‘Eril akademiye dur de!’

Kendilerini “Akademide eril şiddete ve erkek şiddetine karşı bir araya gelmiş feminist, queer ve LGBTİ+ araştırmacılar ve aktivistler” olarak tanıtan bir grup akademisyen, bu amaçla ‘Eril akademiye dur de!’ başlıklı 220 imzalı bir bildiri yayımladı.

Geçtiğimiz günlerde cesaretle ortaya çıkıp yaşadıklarını anlatan üç kadın akademisyenin mücadelesine ve onlara yönelik tehditlere özel bir yer verilen bildirinin tam metni şöyle:

Biz akademide eril şiddete ve erkek şiddetine karşı bir araya gelmiş feminist, queer ve LGBTİ+ araştırmacılar ve aktivistleriz. Bu metni dayanışmamızı büyütmek üzere, akademide güvenceli ya da güvencesiz çalışanlar, öğrenim görenler, bağımsız araştırmacılar, kendini akademinin parçası kabul edenler ve tüm aktivist çevrelerden, natrans heteroseksüel erkekler hariç, herkesin imzasına açmak için yazıyoruz. Bununla beraber kadın, queer ve LGBTİ+ özneler dahil olmak üzere herkesin ayrıcalıklarını, sessizliğini, suç ortaklığını, failliğini ve faillere açık ya da örtülü desteğini sorgulaması gerektiğini biliyoruz.

Geçtiğimiz günlerde İrem, Pınar ve Tebessüm maruz bırakıldıkları taciz ve şiddeti büyük bir cesaretle paylaştılar. Bu cüret bize de bulaştı. Bugün dünden daha güçlü ve kalabalığız. Yarın daha da güçlü ve kalabalık olacağız. Bu mücadeleyi burada bırakmayacağız. İrem, Pınar, Tebessüm ve maruz bırakıldığı şiddeti dile getirmeyen ya da getiremeyenler yalnız değildir. Ne bugün ne de yarın.

Bugüne kadar psikolojik ve fiziksel şiddetten cinsel tacize, burada tek tek sayılamayacak kadar tür ve biçim alan eril şiddet ve erkek şiddetine karşı açıklamaların ardından ortaya çıkan destekleyici iklim hepimiz için güçlendirici ve bir o kadar da umut verici oldu. Bu iklim akademide yıllardır mücadele veren feministlerin, queerlerin ve LGBTİ+’ların, eril şiddete ve erkek şiddetine karşı olan herkesin kolektif mücadelesinin bir sonucudur. Biz bu mücadeleyi daha da büyüterek, eşitlikçi alanları genişletmeye, cinsiyetçi, kadın düşmanı, homofobik ve transfobik alanları aşındırmaya kararlıyız.

Hepimizin bildiği gibi, bugüne dek hemen her ifşayı takiben, şiddeti ifşa eden özneler hakkında fail erkekler ve destekçileri tarafından karalama kampanyaları başlatıldı, yıldırma taktiklerine başvuruldu. Son süreçlerde de aynı örüntüleri görmeye devam ediyoruz. Failler yaşadıkları şiddeti dillendiren arkadaşlarımızı ve meslektaşlarımızı tehdit ediyor, dava açmaktan bahsediyor. Herkesin önünde bu tehditleri savurmaktan çekinmeyenlerin, kapalı kapılar ardında neler yaptıklarını ve neler yapabileceklerini biliyoruz.

