Eski adalet bakanı Müftüoğlu: Erdoğan ve Kılıçdaroğlu’yla ittifak yapmaları için görüştüm, ikisi de olumlu yaklaştı

Independent Türkçe'den Can Bursalı'nın sorularını yanıtlayan eski Adalet Bakanı İsmail Müftüoğlu, Erdoğan ve Kılıçdaroğlu ile ittifak kurmaları için görüştüğünü, ikisinin de olumlu yaklaştığını söyledi.

İsmail Müftüoğlu’nun İndependent Türkçe’de yayınlanan röportajı;

Milli Selamet Partisi’yle Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP)1974’te kurduğu koalisyon kısa ömürlü ama Kıbrıs Barış Harekatı’nın icracısı oldu.

Dağılan koalisyonun yerinin Milliyetçi Cephe olarak bilinen hükümet aldı.

Süleyman Demirel’in başbakanlığında kurulan hükümette, Necmettin Erbakan liderliğindeki Milli Selamet Partisi de yer alıyordu. Koalisyon hükümetinin Adalet Bakanlığı koltuğunda asaleten, İçişleri Bakanlığı koltuğunda ise vekaleten oturan isim Milli Görüş’ün kurucularından İsmail Müftüoğlu’ydu.

Milli Görüş’ün Milli Nizam Partisi’nde ilk kez partileşmesinden beri Necmettin Erbakan’la birlikte yürüyen Müftüoğlu, yarım asrı geçen siyasi tecrübesiyle şimdilerde gençlere rehberlik yapıyor.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Eski Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç gibi isimleri ağırladıkları programlarla adından söz ettiren Öze Dönüş Platformu’nun Yüksek İstişare Kurulu Başkanlığı’nı yapan Müftüoğlu hakkındaki, çok sert mizaçlı olduğuna dair suflelerin tam aksine bir profille karşılaştım.

Müftüoğlu’na ikamet ettiği Beylerbeyi’nde, önce buluştuğumuz restoranda sonra da evinde sorularımızı yönelttik. Birlikte geçirdiğimiz süre içinde, sık sık 4 Ocak 2021’de vefat eden eşi Zümrüt Müftüoğlu’na duyduğu derin sevgiyi dile getiren ve özlemi gözlerine yansıyan Müftüoğlu, hem siyasete hem de 28 Şubat sürecine ilişkin sorularımızı yanıtladı.

“Koalisyonda hırsızlık, arsızlık, soygun yapamazsın”

28 Şubat 2022’de 6 parti liderinin bir araya gelerek mutabakat metni açıklayacak. Sizin değerlendirmeniz nedir?

Demokratik ülkelerde koalisyonlar vazgeçilmezdir. Bir dönem birini desteklersiniz, beklediğiniz neticeyi alamadığınızda da değiştirirsiniz. Bizde ise siyaset statikleşmiş. Biz bir koalisyon hükümeti yaptık. CHP ve Milli Selamet Partisi birlikteydi. O koalisyon çok faydalı hizmetler yaptı. Neden yapıyor faydalı hizmetleri? Çünkü koalisyonda mevcut olan partiler birbirlerini denetliyor. Orada hırsızlık yapamazsın. Arsızlık yapamazsın. Soygun yapamazsın. Sömürü yapamazsın. Çünkü muhalif parti ve yahut diğer ortak seni kontrol ediyor. Sen de bunları yapmamak için elinden geldiğin gayreti gösteriyorsun ve o zaman da gönül muhabbeti oluyor.

CHP ve MSP koalisyonunda Türkiye en büyük hizmetleri görmüştür. Hem milli manevi anlamda hem maddi anlamda görmüş. Ekonomik Kurul Başkanı Necmettin Hoca’nın ekonomiye hâkim olması sebebi ile gerçekten o zaman insanlarımız vergilerle, zamlarla ezilmemiş. Tam aksi, sağlanmış olan imkanlarla her gün biraz daha hayat şartlarını geliştirmişler. Mesela borca girmeden oğlunu evlendirebilme imkanını buldular. Din dersi almak isteyenlere din dersi açıldı. İmam hatibe gitmek isteyenlere imam hatipler açıldı. Koalisyondan uzak durmak ülkeyi felakete sürükler, sıkıntılar getirir. Çünkü ‘benim dediğim hep doğrudur’ diye bir hareket hiçbir zaman doğru olmaz. İnsanız, beşeriz, hata ve yanlış yaparız. Onu düzeltebilecek kimdir? Parlamento. Parlamentoya kaliteli adamlar gelmezse o zaman orada diktatörlük başlıyor.

