Başkanlık sistemi: Daha az özgürlük, daha az gelir, daha mutsuz toplum*

Gelişmiş ülkelerin yüzde 80’i parlamenter sistemle, gelişmekte olan ülkelerin yüzde 52’si başkanlık veya yarı başkanlık sistemiyle, en az gelişmiş ülkelerin ise yüzde 75’i başkanlık veya yarı başkanlık sistemi ile yönetilmektedir. İnsani Gelişmişlik Endeksine göre en gelişmiş 10 ülkenin 9’unda parlamenter sistem, en az gelişmiş 10 ülkenin 6’sında yarı başkanlık, 3’ünde başkanlık sistemi var. Sonuç açık; gelişmiş ülkeler ligine çıkmak istiyorsak güçlendirilmiş parlamenter sistemine geçmemizin bir tercih değil bir zorunluluktur.

Dünya genelinde ülkeler çok farklı yönetim şekilleri benimsemiş olup, ülkenin tarihsel arka planı, coğrafi konumu, sosyo-kültürel alt yapısı gibi pek çok farklı etken yönetim şeklinin belirlenmesinde rol oynamıştır. 

Uygulanan yönetim şekillerine çeşitli açılardan bakıldığında farklı sınıflamalar yapılabilmektedir. Örneğin devlet başkanının başa gelmesinde uygulanan yönteme göre yönetim şekline bakıldığında, yetkilerin miras yoluyla devralındığı “Monarşi” ve yetkilerin belirli bir süreyle halk tarafından seçimle belirlendiği “Cumhuriyet” olmak üzere iki ana başlık altında sınıflandırabilir. Öte yandan yönetim şekilleri yürütmenin tek mi yoksa çift başlı olmasına göre de sınıflanabilmektedir. Buna göre yürütmenin tek başlı olduğu sistemler “Başkanlık”; yürütmenin çift başlı olduğu sistemler ise “Parlamenter” veya “Yarı Başkanlık” adı altında toplanabilmektedir.

Bilindiği üzere Türkiye 16 Nisan 2017 tarihinde gerçekleştirilen anayasa referandumu ile yönetim sistemini değiştirmiş, o tarihten itibaren de Parlamenter sistemden, adı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi olsa da, gerçekte Başkanlık sistemine geçilmiştir.  Yürürlüğü ve getirileri açısından hâlâ önemli bir tartışma konusu olan yeni sistemin tarafsız olarak incelenmesi, veriler ışığında şeffaf bir şekilde tartışılması, kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi açısından elzemdir. Maalesef bu tartışmalar yeterince yapılmadan tepeden inme bir şekilde, referandumla birlikte kamuoyu etkilerini anlayamayacağı bir tercih yapmak durumunda bırakılmıştır. Bununla birlikte gelinen noktada, başta birçok muhalefet partisi olmak üzere iktidar partisi içinden bile sistemin revizesi ile ilgili sesler yükselir hale gelmiştir.

Peki, yönetim sisteminin ülkenin gelişmişliğine etkisi var mıdır? Varsa hangi yönetim sistemi daha iyidir? Veya hangi ülkelerin gelişmişlik seviyesi ile yönetim sistemleri arasında bir ilişki vardır? Bu sorulara cevap verebilmek için verilere bakmak gereklidir. Günümüzde ülkelerdeki yönetim sistemlerinin ülkelerin kalkınmışlıklarına olan muhtemel etkileri verilerle değerlendirilebilir niteliktedir. Yaşadığımız dünyada doğru veriye erişim daha önceki çağlarla kıyaslanamayacak ölçüde kolaylaşmıştır. Kendi sistemimizi inşa etmek için artık yönetim sistemlerine ilişkin performans çıktıları diyebileceğimiz bu verilere ulaşabiliyoruz. İyi bir sistem inşa edilmek isteniyorsa, evvela dünyadaki bu tecrübelerin geçerli verilerle yansıtıldığı tabloları iyi okumak gerekir. Sistem tartışmaları yapılırken yürütmenin tek ya da çift başlı olmasının performans durumu, ülkelerin gelişmişlik ve kalkınma göstergelerinin incelenmesi ile değerlendirilebilir.

