ANALİZ: RTÜK ‘ifade ve fikir kolluğu’ mu oldu?

RTÜK’ün, Halk TV ve Tele1’e verilen yayın durdurma cezalarının gerekçelerini kamuoyuyla paylaştığı “basın açıklaması”, bu konuda bir eşiğin aşıldığını, kurumun bundan böyle bir tür ifade ve fikir kolluğu gibi çalışacağını gösteriyor.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) televizyon yayınlarında iktidarın hoşuna gitmeyecek ifadelerle ilgili cezaî yaptırımlara baş vurması yeni değil. Fakat RTÜK’ün, Halk TV ve Tele1’e verilen yayın durdurma cezalarının gerekçelerini kamuoyuyla paylaştığı “basın açıklaması”, bu konuda bir eşiğin aşıldığını, kurumun bundan böyle bir tür ifade ve fikir kolluğu gibi çalışacağını gösteriyor.

RTÜK’ün basın açıklamasında yer alan kapatma gerekçeleri akla “özrü kabahatinden büyük” sözünü getiriyor. Hakikaten, ona nazireyle söylersek, “gerekçesi kabahatinden büyük” bir vaziyetle karşı karşıyayız.

Birlikte bakalım bazı kapatma gerekçelerine…

RTÜK, basın açıklamasında Halk TV’yi Ayşenur Arslan’ın “Medya Mahallesi” programında sarf edilen, biri Arslan’a biri de konuğu Hüsnü Mahalli’ye ait iki cümle nedeniyle kapattığını söylüyor:

“(…) 16.06.2020 tarihinde yayınlanan aynı programın başka bir bölümünde sunucu Ayşenur Aslan  ‘..ne zaman ki içerde sıkışılsa hemen gözleri dışarıya çevirirler. Dün mesela Pençe Harekatı, Kuzey Irak’a bomba atmışız, ben bu Pençe Harekatlarını, Kartal Harekatlarını, efendim işte Şahin Harekatını ne derseniz onun adına.…..artık yani ben utanıyorum’ cümlelerini kullanmış… konuk Hüsnü Mahalli de  ‘…ya kardeşim Türkiye Libya’da ne yapıyor? Yani neyin peşinde?… Şimdi dolayısıyla Mısır’ı karıştıralım, Sudan’ı karıştıralım, Cezayir’de İslamcılar var Cezayir’i…’ ifadelerini dile getirmiştir.”

Açıklamada bu aktarmadan sonra, “Yayındaki ifade ve yorumların Kanunun 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendini yeniden ihlal ettiği kanaatine varılmıştır” deniyor ve beş gün ekran karartma cezası açıklanıyor.

Arslan ve Mahalli’nin sözlerinin bu halleriyle dahi ifade özgürlüğünün sınırları içinde olduğu açık. Bir gazeteci, kendi hükümetlerinin bütün icraatlarını onaylamak zorunda mı? O icraatlara karşı eleştirel bir şeyler söylemek, ya da tümden karşı çıkmak bir gazetecinin hakkı değil mi?

Kaldı ki, RTÜK’ün ifade avına çıkan elemanları, bazen de orijinal ifadeleri uygun bir biçimde kesip biçerek, gerektiğinde kelimeleri bile değiştirerek, ifade sahiplerinin sözlerini başka anlamlara gelecek kıvama getiriyorlar. İfadelerin orijinallerine gidip onları RTÜK versiyonlarıyla karşılaştırndığımızda gördüğümüz şey bu.

Ayşenur Arslan’ın kanal kapattıran sözleri

Önce Ayşenur Arslan’ın sözlerini hatırlayalım: “… ne zaman ki içerde sıkışılsa hemen gözleri dışarıya çevirirler. Dün mesela Pençe Harekatı, Kuzey Irak’a bomba atmışız, ben bu Pençe Harekatlarını, Kartal Harekatlarını, efendim işte Şahin Harekatını ne derseniz onun adına.…..artık yani ben utanıyorum.”

Programı dinleyip orijinal ifadeye ulaştığınızda karşınıza çıkan şey ise şu: Arslan, 40 yılda böyle yüzlerce harekât yapıldığını, fakat hiçbir sonuç alınamadığını anlatırken, meslektaşlarının her seferinde devlet yetkililerinin bu harekâtlara yükledikleri anlamı hiç sorgulamadan aktarmalarını eleştiriyor. Eski dönemlerden verdiği bir örnekle de kimlerden ve neden “utandığını” anlatıyor:

“(Haber geldi), PKK’nın önde gelen 51 ismi, ya da 50 ismi, geçmiş gün, fakat ne önemi var, ya da 15 ismi, çok önemli ama isimler, Karayılan’ı var, osu var, busu var. Bunlar Türkiye’ye teslim edileceklermiş, mutabakata varılmış. Dedim ki çocuklar, buna inanıyor musunuz, haber müdürü o sırada, ‘abla’ dedi, ‘bakan söyledi.’ Yavrum dedim, bu ülkede bakanlar bize doğruyu söylememek için varlar, başka bir hikâye anlatmak için varlar. Oldu mu, olmadı. Ama o gün seyirciye yapılan servisle amaca ulaşıldı. Ben gazeteci olarak bunu araştırıp, doğru mu değil mi diye anlayabilirsem, bunun haberini veririm ben. Son dakika diye değil, tarihi diye veririm.”

