11 Eylül 2001’de El Kaide mensuplarının kaçırdığı uçaklarla New York’taki Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon’a düzenlediği saldırılarda 2 bin 977 kişi hayatını kaybetti. Saldırılar, yalnızca ABD’nin değil, Batı dünyasının güvenlik ve dış politikasını yaklaşık çeyrek asır boyunca belirledi.
BBC Güvenlik Muhabiri Frank Gardner, saldırıların 25’inci yılında yayımlanan analizinde, 11 Eylül’den bu yana Batılı istihbarat servislerinin geçirdiği dönüşümü, yapılan hataları ve kaçırılan stratejik fırsatları ele aldı.
Gardner’a göre 11 Eylül’ün en önemli dersi, istihbarata sahip olmanın tek başına yeterli olmadığıydı. CIA, saldırılardan yıllar önce Usame bin Ladin ve El Kaide ağını takip ediyor, hatta Bin Ladin’i izlemek için özel bir çalışma grubu bulunduruyordu. FBI’ın da saldırganlarla bağlantılı olabilecek bazı kişiler hakkında bilgileri vardı.
Ancak kurumların elindeki parçalar saldırıyı ortaya çıkaracak şekilde bir araya getirilemedi.
11 Eylül Komisyonu: Hayal gücü, politika, kapasite ve yönetim başarısızlığı
Saldırıların ardından hazırlanan 11 Eylül Komisyonu Raporu, ABD yönetimindeki başarısızlığı dört başlık altında tanımladı: “Hayal gücü, politika, kapasite ve yönetim başarısızlıkları.”
Rapora göre CIA ve FBI, ellerindeki istihbaratı gerektiği gibi değerlendiremedi, birbirleriyle yeterince bilgi paylaşmadı ve saldırı planını bozabilecek adımları zamanında atamadı.
11 Eylül’den dokuz gün sonra dönemin ABD Başkanı George W. Bush “Teröre Karşı Savaş” ilan etti. Ardından Amerikan istihbarat sistemi büyük ölçüde yeniden yapılandırıldı.
Washington yakınlarında Ulusal Terörle Mücadele Merkezi kuruldu. ABD’nin 18 ayrı istihbarat kuruluşu arasındaki koordinasyonu sağlamak üzere Ulusal İstihbarat Direktörlüğü oluşturuldu.
İngiltere’de de MI5 ile terörle mücadele polisinin çalışma biçimi değişti. Önce ülkenin farklı bölgelerinde ortak merkezler oluşturuldu, ardından Londra’da yüksek güvenlikli Terörle Mücadele Operasyon Merkezi kuruldu. Burada MI5 istihbarat görevlileri, polisler, FBI ajanları ve GCHQ’dan görevlendirilen uzmanlar aynı operasyon üzerinde birlikte çalışabiliyor.
ABD ile İngiltere arasındaki CIA-MI6 ilişkisi de dünyanın en yakın istihbarat ortaklıklarından biri olmayı sürdürürken ABD, İngiltere, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın oluşturduğu Five Eyes sistemi üzerinden istihbarat paylaşımı genişledi.
Irak savaşı: İstihbarat siyasetin baskısı altında kaldı
Ancak 11 Eylül’den çıkarılan dersler yeni ve büyük istihbarat hatalarını engelleyemedi.
Gardner, bunun en önemli örneklerinden biri olarak 2003 Irak işgalini gösterdi.
ABD yönetiminin Saddam Hüseyin’in hâlâ “kitle imha silahlarına” sahip olduğuna ilişkin kanıt aradığı dönemde MI6, Tony Blair hükümetine daha sonra hatalı olduğu ortaya çıkan istihbarat sağladı.
Irak geçmişte kimyasal ve biyolojik silahlara sahip olmuştu ancak Gardner’ın aktardığına göre bunlar 1991 Körfez Savaşı’nın ardından ortadan kaldırılmıştı.
İngiltere’de daha sonra hazırlanan Butler Raporu da Irak’ın kitle imha silahları programına ilişkin İngiliz istihbaratının “ciddi biçimde kusurlu ve doğrulanmamış kaynaklara fazlasıyla bağımlı” olduğu sonucuna vardı.
Irak’ta tümen komutanı olarak görev yapan General Sir Richard Shirreff, BBC’ye şunları söyledi:
“2003 Irak savaşı son derece kusurlu istihbarata dayanıyordu. Bundan ders çıkardık mı? Hayır. Bence ders çıkarmakta kötüyüz. Bir komutan olarak stratejik başarısızlığa doğru gittiğimiz çok açıktı.”
Irak skandalının ardından MI6, sahadan gelen ham istihbaratı değerlendirme sistemini değiştirdi. Bugün sahadaki ajanlardan bilgi toplayan görevlilerle, gelen bilgiyi inceleyip sorgulayan ekipler birbirinden ayrılmış durumda. Değerlendirme ekipleri gerektiğinde bilgiyi geri göndererek daha fazla kanıt talep ediyor.