Öncelikle neyi tartıştığımızı daha kolay anlayabilmek için, kısaca yönetim sistemlerinin tanımlarına bakmakta fayda var.

Başkanlık sistemi yürütme organının ve devlet başkanlığının belirli bir süre ile halk tarafından seçilen tek kişi tarafından yönetilmesi esasına dayanır. Yürütme tek başlıdır ve siyaseten sorumludur. Başkanlık sistemi ABD’de doğduğu hali ile ayırıcı özelliği, halk tarafından seçilen başkanın yürütme gücünü tek basına elinde bulundurması ve güçler ayrımı ilkesinin katı bir biçimde uygulanmasıdır. Halk tarafından seçilen başkanın yanı sıra yine halk tarafından seçilen meclis bulunmaktadır. Bu sistemde yasama organı başkanı düşüremediği gibi başkan da yasama organını feshedemez. Fakat ülkemizde uygulanan şeklinde ABD’dekinden farklı olarak Cumhurbaşkanı meclis seçimlerini yenileyebilme yetkisine sahiptir. Bunun yanı sıra Türk tipi Başkanlık Sistemi olarak tanımlanan yapıda Cumhurbaşkanının üst düzey atamaları hiçbir denetime tabi değildir. ABD’de ise bu atamalar Senato onayına tabidir. Ayrıca ülkemizde uygulandığı şekli ile kararname yetkisi ABD’ye göre TBMM’yi etkisizleştirecek ve bypass edecek şekilde çok daha geniş alanda kullanılmaktadır. Ayrıca ABD’deki yapıda Başkanın yargı ile ilgi atamaları çok daha kısıtlı iken Türkiye’deki uygulamada Cumhurbaşkanı istediği gibi yargıyı şekillendirebilecek şekilde atama yetkisi ile donatılmıştır ki; bu da haklı olarak yargı bağımsızlığının tehlikeye atılması ve yargının siyasallaştırılması kaygısını beraberinde getirmektedir.

Görüldüğü üzere Türk tipi başkanlık sistemi temelde yukarıda sayılan nedenlerden ötürü ABD’deki uygulamadan ayrışmakta kuvvetler birliğine ve otokratik yönetime daha yakın bir görünüm sergilemektedir. Bu yapıyı farklılaştıran Başkanın parti ile olan ilişkisi ve ABD’nin eyalet sistemi ile yönetilmesi gibi unsurlar da eklenebilir. Türk tipi Başkanlık sisteminde Başkanın yetkisini dengeleyecek mekanizmalar bilinçli olarak çok eksik bırakılmıştır.

Parlamenter sistemin başlıca özellikleri ise yürütmenin iki başlı olması, siyasi olarak sorumsuz bir devlet başkanı ile siyasi sorumlu bir başbakanın varlığı, yürütmenin yasamaya karşı sorumlu olması, kabine liderinin parlamentonun içinden çıkması ve parlamentonun güvenine dayanmasıdır. Kuvvetler ayrılığı söz konusudur. Bu sistem Cumhuriyet rejimi ile yönetilen ülkelerde olduğu gibi Monarşi ile yönetilen ülkelerde de uygulanabilmektedir.

Parlamenter sistemde Başkanlık Sisteminden farklı olarak, yasama ve yürütme organları birbirinin hukuki varlığına son verebilir, aynı kişi her iki organda görev alabilir ve yürütme organı yasama çalışmalarına katılır.  Monarşi rejiminde bu sistemle yönetilen ülkelere İngiltere, Japonya, Kanada ve Danimarka; Cumhuriyet rejiminde bu sistemle yönetilen devletlere ise Almanya, İzlanda, Finlandiya, İtalya ve İrlanda örnek olarak verilebilir.