İrem, Pınar ve Tebessüm’ün yaşadığı şiddetin ifşa olmasıyla karşımıza çıkan bir diğer örüntü, kadınların itibarsızlaştırılmaya çalışılması. Failler, arkadaşlarımızı itibarsızlaştırmak için alışılagelmiş ifadelere, anlatılara sığınıyorlar: Psikolojik sorunları olan, bulunduğu yeri hak etmeyen, kendilerine türlü türlü iyilikler yapan erkeğe nankörlük ve haksızlık eden, yalancı, kindar ve intikamcı kadınlarla karşı karşıya olduğumuzu ya açıkça söylüyor ya da manipülatif tavırlarla ima ediyorlar. Şiddet tanımına giren şeylerin gerçekleşmediğine inanmamızı istiyorlar. Dahası, şiddetin failleri tüm bunları yaparken yalnız değiller. Hem ifşaların öncesinde hem de sonrasında faillere doğrudan destek olanlar, şiddete maruz bırakılanları itibarsızlaştırma çabalarına iştirak edenler ve sessiz kalmayı seçerek örtülü olarak şiddet ve taciz faillerine destek vermeyi sürdürenler var.

Karşılaştığımız bir diğer sorun da beyanların meşruiyetine yönelik saldırılar. Bu saldırılar kadınların itibarsızlaştırılması aracılığıyla beyanlarının yok hükmünde sayılmasından, kanıt gösterebilecek kadar “şanslı” olanların sunduğu belgelerin tutarlılığına kadar her şeye yöneliyor. Failler ve işbirlikçilerinin temel stratejileri zaman kazanmaya ya da kadınları savunmacı bir pozisyona itmeye çalışmak oluyor. Arkadaşlarımızdan belge ve/veya açıklama istenmesi ya da sunulan belgelerin tatmin edici bulunmaması buna bir örnektir. Özel alanda gerçekleşen tacizin ve şiddetin ispatı çok zordur. “Kadın ve LGBTİ+’ların beyanı esastır” ilkesinin hayatiyeti ise burada ortaya çıkar. Eril tahakkümün ve eşitsiz güç ilişkilerinin ürettiği ayrıcalıklar tarafından üstü örtülen şiddetin görünür kılınması ancak şiddete maruz kalanın güçlendirilmesiyle ve her zaman fail lehine işleyen sistemin ters yüz edilmesiyle mümkün. Şiddet beyanının meşruiyeti için belge talep etmek ve şiddetin betimlenmesini istemek şiddetin sürdürülmesine ortak olmak anlamına gelir. Nitekim “kadın ve LGBTİ+’ların beyanı esastır” ilkesi bu belgeci mantığın çıkmazlarına karşı verilen mücadelenin bir ürünü, o mantığa bir itirazdır.

Akademi de bu örüntülerden azade bir alan değildir. Üstüne akademinin kendine özgü karmaşık ve hiyerarşik ilişki dinamikleri eklenir. Dolayısıyla eril şiddetle ve erkek şiddetiyle etkin bir mücadele tüm bu dinamikler göz önüne alınarak yürütülebilir. Bu mücadelenin yolu, şiddet vakalarında cinsiyete, cinsel yönelime, cinsiyet kimliğine ve akademik pozisyonlara dayalı güç ilişkilerine odaklanmaktan geçer. Birçok alanda olduğu gibi akademide de eril şiddet ve erkek şiddetine karşı koruyucu ve önleyici politikalar yetersizdir. Tüm bu yaşananlar cinsel taciz ve şiddet önleme birimlerinin önemini bir kez daha göstermiştir.

Üniversitelerin kadın, queer ve LGBTİ+’lar için özgür düşüncenin ve araştırmanın merkezleri olabilmesi adına tüm üniversiteler, taciz ve şiddeti önleyecek birimler oluşturmak amacıyla derhal adım atmalı. Var olan birim ve yönetmelikler güçlendirilmeli, etkin bir soruşturma süreci için erkek şiddetine ve eril şiddete ilişkin beyanlar esas alınmalıdır. Ancak biliyoruz ki, eril şiddet ve erkek şiddetiyle mücadele, etkin soruşturma ve yaptırım mekanizmalarının işletilmesiyle sınırlı kalamaz. Konu bütüncül politikalarla ele alınarak önleme ve koruma mekanizmaları oluşturulmalıdır. Bu mekanizmalar Türkiye açısından bağlayıcı olan İstanbul Sözleşmesi’nde kapsamlı ve ayrıntılı bir şekilde mevcut. Hayatın her alanında olduğu gibi akademide de süregelen güç ilişkilerini dönüştürmemizin ve bu şiddet döngüsünü kırmamızın, ancak kendi konum alışlarımızı tartışmaya açmamız ve eril şiddet ve erkek şiddetinin nedenleri ve yeniden üretim mekanizmalarını aşındırmayı öncelik haline getirmemizle mümkün olduğunu tekrar hatırlatmak istiyoruz.