“AK Parti’nin 20 yılda herhangi bir faydası olmadı”

Ülke 20 yıldır tek başına iktidar ile yönetiliyor…

Tamam da 20 yıl evvelinden alalım. 20 yıl sonrasındaki ekonomi durumuna bir bakalım. Dış politikasına, sosyal yapısına ve iç dengelere bakalım. Ne getirdi? Kardeşliği, beraberliği bir araya getirebildi mi? Yok. Hep ayrışmalara meydan veren, ayrışmalarla insanları birbirine düşüren bir iç politika var Türkiye’de. Dış politikada ne var? Kendi inisiyatifimizi kullandığımız bir politika yok. Var gibi görünüyor.

AK Parti iktidarının herhangi bir faydası olmadı mı 20 yıllık süreçte?

Hayır, olmadı. Şahsiyetli bir ekonomi anlayışı, şahsiyetli bir dış politika, şahsiyetli bir iç dinamikleri kucaklaştıran politikası yok. Hep ayrıştırıcı. Çünkü başka türlü ayrıştırmazsa ayakta kalması mümkün değil. Ayakta kalmanın birinci, en güzel silahı da ayrıştırmak sureti ile etrafında güç toplamaktır.

“Türkiye’nin bekası tehlikede, vatandaş mankurtlaşmış”

Millet İttifakı’ndaki genişlemeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gayet olumlu buluyorum. Çünkü, ben Türkiye’nin geleceğinin, Türkiye’nin bekasının tehlikede olduğunu görüyorum. Bunun müsebbibi sadece AKP değil. AKP’ye rey verenlerin tutumu da buna sebeptir. Vatandaş mankurtlaşmış zaten. Gözü başka bir şey görmüyor. Neden? Menfaati var. Çocuğunun okulu var. Hanımının araba derdi var. Onun fabrikasının meselesi var. Tahakküm ve baskı olunca adam doğruyu söyleme imkânından mahrum kalıyor. Ama ben hür fikirli bir adamım. Ben Necmettin Bey’e de çok itiraz ettim.

“Erdoğan’a ‘Senin manevi dünyanı kurtarmaya çalışıyorum’ dedim”

Zaman zaman Cumhurbaşkanı Erdoğan’la da görüşüyorsunuz. Kendisine eleştirilerinizi yöneltiyor musunuz?

Çok rahat yöneltiyorum. Bana ‘Sen ağabeysin, ağabeylik hukukunu kullanıyorsun, yazılarını çok ağır yazıyorsun’ diyor. Yazılarımdan biraz şikâyetçi olunca ‘Ben aslında senin manevi dünyanı kurtarmaya çalışıyorum sen farkında değilsin’ dedim.

Cumhur İttifakı’na ve yol haritasına ilişkin değerlendirmelerinizi merak ediyorum. Geçmişte Erdoğan ile Bahçeli’nin birbirine çok ağır ifadeleri vardı, bugün bir arada yürüyebilmelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

AKP’yi sıkıntılara sokan MHP’dir.

“Bahçeli’nin ne alakası var milliyetçilik ile?”

Sayın Bahçeli’ye yönelik eleştirilerden sonra bazen sert tepkilerle karşılaşıldı. Çekinmiyor musunuz?

Bize vız gelir, tırs gider. Onlar bizi bilirler, biz de onları biliriz. Ve biz bu işin ağabeylerindeniz. Bu işin hamallığını yaptık. O sonra geldi. Sonradan yamanma o. Ne alakası var onun milliyetçilik ile? Milliyetçi adam kendisini ayakta tutan kadroları perişan eder mi ya? Milliyetçi adam dün ana avrat sövdüğü bir adamın başbakanlığını över mi yahu? Adam zahmetsiz her istediğini yaptırıyor ve hiçbir mesuliyeti yok. İpin ucu kimin elinde? İpin ucu MHP’nin elinde.