Yarı Başkanlık sisteminde de yürütme çift başlıdır. Bu sistemde Başkanlık sisteminde olduğu gibi başkan halk tarafından seçilmekte olup, Başkanlık sisteminde olduğu kadar olmasa da Parlamenter Sistemdeki devlet başkanına nazaran önemli yetkilere sahiptir. Başkanlık sisteminden farklı olarak Başbakanın başkanlığındaki kabine mevcuttur ve bu kabine parlamento karşı çıkmadığı sürece görevde kalır. Fransa, Tunus, Cezayir, Rusya, Ukrayna yarı başkanlık sistemini uygulayan bazı ülkelerdir.

Dünyada yönetim şekillerine göre ülkelerin dağılımı incelendiğinde % 39,3’ünün Parlamenter, % 25,7’sinin Başkanlık, % 25,1’inin Yarı Başkanlık ve %9,8’inin diğer[1] yönetim şekillerine göre yönetildiği görülmektedir.

         Tablo 1. Kıtalara göre Yönetim Şekillerinin Dağılımı

KıtaParlamenter SistemBaşkanlık SistemiYarı Başkanlık SistemiDiğerGenel Toplam
Afrika51727454
Asya147101242
Avrupa3236142
Kuzey Amerika1281122
Güney Amerika11213
Okyanusya91  10
Genel Toplam72474618183
Oran (%)39.325.725.19.8100.0

Ülkelerin bulundukları kıtalara göre yönetim şekillerinin dağılımına bakılacak olursa; Başkanlık Sisteminin Güney Amerika’da % 84,6, Kuzey Amerika’da % 36,4, Afrika’da  % 31,5 oranında uygulanan bir yönetim sistemi olduğu görülmektedir. Buna karşın Parlamenter Sistem Okyanusya’da % 90,  Avrupa’da % 76,2, Kuzey Amerika’da %54,5 ve Asya’da % 33,3 oranında uygulanmaktadır. Yarı Başkanlık Sistemini benimseyen ülkelerin dağılımı ise Afrika’da %50, Asya’da % 23,8, Güney Amerika % 15,4, ve Avrupa’da % 14,3’tür.

Tablo 2. Kıtalara göre Yönetim Şekillerinin Dağılımı (%)

KıtaParlamenter SistemBaşkanlık SistemiYarı Başkanlık SistemiDiğerGenel Toplam
Afrika9.331.550.07.4100.0
Asya33.316.723.828.6100.0
Avrupa76.27.114.32.4100.0
Kuzey Amerika54.536.44.54.5100.0
Güney Amerika0.084.615.40.0100.0
Okyanusya90.010.00.00.0100.0
Genel Toplam39.325.725.19.8100.0

Tablo 3. Yönetim Sistemlerine Göre Ülke Grupları

Yönetim ŞekliOECDABG20 G8
Başkanlık Sistemi6161
Diğer 2 
Parlamenter Sistem272385
Yarı Başkanlık Sistemi4432
Genel Toplam3728198

Ülke gruplarına göre bakıldığında ise OECD ülkelerinin (% 73), AB ülkelerinin (% 82), G20 ülkelerinin (% 42)  ve G8 ülkelerinin (% 63) büyük çoğunluğunun Parlamenter sistemi tercih ettiği görülmektedir.

Yukarıdaki tablolardan görülebileceği üzere gelişmiş ülkelerin büyük çoğunluğu parlamenter sistemle yönetilmektedir. Ayrıca ülkelerin gelişmişlik düzeylerine göre sınıflandırıldığı Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal İlişkiler Departmanı (UN/DESA) sınıflamasına göre ülke yönetimleri kıyaslandığında; gelişmiş ülkelerin %79’unun, gelişmekte olan ülkelerin ise %31’inin Parlamenter Sistemle yönetildiği görülmektedir.