Görüldüğü gibi RTÜK’ün ifade avcıları, konuşmayı bağlamından tamamen kopartıyor ve sanki programcının bizatihi harekâtları “utanç verici” bulduğu gibi bir içerikle kamuoyuna sunuyor.

Hüsnü Mahalli’nin kanal kapattıran sözleri

Ayşenur Arslan’ın bu sözlerinden sonra konu Libya ve Suriye’ye geliyor ve Hüsnü Mahalli, RTÜK’ün açıklamasına göre şöyle konuşuyor:

“…ya kardeşim Türkiye Libya’da ne yapıyor? Yani neyin peşinde?… Şimdi dolayısıyla Mısır’ı karıştıralım, Sudan’ı karıştıralım, Cezayir’de İslamcılar var Cezayir’i…” ifadelerini dile getirmiştir.”

İroniye bakın ki, Hüsnü Mahalli bu soruyla karşılaşınca önce Libya ile ilgili haber yaptıkları için cezaevine gönderilen gazetecileri hatırlatarak, bu konuda konuşmanın güçlüklerini dile getiriyor ve konuşmak istediğini fakat düşüncelerini açıklıkla söyleyemeyeceğini anlatıyor. Mesela, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Biz Libya’ya Ömer Muhtar’ın torunları için gittik” sözlerini hatırlattıktan sonra, Ömer Muhtar’ın torunlarının oluşturduğu büyük aşiretin toplanarak Erdoğan hakkında çok ağır sözler söylediklerini ve onları programda aktaramayacağını ifade ediyor. Sonra da televizyon kapattıran sözlerini sarf ediyor:

“Türkiye’nin derdi ne biliyor musun, şimdi bak bazıları diyecek ki, evet biz büyük devletiz tabii ki öyle yapacağız: Mısır’ı karıştırmak, Libya üzerinden, Sudan’ı karıştırmak…”  

Doğru, Hüsnü Mahalli, kişisel bir fikir olarak Türkiye’nin Libya üzerinden Mısır’ı, Sudan’ı ve Cezayir’i oralardaki Müslüman Kardeşler’in işine gelecek bir biçimde karıştırmak istediğini, bunu amaçladığını söylüyor. Tek fark programdaki “karıştırmak” fiilinin RTÜK versiyonunda “karıştıralım” haline gelmesi… Fakat içerikte bir fark yaratmıyor bu. Dolayısıyla bu noktada RTÜK’e sorulacak soru şöyle şekilleniyor:

Bir gazeteci ya da herhangi bir insan böyle düşünemez mi ve bunu ifade edemez mi? Bu kadarı da söylenemeyecekse, bunların söylenemediği rejimin adı nedir?

Cemil Kılıç’ın kanal kapattıran sözleri

Fakat Tele1’i kapattıran sözler, bunlardan da ‘güzel…’ İlahiyat profesörü Cemil Kılıç’a ait sözler RTÜK açıklamasında “Ayrımcı ve hoşgörüsüz sözler” başlığı altında yer alıyor. Şöyle demiş Cemil Kılıç:

“Türkiye’de teokratik bir rejim kurulmaya çalışılıyor, Diyanetin yaptığı bütün açıklamalar bu anlayışı destekliyor. Türkiye’de kurulmak istenen teokratik halife sultan rejimi Diyanet tarafından takviye edilmeye çalışılıyor. Belki aynı şekilde Cumhurbaşkanı’nın inanç dünyasını da İslam’ın içerisinde görmüyorum.”

Cemil Kılıç 24 Mayıs 2020’de de “ayrımcı bir üslup kullanmaya devam etmiş, toplumda kin ve düşmanlığa sebebiyet verebilecek türden ifadeler kullanmış(tır)…”

Şu cümlesiyle:

“Şimdi ilginç olan burada Allah yazısının altında Cumhurbaşkanı’nın resminin yansıtılmış olması. Bakın hepsi ellerini bağlamış sanki namaza duracaklarmış gibi ve hepsi Sayın Cumhurbaşkanı’na doğru dönmüşler.”

Cemil Kılıç, burada, yukarıda gördüğünüz fotoğrafa göndermeyle fotoğrafı uygunsuz bulduğunu söylüyor.

Söyleyemez mi? Uygunsuz bulduğunu ifade edemez mi? Bu kadarının bile söylenemediği, söylendiğinde televizyonların kapatıldığı rejimlerin adı nedir?

Önceki İçerikArındıkça “güçlenmek”
Sonraki İçerikArjantin sosyal medyası ve yasaklar