“Kılıçdaroğlu, ‘Erdoğan’ı destekleyelim’ dedi”

Sizce neden?

Ben cumhurbaşkanını CHP ile koalisyon için zorladım. Kemal Kılıçdaroğlu’nu da zorladım. Fakat ikisi olumlu bakıyorken mümkün olmadı. Cumhurbaşkanı, ‘Kemal Bey, külliyeye gelmez’ dedi, Kılıçdaroğlu, ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçişi istesin biz de cumhurbaşkanı adayı olarak kendisini destekleyelim’ dedi ama sonuç yok.

Neden?

Nedeni bana değil gidin onlara sorun. 3 ay önceki görüşmelerimden bahsediyorum, çok uzak değil. Cumhurbaşkanı çaresiz kaldı ve MHP ile devam ediyor ama memleketin tepesinin temelini bombalayan onlar.

28 Şubat’ın üzerinden 25 yıl geçti. Bugünden bakınca o dönemi nasıl görüyorsunuz?

28 Şubat çok ayaklıydı. Birincisi Amerika ayağı vardı. İkincisi İsrail ayağı vardı. Üçüncüsü asker ayağı vardı. Dördüncüsü sendikal ayağı vardı. Beşincisi basın-yayın ayağı vardı. Bütün bunların yanında, başta Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in edepsizliği var. Ölmüş ama edepsizliği var yani. Çünkü bütün bunları tahrik eden ve mevcut 54. Hükümete karşı kullanan adamdı. Sonra hazırlanıp getirilenler var. Abdullah Efendi’yi, Tayyip Efendi’yi kim hazırlayıp getirdi, kucağımıza oturttu? Bunları kimin hazırladığı bellidir.

“Tayyip Erdoğan, Abdullah’ın tezgahına geldi”

Kim hazırladı?

Şimdi başlı başına bir konu o. Abdullah Gül, 1993’de Milli Görüşçü oldu. 1992’de ABD’de bir kurs açıldı. Abdullah Gül oranın kursiyeri. Aldığı sertifikada Türkiye Cumhuriyeti Devlet Başkanı Abdullah Gül yazıyor. Ve Tayyip Erdoğan da tabii bu Abdullah’ın tezgâhına geldi. Abdullah olmasaydı bu olaylar böyle gelişmezdi.

“Bülent Arınç olayları derinine inceleyen bir arkadaşımız değil, günübirlik konuşur”

O süreçte öne çıkanlardan biri de Bülent Arınç’tı…

Bülent Arınç’ı onlardan istisna tutuyorum.

Niçin?

Çünkü kendisinin dış bağlantıları yok. O bir güven duygusu içinde bunları yaptı. Ve kendisine göre yani Milli Görüş’ün daha da rahat bir zemine gelebileceği düşüncesi ile yapmıştı. Ama ötekiler hazırlanmış. Aradaki fark bu. Bülent Arınç olayları derinine inceleyen bir arkadaşımız değil. Günübirlik konuşur, ama iki gün sonra konuştuğundan da vazgeçer.

“4-5 paşayı hapse atıp diğerlerini dışarıda bırakmak adalet değil”

Söz 28 Şubat’a gelmişken, o dönem görevde olan askerler, ilerleyen yaşlarına rağmen cezaevine konuldular. Buna ilişkin itirazlar da var. Sizce süreç nasıl yürütülmeliydi?

28 Şubat’ın bütün hazırlayıcıları davaya dâhil edilmeliydi. Mesela bazı basın mensupları… Bunların isimleri belli. Anayasal kurumların başkanları, başsavcı Vural Savaş. En başta onun cezaevinde olması lazım. Süleyman Demirel’i çıkarıp mezardan muhakeme edip onu da oraya getirmeleri lazım. Yargıtay başkanı, YÖK Başkanı Kemal Gürüz. Şimdi sadece orada 4-5 tane paşayı oraya getirmek diğerlerini dışarıda bırakmak adalet değil. Böyle yaparsanız adı zulüm oluyor. Ya hepsi ya hiç kimse.