Tablo 4. Yönetim Sistemleri ve Ülkelerin Gelişmişlik Durumları

Yönetim ŞekliGelişmişGelişmekte OlanGeçiş ekonomisiEn Az GelişmişGenel Toplam
Başkanlık Sistemi33011347
Diğer114318
Parlamenter Sistem31267872
Yarı Başkanlık Sistemi41382146
Genel Toplam39831645183

Gelişmiş ülkelerin yüzde 80’ni parlamenter sistem ile yönetilirken, gelişmekte olan ülkelerin yüzde 52’si başkanlık veya yarı başkanlık sistemi ile en az gelişmiş ülkelerin ise yüzde 75’nin başkanlık veya yarı başkanlık sistemi ile yönetildiği görülmektedir. 

Tablo 5. Yönetim Sistemleri ve Ülkelerin Gelişmişlik Durumları (%)

Yönetim ŞekliGelişmişGelişmekte OlanGeçiş ekonomisiEn Az GelişmişGenel Toplam
Başkanlık Sistemi7.736.16.328.925.7
Diğer2.616.90.06.79.8
Parlamenter Sistem79.531.343.817.839.3
Yarı Başkanlık Sistemi10.315.750.046.725.1
Genel Toplam100.0100.0100.0100.0100.0

Yine gelişmişlik konusunda bir diğer önemli endeks olan ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından hazırlanan İnsani Gelişme Endeksine bakacak olursak, 2018 yılında İnsani Gelişme Endeksi sıralamasında Norveç, 0,954 endeks değeri ile en yüksek, Nijer ise 0,377 endeks değeri ile en düşük insani gelişme endeks değerine sahip ülkedir. Türkiye 2018 yılında 0,806 endeks değeri ile 59. sırada yer almıştır.

Tablo 6. Yönetim Sistemlerine Göre İnsani Gelişmişlik Endeksi Göstergeleri, 2018

Yönetim ŞekliOrtalama İnsani gelişme endeksiOrtalama Doğuştan beklenen yaşam süresiOrtalama okullaşma yılıOrtalama Beklenen okullaşma yılıSatın alma gücü paritesi cinsinden ortalama kişi başına gayri safi gelir (2011SGP $)
Parlamenter Sistem0.79076.210.214.624472.2
Diğer0.74674.28.513.134952.4
Başkanlık Sistemi0.67070.57.712.512017.0
Yarı Başkanlık Sistemi0.63167.97.312.09644.2
Genel Toplam0.71572.58.613.318576.9

Tabloya göre ortalama İnsani Gelişmişlik Endeks puanı en yüksek olan ülkelerin Parlamenter sistem ile yönetilen ülkeler olduğu görülmektedir.

Tablo 7. İnsani Gelişmişlik Endeksine Göre En Yüksek ve En Düşük 10 Ülke

İnsani Gelişmişlik Endeksine göre en gelişmiş 10 ülkenin 9’u Parlamenter sistemle yönetilmekte iken en düşük puana sahip 10 ülkede Parlamenter sistemle yönetilen ülke bulunmamaktadır. En az gelişmiş 10 ülkenin yönetim şekillerine bakıldığında 6’sı Yarı Başkanlık, 3’ü Başkanlık ve 1’i diğerdir.

Uluslararası alanda ülke sıralamalarını gösteren önemli endeksler olan Dünya Ekonomik Özgürlük Endeksi, ve Dünya Basın Özgürlüğü Endekslerinde yönetim şekillerine göre ortalama endeks değerleri Tablo 8’de verilmiştir.

Tablo 8. Yönetim Sistemlerine Göre Uluslararası Endeks Göstergeleri

Yönetim ŞekliOrtalama Dünya Ekonomik Özgürlük Endeksi Ortalama Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi
Parlamenter Sistem7.3 26.0
Başkanlık Sistemi6.6 36.4
Yarı Başkanlık Sistemi6.4 35.8
Diğer6.8 50.3
Genel Toplam6.8 34.1

Kanada’nın önde gelen düşünce kuruluşu Frazer Enstitüsü tarafından yayımlanan Dünya Ekonomik Özgürlük Endeksi, ülkelerin politikalarının ve kurumlarının ekonomik özgürlüğü ne derecede destekleyici olduklarını ölçmektedir. Bu endekste kişisel tercih hakkı, piyasalar tarafından koordine edilen gönüllü mübadele, pazara giriş ve rekabet etme özgürlüğü ile kişisel güvenlik ve özel mülkiyet hakları ekonomik özgürlüğün köşe taşları olarak tanımlanmaktadır.