Yaşananların da gösterdiği üzere akademi artık bir kampüsle, bir kurumla ya da bir ülkeyle sınırlı değil. Bu sebeple dayanışmamızı kampüslerle, akademik alanlarla ve Türkiye’yle sınırlamaya niyetimiz yok.

Tüm bunların bir uzantısı olarak kabul etme, tanıma, özür, yüzleşme, şiddet, sınır, taciz, onay, rıza gibi kavramlar üzerine daha fazla konuşmalıyız. Ancak, mücadeleyi genişletmek sadece kadınların, queerlerin ya da LGBTİ+’ların sorumluluğunda değil. Natrans heteroseksüel erkekler de bir politik sorumluluk olarak kendileriyle yüzleşmeli, eril şiddetle ve erkek şiddetiyle mücadele etmeli.

Başta söylediğimizi tekrar ediyor, kadın, queer ve LGBTİ+ özneler dahil olmak üzere herkesi ayrıcalıklarını, sessizliğini, suç ortaklığını, failliğini ve faillere açık ya da örtülü desteğini sorgulamaya çağırıyor, şiddet faillerini ve işbirlikçilerini dayanışmamızdan ve inadımızdan haberdâr ediyoruz.

Metni imzalayan akademisyenlerin tam listesi de şöyle:

Alara Demirel, Ali Yıldırım, Alkım Karaağaç,Arın Gül Yeniaras, Asena Pala, Aslı Aydemir, Aslı Kayhan, Aslı Takanay, Asli Davas, Aynur Özugurlu, Aysuda Kolemen, Ayşe Bayram, Ayşe Çavdar,      Ayşegül Korkutan, Balacan Ayar, Begüm Başdaş, Bengi Berk, Betül Sarı,    Buğu Evren, Buket Kara, Buket Karaman, Burcu Konakçı, Burcu Uçaray Mangıtlı, Burçak Sel Tüfekçi, Burçin Kalkın Kızıldaş, Büşra Satı, Canan Coşkan, Canay Alpagut, Cansu Bostan, Cansu Eskiocak, Cavidan Soykan, Ceren Gamze Yaşar, Ceren Mermutoğlu, Ceren ŞİMŞEK, Ceren Uysal, Ceyda Sungur, Cihan Erdal, Coşku Çelik, Çiğdem Yalçın, Defne Kırmızı, Demet Aykut, Deniz Bilgehan, Deniz Karakaş, Deniz Kimyon, Deniz Nihan Aktan, Deniz Parlak, Deniz Şimşek, Devrim Toklucu, Didem Çınar, Didem Dayı, Dilan Okçuoğlu, Dilara Aydoğdu, Dilara Çalışkan, Duru Yavan,   Duygu Altınoluk, Duygu Ergen, Duygu Karaoğlan, E. İrem Az, Ebru Öztürk, Ece Algan, Ece Zelal Alma, Eda Farsakoğlu,      Egemen Kepekçi, Elçin Aktoprak, Elif Baysal, Elif Ceylan Özsoy, Elif Demirel, Elif Ece Yiğit, Elif Ege, Elif Sendur, Elif Sinem Arıkan, Elifcan Çelebi, Emek Erez, Emine Esra nalbant, Emine Sevim,   Esmanur Karabaş, Esra Arsan, Esra Ummak, Esra Ülker, Evrim Hikmet Öğüt, Evun Sevgi Okumuş, Eylem Delikanlı, Eylem Ümit Atılgan, Ezel Buse Sönmezocak,Ezel Ünal, Ezgi Kayış (Ezgi Epifani),Ezgi Sarıtaş, Ezgi Yılmaz, F. Ceren Akçabay, Ferda Fahrioğlu Akın, Fisun Güven, Fulden Arısan, Funda Karapehlivan, Gizem Akgonul, Gizemnur Arslan, Gökçe Çiçek Paydak, Gökçe Gökçen, Görkem Akgöz, Gurbet Kabadayı, Gülden Özcan, Güley Bor, Gülsena Kaya, Gülser Kayır,     Gülşah Kurt, Gülyeter Aktepe, Güneş Daşlı, H. Pınar Șenoğuz, H. Seda AKIN, Halil Berkay Tosunlu, Hande Gülen, Hatice Kapusuz, Hatice Yeşildal, Hazal Dinçel, Hazal Halavut, Hazel Başköy, Hilal Arslan, Hülya Dinçer, Hümeyra Yılmaz, Irmak Sel, Işıl Ünal,    İdil Barış Bilgen,İlkay Yılmaz, İmge Yaman, İnan Özdemir, İnci Solak Akman, İrem Akı, İrem Şahin,İso Kotanak,   Katia Arslan, Kesra Çaka, Kıvılcım Kardelen Yok, Kıvılcım Turanlı, Levent Pişkin, Leyla Bektaş Ata, Melek Zorlu, Melis Zeybek, Meral Camcı, Mert Koçak, Merve Eşdur, Meryem Betül Topkaya, Mesadet Sözmen, Mine Gencel Bek, N. Ceren Salmanoğlu,     Naciye Demir, Nagehan Tokdoğan, Nalan Mumcu, Nazlı Cabadağ, Nesrin Kılınçoğlu, Neşe Özgen, Nevra Akdemir, Nilgün Toker, Nisan Alıcı, Nisan Kuyucu, Nisan Kuyucu, Nurbanu Karataş, Olga Hünler, Orkun Güner, Özge Özdüzen, Özgün Akduran, Özgür Çiçek, Özgür Sevgi Göral, Özlem Altıok, Özlem Çelik, Pelin Yalçınoğlu,Pınar Eldemir, Pınar Yıldız, R. Aslı Koruyucu, Rabia Gündoğmuş, Reyda Ergün, Ronay Bakan, Ruşen Işık, Seçil Ercan, Selda Altınok, Selda Tuncer, Selin Çağatay, Semiha Arı, Serpil Bozkulak, Serpil Odabaşı, Serra Kocak, Sevcan Çamlıdağ, Sevcan Tiftik, Sevil Çakır Kılınçoğlu,    Sıla Akkuş, Sıla Özcan, Sıla Öztürk, Simten Coşar, Sumercan Bozkurt, Şafak Altan, Şahika Erkonan, Şahika Karatepe, Şeyda Samancı, Şeyma Özdemir, Tijen Tunali, Tuana Öztunçel,Tuba Çetinbaş, Tuba Ergün,Tuba Kıyan, Tuğçe Kayaal,Tülay Korkutan,Ülker Sözen, Ülkü Doğanay,      Ümit Büyükdağ, Yağmur Seçkin, Yaprak Damla Yıldırım, Yasemin Özgün, Yasemin Yıldırım, Yasemin Yıldırım, Yasemin Yılmaz, Yıldız Öztürk,Yonca Cingöz, Z. Gizem Sayın, Z. Tül Akbal Süalp, Zeynep Balcıoğlu, Zeynep Büyükpalta, Zeynep Ekim Elbaşı Gözoğlu, Zeynep Kıvılcım, Zeynep Özen Barkot, Zeynep Pınar Erdem, Zeynep Serinkaya Winter, Zişan Kürüm

Önceki İçerikSerbestiyet’e konuşan baro başkanları mevcut seçim sisteminde büyük sorunlar görmüyor
Sonraki İçerik‘İyi ki varsın’ manşetine soruşturma!