MI5’in radarındaydı ama 7/7 saldırısını engelleyemedi
11 Eylül sonrasında İngiltere’nin karşı karşıya olduğu en büyük güvenlik tehdidi de El Kaide ve bağlantılı örgütler olarak değerlendirildi.
2007-2013 yılları arasında MI5’i yöneten Lord Jonathan Evans’a göre teşkilatın o dönemde veri tabanında 20 binden fazla “ilgi konusu kişi” bulunuyordu. Çok sayıda soruşturmanın aynı anda yürütülmesi, hangi kişinin ve hangi istihbaratın öncelikli olduğuna karar verilmesini zorlaştırıyordu.
Bu sistem 2005’te büyük bir sınavdan geçemedi.
7 Temmuz 2005’te Londra’da gerçekleştirilen intihar saldırılarında 52 kişi öldü. MI5, saldırıların lideri olduğu ortaya çıkan Mohammed Sidique Khan’dan daha önce haberdardı ancak saldırı hazırlığında olduğunu tespit edememişti.
Gardner, 2017’deki Manchester Arena saldırısını da daha yakın tarihteki istihbarat başarısızlıklarından biri olarak gösterdi.
MI6’in eski başkanı: Çin’in yükselişini kaçırdık
BBC analizinin dikkat çekici bölümlerinden biri ise Batılı istihbarat servislerinin 11 Eylül sonrasında terör tehdidine yoğunlaşırken devletlerden gelen tehditleri ikinci plana atmasının sonuçları.
Eski MI5 Başkanı Jonathan Evans, bugünkü güvenlik tablosunun 2001’den çok farklı olduğunu söyledi:
“Devlet dışı terörizm ciddi bir endişe olmaya devam ediyor ancak devlet tehditleri giderek daha ciddi hale geldi ve en az devlet dışı terörizm kadar ağır bir ulusal güvenlik sorunu oluşturuyor.”
Evans bu tehditlerin farklı biçimlerde Rusya, İran ve onların vekil güçleri ile Çin’den geldiğini belirtti.
2014-2020 yılları arasında MI6 Başkanı olan Sir Alex Younger ise Batı’nın 11 Eylül sonrasında yaptığı stratejik tercihin daha büyük sonucuna dikkat çekti:
“Bu yüzyılın ilk 20 yılını neredeyse tamamen terörle mücadele ve kontrgerillaya odaklanarak geçirdik. Çin’in askeri bir güç ve stratejik bir meydan okuma olarak yükselişini kaçırdık.”
Batılı ülkeler Afganistan’da Taliban’la, Irak’ta işgalin sonuçlarıyla, El Kaide ve daha sonra IŞİD’le mücadele ederken Rusya ve Çin büyük silahlanma programları yürüttü.
Gardner’a göre özellikle hipersonik füze teknolojileri gibi alanlardaki ilerlemeler, NATO’nun Soğuk Savaş sonrasında sahip olduğu askeri üstünlüğü ciddi biçimde aşındırdı.
“Çin’in yükselişinin niteliğini yanlış anladık”
Güvenlik ve istihbarat şirketi Sibylline’ın baş analisti Sam Olsen da sorunun yalnızca Batı’nın dikkatinin terörizme yönelmiş olması olmadığını söyledi.
Olsen’a göre Batı, Çin’in ekonomik olarak dünya sistemine entegre oldukça siyasi olarak da Batılı ülkelere yakınlaşacağını varsayarak Çin’in yükselişinin niteliğini yanlış değerlendirdi.
Bugün Çin ve Rusya, MI6’in en önemli istihbarat hedefleri arasında.
Ancak Çin’deki gelişmiş biyometrik gözetim sistemleri istihbarat faaliyetlerini de zorlaştırıyor. 2001’de henüz başlangıç aşamasında olan yüz, iris ve yürüyüş tanıma teknolojileri bugün ajanların ve onları yöneten istihbarat görevlilerinin sınırları fark edilmeden geçmesini çok daha güç hale getiriyor.
Olsen’a göre Batılı istihbarat servislerinin Çin konusunda yaşadığı temel sorun bilgi eksikliği de değil:
“Batılı istihbarat Çin hakkında çok şey biliyor. Daha büyük tehlike, tek tek parçaları görüp bunların toplamda ne anlama geldiğini her zaman anlayamaması.”
Çin’in gücünün artık yalnızca gemilerden, füzelerden ve askerlerden oluşmadığını belirten Olsen; yarı iletkenler, kritik mineraller, bataryalar, limanlar, telekomünikasyon altyapısı ve sanayi kapasitesinin de Çin’in stratejik gücünün parçaları haline geldiğini söyledi.