Son yayımlanan 2019 raporunda 2017 yılı verilerine yer verilmiştir. Bu raporda Türkiye 6,67 endeks değeri ile 162 ülke arasında 95. sırada yer almaktadır. Birinci sırada yer alan Hong Kong’u, Singapur ve Yeni Zelanda takip etmektedir. 162. sırada ise Venezuela yer almaktadır.

Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) tarafından aralarında medya çalışanları, hukukçular ve sosyologlar bulunan uzmanlara yapılan araştırma ile hazırlanmaktadır. Araştırmada hapisteki gazetecilerin veya medya çalışanlarının sayısı; kaçırılmış, sürgüne gönderilmiş, fiziksel olarak saldırıya maruz kalmış ve sansüre uğramış gazetecilere ilişkin sorular ile gazetecilerin otosansür uygulamaları ve hükümetin editöryal politikaya müdahalesi ile yasama organlarının basın üzerindeki etkileri ilgili sorular sorulmaktadır. Ülkeler 0 en iyi puan, 100 en düşük puan olmak üzere 0 ile 100 arasında puanlanmaktadır. 2020 verilerine göre 180 ülkeyi kapsayan basın özgürlüğünde listenin ilk sırasında Norveç, son sırasında Kuzey Kore yer alırken, Türkiye 154. sırada yer almıştır.

Tablo 8’e göre Dünya Ekonomik Özgürlük Endeksi ve Dünya Basın Özgürlüğü endekslerinde tıpkı İnsani Gelişmişlik Endeksinde olduğu gibi en iyi ortalama puanı alan ülkeler Parlamenter Sistem ile yönetilen ülkelerdir.

Bu yazıda sadece birkaç endeks ve göstergeler ile başkanlık sistemleri karşılaştırması verilmiştir. Karşılaştırma buradaki birkaç endeks ve gösterge ile sınırlı değildir. Çok sayıda endeks ve gösterge ile karşılaştırma yapılmıştır. Sonuç aynıdır. En iyi gösterge ve endeks değerlerine sahip ilk on ülkede ya tek bir başkanlık sistemi ile yönetilen ülke oluyor ya da hiç olmuyorken, ek kötü sıralamaya sahip son on ülkede ise parlamenter sistem ile yönetilen hiçbir ülke bulunmuyor.  

Ülkelerin dağılımına bakıldığında maalesef tek başına Başkanlık sistemi ile yönetilmenin ülkelerin refahını ve gelişmişliğini arttırdığından söz etmek mümkün değildir. Bugün özgürlükler, insan hakları, hukuk düzeni, ekonomik kalkınma ve gelişme, eğitim ve sağlık gibi alanlarda az gelişmiş ve bize örnek olamayacak ülkelerin ise büyük oranda Başkanlık ve Yarı Başkanlık Sistemleri ile yönetildiğini görüyoruz.

Başkanlık sisteminin başarılı olarak uygulandığı dünyadaki tek ülke ABD’dir. Ve daha önce değindiğimiz gibi ABD Başkanlık Sistemi içerisinde birçok denge mekanizmasını bulunduran, hukukun iyi işlediği, özgür ve güçlü bir basının olduğu, devlet yapısı olarak eyalet sistemi ile yönetilen ve demokrasi geçmişi çok eskilere dayanan bir ülkedir. Gelişmiş ülkelerden Başkanlık Sistemi altında görünen bir diğer ülke olan İsviçre ise tek başlı yönetim olduğu için Başkanlık olarak değerlendirilmiştir. Esasen İsviçre kantonlardan oluşan bir konfederasyondur. Konfederasyon başkanı ise konsey üyeleri arasından birer yıllık dönemlerle seçildiğinden yetki ve etkisi çok daha kısıtlı bir alan ve zaman içindedir.

