Birleşik Krallık, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’da aynı anda bağımsızlık ya da İrlanda’yla birleşme yanlısı partilerin hükümetlerin başında bulunduğu sıra dışı bir siyasi dönemden geçerken, ABD Başkanı Donald Trump’tan tartışmayı daha da büyütecek bir çıkış geldi.
Trump, Cumartesi günü İrlanda Başbakanı (Taoiseach) Micheál Martin ile Dublin’de düzenlediği ortak basın toplantısında, Kuzey İrlanda ile İrlanda Cumhuriyeti’nin birleşmesini görmek istediğini açıkça söyledi.
Trump: “Zaten olacaksa şimdi olsun”
Trump, birleşik İrlanda konusunda kendisine yöneltilen soruya şu yanıtı verdi:
“Başımı belaya sokmak istemiyorum ama size söyleyeyim, birleşmiş halini görmeyi çok isterim. Bunun herkesin şapkasında güzel bir tüy olacağını düşünüyorum.”
Trump bunun uzun vadede zaten gerçekleşeceğini düşündüğünü de söyledi:
“Bence zaten olacak. Madem olacak, şimdi olsun.”
Kuzey İrlanda’nın İrlanda Cumhuriyeti ile birleşmesinin “muhteşem” olacağını söyleyen Trump, İngiltere’nin tutumunun da dikkate alınması gerektiğini kabul etti:
“İngiltere’nin bu konuda söyleyecek bir şeyi olacak elbette. Ama bence bu harika bir şey olur. Nasıl kötü olabilir ki?”
Sözlerinin yaratabileceği tartışmanın farkında olduğunu daha sonra kabul eden Trump, “Ne söylersen söyle, iyi bir cevap yok. Ben güzel bir cevap verdim bence. Yarın düşünürüz” dedi.
Trump’ın açıklaması, ABD başkanlarının Hayırlı Cuma Anlaşması sonrasında Kuzey İrlanda’nın anayasal statüsü konusunda izlediği temkinli çizgiden belirgin biçimde ayrıldı.
Trump’ın Dublin ziyareti aynı zamanda kent tarihinin en büyük güvenlik operasyonlarından birine sahne oldu. Yaklaşık 4 bin polis ve güvenlik görevlisinin görev yaptığı, keskin nişancıların da konuşlandırıldığı operasyonun maliyetinin 20 milyon avroyu bulduğu bildirildi.
Downing Street sessiz, DUP tepkili
Trump’ın sözleri Londra’da da yankı buldu.
İngiltere Başbakanı Andy Burnham, yalnızca iki hafta önce Kuzey İrlanda’da birleşme referandumunun “masada olmadığını” söylemişti. Bu açıklama Sinn Féin çevrelerinde tepkiyle karşılanmıştı.
Downing Street, Trump’ın Dublin’deki sözlerine doğrudan karşılık vermedi. Başbakanlık sözcüsü bunun yerine Burnham’ın Çarşamba günü parlamentoda yaptığı ve İngiliz hükümetinin Hayırlı Cuma Anlaşması’na “yüzde yüz bağlı” olduğunu söylediği açıklamaya işaret etti.
Demokratik Birlik Partisi (DUP) lideri Gavin Robinson ise Trump’a açıkça itiraz etti:
“Kuzey İrlanda’nın anayasal geleceğine Londra’da, Dublin’de ya da Washington’da yapılan yorumlar değil, Kuzey İrlanda halkı karar verecek.”
DUP’lu Gregory Campbell da Trump’ın açıklamasını “yine bir Trump’lık” diye nitelendirdi ve ABD Başkanı’nın daha önce Grönland’ın ABD’ye katılması yönündeki çıkışlarıyla karşılaştırdı.
Pazartesi Cardiff’te üç milliyetçi lider buluşuyor
Trump’ın çıkışının zamanlamasını daha dikkat çekici hale getiren ise Birleşik Krallık içindeki gelişmeler.
İskoçya Başbakanı John Swinney, Galler Başbakanı Rhun ap Iorwerth ve Kuzey İrlanda Başbakanı Michelle O’Neill, Pazartesi günü Cardiff’te bir araya gelecek.