Olsen bunu “istihbarat toplama başarısızlığından çok stratejik yorumlama başarısızlığı” olarak tanımladı.
Gardner: İran saldırısında da aynı sorun yaşandı
Gardner, aynı “stratejik hayal gücü” sorununu 2026’da ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail’in yanında İran’a yönelik saldırılara katılması konusunda da gündeme getirdi.
BBC Güvenlik Muhabiri’ne göre ABD’nin Körfez’deki müttefikleri, İran’a yönelik bir saldırının Tahran yönetiminin Hürmüz Boğazı’nı kapatmasıyla sonuçlanabileceği konusunda ciddi bir risk bulunduğunu biliyordu.
Uyarılara rağmen Trump yönetiminin, İran’ın daha önce tehdit ettiği gibi Hürmüz’ü kapatmasının ardından ortaya çıkacak durum için yeterli bir karşı stratejiye sahip olmadığı görüntüsü verdiğini yazan Gardner, bunun küresel enerji piyasalarında büyük aksamalara yol açtığını belirtti.
11 Eylül sonrasının karanlık bilançosu: Guantanamo ve işkence
BBC analizinde 11 Eylül sonrasında terör saldırılarını önlemek amacıyla alınan tedbirlerin insan hakları bilançosuna da geniş yer verildi.
Saldırılardan hemen sonra El Kaide, yeni uçak saldırılarının geleceğini ilan etmiş, ABD ve müttefiklerinde ikinci bir saldırı dalgası beklentisi oluşmuştu.
Afganistan ve Pakistan’da çok sayıda şüpheli, bazı durumlarda son derece zayıf ihbarlar üzerine yakalandı. Yüzlerce kişi elleri ve gözleri bağlanarak Küba’daki ABD üssü Guantanamo Bay’e götürüldü ve yargılanmadan tutuldu.
Irak ve Afganistan’da ABD gözetimindeki tutuklulara yönelik kötü muamele ve işkence vakaları daha sonra ortaya çıktı. Gardner, bazı sorumlular hakkında işlem yapılmasına rağmen insan hakları örgütlerinin üst düzey isimlerin hesap vermediği yönündeki eleştirilerini hatırlattı.
İngiltere de benzer bir skandala karıştı. MI6, 2004 yılında Libyalı İslamcı Abdelhakim Belhaj ve eşinin Tayland’dan kaçırılarak Libya’ya götürülmesinde rol oynadı. Belhaj, Muammer Kaddafi rejimi tarafından yıllarca cezaevinde tutuldu ve işkence gördü.
Olayın ortaya çıkmasının ardından İngiliz hükümeti 2018’de Parlamento’da kamuoyu önünde özür diledi. Gardner’a göre bu ve benzeri olayların ardından istihbarat kurumlarının hukuk birimleri önemli ölçüde büyüdü.
7 Ekim de “İsrail’in 11 Eylül’ü” oldu
Gardner’a göre istihbarat ve stratejik değerlendirme hataları yalnızca ABD ve İngiltere’ye özgü değil.
Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı tam kapsamlı işgal girişiminde bulunurken yaptığı askeri ve siyasi hesap hataları bunun örneklerinden biri.
Bir diğer örnek ise Hamas öncülüğündeki silahlı grupların 7 Ekim 2023’te Gazze’den İsrail’e düzenlediği saldırı. Gardner, saldırının bazı çevrelerce “İsrail’in kendi 11 Eylül’ü” olarak tanımlandığını hatırlattı.
25 yıl sonra aynı soru
Gardner’a göre yapay zekâ ve kuantum bilgisayarların gelişmesiyle istihbarat dünyası önümüzdeki yıllarda 2001’de hayal edilemeyecek ölçüde değişecek.
Ancak teknolojik kapasite artsa da 11 Eylül’ün ortaya çıkardığı temel problem tamamen ortadan kalkmış değil.
11 Eylül sabahında Amerikan istihbarat servislerinin elinde saldırının yapbozunun çeşitli parçaları bulunuyordu. Kurumlar bu parçaları zamanında birleştirerek yaklaşan saldırıyı göremedi.
Çeyrek asır sonra Batılı istihbarat servisleri çok daha fazla bilgi topluyor, bu bilgileri birbirleriyle çok daha hızlı paylaşıyor ve çok daha gelişmiş teknolojiler kullanıyor.
Ancak Gardner’a göre 11 Eylül’den Irak savaşına, Çin ve Rusya’nın yükselişinden 7 Ekim’e kadar uzanan 25 yıllık bilanço aynı soruyu açık bırakıyor: Çok iyi istihbarat toplamak yeterli değil; asıl mesele, elde edilen bilgiyi zamanında doğru stratejik sonuca dönüştürebilmek.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.