Tüm bu ülke deneyimleri bizlere demokrasi geleneği köklü olmayan, basın özgürlüğünün nispeten az olduğu, kurumsallaşmanın yeterli olmadığı, toplumun eğitim seviyesinin ve ekonomik gelişmişlik seviyesinin düşük olduğu ülkelerde Başkanlık sistemi uygulandığını göstermektedir. Tersi durumlarda ise parlamenter sistem uygulanmaktadır. Tabi başkanlık sistemi uygulandığı için mi ülkeler ekonomik ve sosyal açıdan geri kalmıştır yoksa ekonomik sosyal ve kültürel açıdan geri kaldıkları için mi başkanlık sistemini uyguluyorlar sorusu cevaplanması gereken bir sorudur. Yukarıdaki analiz ışığında bu soruya cevabım şudur; aslında ülkeler kendi tarihi, coğrafyası ve kültürleri gibi etkenlerin altında hangi sistemi tercih ettiklerini seçiyorlar/seçtiriliyorlar sonra da bu seçtikleri sistem onların ekonomik sosyal ve kültürel gelişmişlikleri üzerinde etkili olmaya başlıyor. Sonuçta her yönden gelişmiş ülkeler parlamenter sistem ile yönetilirken gelişmemiş veya daha az gelişmiş ülkeler ise başkanlık veya yarı başkanlık sistemi ile yönetiliyor gerçeği ile karşı karşıyayız.  Biz ülke olarak 150 yıllık demokrasi ve parlamenter sistem çabalarımızı Nisan 2017 yılındaki referandum ile bitirerek Türk tipi başkanlık sistemine geçtik. Başkanlık sistemine geçtiğimizden beri ekonomik sosyal kültürel hiçbir alanda daha ileriye gidemedik. Bunları verilerle ortaya koymanın başka bir çalışmanın konusu olduğunu belirterek sadece Başkanlık sisteminin bize daha az demokrasi daha az özgürlükler daha az gelir daha mutsuz bir toplum sunduğu gerçeğinin altını çizmek istiyorum. Ve henüz iki yılı yeni geçmişken Başkanlık sistemi tartışılmaya başlandı ve vatandaşların çoğunluğu parlamenter sistemi ister hale geldi. Sonuç olarak eğer gelişmiş ülkeler ligine çıkmak istiyorsak güçlendirilmiş parlamenter sistemine geçmemizin bir tercih değil zorunluluk olduğunu söyleyebiliriz.


[1] Uygulamada azınlıkta kalan mutlak monarşi, tek parti yönetimi gibi yönetim şekilleri “diğer” altında sınıflandırılmıştır.


(*) Eski TÜİK Başkanı; DEVA Partisi Sektörel Politikalar Başkanı. 1989 yılında girdiği DPT’de 2002 yılında müsteşar yardımcısı oldu. 2006 yılında Emekli Sandığı, BAĞ-KUR ve SSK’yı birleştiren Sosyal Güvenlik Kurumu’nun kurucu başkanlığını yaptı. 2008-2009’da Washington Büyükelçiliğinde planlama müşavirliğine atandı. Haziran 2009 – Haziran 2011 arasında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nda müsteşar olarak görev yaptı. Eylül 2011 – Şubat 2016 arasında Türkiye İstatistik Kurumu’nda başkan olarak görev yaptıktan sonra emekli oldu. DEVA Partisi’nin kurucuları arasında yer aldı.

Önceki İçerikKoronaya karşı “destan yazmak” (herhalde bu da bir fikrî iktidar sorunu)
Sonraki İçerikTaşgetiren hatırlatıyor: İktidara yeni gelmedin!