sadece yargının çözeceği bir konu değil. Siyasete de yargıya da güven sarsıldı. Bunu düzeltmek ve iyileştirmek, adalete olan inancı artırmak öncelikle yargı mensuplarının görevidir. Yargıyı nerede görmek istiyorsanız orada değerlendirin. Yargının nerede durduğunun kararını yargı mensupları verecek.

“İddia olunan suç son derece ağır. 38 kişinin ölümüyle ilgili… Tutuklu yargılama bir cezalandırmaya dönüşmüştür. Oysa bu bir istisnadır. Nasıl dosyada tutuksuz yargılananlar varsa ve kaçmamışlarsa, şu anda tutuklu yargılananların da kaçmama ihtimalini dikkate almalısınız.

“Belediye başkanı olarak, kendi irademle milletvekili dokunulmazlığımdan vazgeçtim. Hakkımda onlarca dosya vardı. Mahkemelerde aklanmayı tercih ederiz, yargıdan kaçmak söz konusu değil.

“Delilleri karartmak. Benimle ilgili delilleri karartmaya gücüm yetmez. Çünkü onlar cep telefonumdaki fotoğraflar benim iradem dışında telefonuma gelmiş mesajlardır, fotoğraflardır. Onları da karartamam zaten. Açıktan kendi paylaştığım sosyal medya mesajlarımı da ayrıca savunurum.”

Can Memiş: “İddianamede benimle ilgili herhangi bir unsur bulunmuyor. Sanık lehine değerlendirilmelidir. İçerikte, HDP Genel Merkezinden atılmış bir twit var. AİHM Büyük Daire’nin Demirtaş kararı zaten twitin suç teşkil etmeyeceğini değerlendirmiş. Bahse konu edilen toplantıya katılmadığımı da beyan etmiştir. AYM-Bilgen kararı da bu anlamda değerlendirilmelidir. Her iki yüksek mahkemenin kararının değerlendirilmesi gerekir.

“Bir hukuk öğrencisiyim. Yüksek Mahkeme kararı, gerekçeleri bakımından da bağlayıcıdır. Başkaca benzer davalar başka benzer ihlallere maruz kalmaması için tedbir yükümlülüğünden… Türkiye bir hukuk devletidir, bu tip devletler sadece hukuk kuralı koymazlar, bu kurallara uyarlar.

“İki üniversiteye kayıtlı öğrenciyim. Aile, okul, eğitim hayatım burada. Kaçma şüphesi yok ortada. Yaşanan hadiselerde, vahim eylemlerde şiddetten yana taraf olmadım. Hayat felsefem bakımından, vahim olayların azmettiricisi olma ihtimalim yok. Bu hayatın olağan akışına aykırı.”

Cihan Erdal: “6 aydır Sincan Cezaevinde özgürlüğümden mahrum tutuluyorum. İsmini koymakta zorlandığım bir iddianamede benimle ilgili herhangi bir iddia, niçin tutuklandığıma dair bir şey bulunmamaktadır. Buna rağmen manevi olarak ağır bir şiddet olarak tutuklamalarla karşı karşıyayım. Sadece HDP MYK üyesi olduğum için tutuklandım.

“Ben toplantıya katılmamıştım bile. Kişisel olarak 6-8 Ekim’de herhangi bir çağrıda bulunmamışım. Kaldı ki bu çağrıların siyasi söylem sınırında kaldığı, yaşanan çok üzücü olayların bu çağrıların bir sonucu olarak değerlendirilemeyeceği, tutuklamaya gerekçe gösterilemeyeceği AİHM-Demirtaş kararında belirtilmiştir. Toplantıya katılmayan birisinin o çağrıda bulunamayacağı da Bilgen kararında ifade edilmiştir.

“AİHM ve AYM kararlarının uygulanmasından fazlasını talep etmiyorum.

“Benimle ilgili iki Facebook paylaşımına yer verilmiş. Herhangi bir nefret söylemi, şiddet çağrısı yok. Yasal bir paylaşım. Hiçbir şiddet olayı yok, hdp.org.tr’den paylaşmışım.

“Evrensel’den bir haber paylaşmışım. Bir baba oğlunu askerde kaybetmiş, acılı. Ben de bunu paylaşmışım. Bunun Kobani olaylarıyla ilgisi, benimle ilgisi izah edilmemiş. Ne yönden suç teşkil ediyor? Nasıl etki ediyor 6-8 Ekim olaylarına? Bir izah yer almıyor iddianamede.

“Hayatım boyunca, HDP MYK üyesi olduğum dönem de dahil olmak üzere, hiçbir yerden talimat almadım. MYK üyesi olmayan birisinin toplantıya katıldığına şahit olmadım. Şiddetle bir şeylerin değişeceğine hiçbir zaman inanmadım. Gözaltına dahi alınmadım. Bırakın bunu, en ufak bir soruşturmam bile olmadı.

“Nasıl daha iyi bir akademisyen olurum, Türkiye’nin, dünyanın iyiliğine nasıl katkı sunabilirim? Bundan başka bir derdim olmadı.

“2016’da doktoraya başladım, 2017’de Erasmus bursu kazandım. Ardından doktoramı Kanada’da devam ettirmeye karar verdim. 2018’den beri Kanada’da yaşıyorum. Kanada’ya taşınırken nüfus müdürlüğünü aradım, ev adresimi verdim, Türkiye’de ailemin ev adresini verdim. Her gittiğim yer belliydi. Her yıl ailemi ziyaret etmeye geldim. Akademik iş birliği için geldim. Yeğenimin doğumunu görmek için geldim.

“Birisinin aleyhine eylemim olduğuna dair bir inancım olsa gelir miyim? Kaçma şüphesi olan bir insan mıyım ben?

“Sayın Demirtaş ve Yüksekdağ’ın mahkumiyetinin ardından Türkiye’ye geldim. Sayın Altan Tan’ın durumuyla hukuki açıdan hiçbir fark olmamasına rağmen, haklı olarak ona uygulanmayan tutukluluk tedbiri niçin benim için uygulanmıyor?

“Sadece özgürlük hakkım ihlal dilmiyor. Masumiyet karinem, lekelenmeme hakkım ihlal ediliyor. Benim yerim kütüphanedir, üniversitedeki odamdır.”

Önceki İçerikYeni ‘milli mutabakat’ın kalemşorlarının Hrant Dink davası analizleri
Sonraki İçerikTürkiye Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi’nde 156 ülke arasında 133’üncü sırada