Swinney İskoç Ulusal Partisi’nin (SNP), Iorwerth Plaid Cymru’nun, O’Neill ise Sinn Féin’in lideri.
Üç isim toplantıya hükümet başkanları sıfatıyla değil, partilerinin liderleri olarak katılacak. Görüşmenin sonunda İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda halklarının kendi anayasal gelecekleri hakkında referandum düzenleme hakkını savunan ortak bir mutabakat muhtırası imzalanması planlanıyor.
Buluşma, aynı gün Cardiff’te yapılacak Ulusal Ekonomi Konseyi toplantısıyla da çakışıyor.
İskoçya Başbakanı Swinney zirve öncesinde yaptığı açıklamada “anayasal değişimin arkasındaki ivmenin inkâr edilemez” olduğunu söyledi ve Westminster’ın “Birleşik Krallık sonrası bir geleceğe” hazırlanması gerektiğini savundu.
Başbakan Burnham ise Swinney’e gönderdiği mektupta İskoçya’da yeni bir bağımsızlık referandumu yapılması konusunda “şu anda bir mutabakat bulunmadığını” bildirdi.
Swinney, Burnham’ın bu ifadesini farklı yorumladı. İskoç lider, yeterli kamuoyu desteğinin oluşması halinde Londra’nın yeni bir referanduma izin verebileceğinin Başbakan tarafından zımnen kabul edildiğini savundu.
Üç ülkede de kamuoyu farklı
Ancak bağımsızlık yanlısı partilerin üç bölgede aynı anda iktidarda bulunması, seçmenlerin çoğunluğunun ayrılığı desteklediği anlamına gelmiyor.
Kuzey İrlanda’da yapılan araştırmalar özellikle farklı sonuçlar veriyor.
Liverpool Üniversitesi İrlanda Araştırmaları Enstitüsü’nün Haziran ayında yayımladığı ankete göre, İrlanda’nın birleşmesini destekleyenlerin oranı yüzde 35,8’e gerilerken Birleşik Krallık içinde kalmak isteyenlerin oranı yüzde 61,4’e çıktı. Araştırmaya göre birleşme desteği son on yılın en düşük seviyesindeydi.
Buna karşılık başka kamuoyu araştırmalarında birleşme yanlılarının daha yüksek oranlara ulaştığı görülüyor.
Galler’de de bağımsızlık henüz çoğunluk desteğine sahip değil. Olası bir referandumda oy kullanacağını belirten seçmenler arasında bağımsızlığa destek yaklaşık yüzde 32 düzeyinde.
İskoçya ise üç bölge arasında bağımsızlık tartışmasının en uzun süredir güçlü biçimde devam ettiği yer. 2014’te yapılan referandumda seçmenlerin yüzde 55’i Birleşik Krallık’ta kalmayı, yüzde 45’i bağımsızlığı tercih etmişti.
Trump’ın çıkışı İsrail kararına misilleme mi?
Trump’ın açıklamasının zamanlaması başka bir tartışmayı da beraberinde getirdi.
İngiltere’nin 8 Eylül’de İsrail’in Batı Şeria’daki yerleşimleriyle ticarete yönelik yasak kararı almasından birkaç gün sonra Trump’ın Birleşik Krallık’ın bütünlüğünü doğrudan ilgilendiren birleşik İrlanda konusunda bu kadar açık konuşması, iki gelişmenin bağlantılı olabileceği yönünde spekülasyonlara yol açtı.
Ancak şu ana kadar bu iddiayı destekleyen somut bir kanıt ortaya çıkmış değil.
Times of Israel’in Batılı bir yetkiliye dayandırdığı habere göre Burnham, Batı Şeria kararını açıklamadan önce Trump’ı bilgilendirdi ve ABD Başkanı karara itiraz etmedi.
Trump daha sonra İngiltere’nin kararını doğrudan eleştirmek yerine zamanlaması hakkında soru işaretleri bulunduğunu söylemekle yetindi ve konuyu İsrail hükümetine bıraktı.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da İngiltere’ye yönelik sert bir tepki vermedi ve Londra’nın tutumunu “kendi verdikleri bir karar” olarak nitelendirdi.
Karara en sert tepkiler İsrail hükümeti ile ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’den geldi.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.