Muhalefette ‘kazanma korkusu’ mu var?

Seçimlerde muhtemel bir muhalefet zaferinin ardından gelecek devâsâ sistem sorunları ve öbür sorunlar muhalefette bilinçdışı bir ‘kazanma korkusu’ yaratmış olabilir mi? Bugün (12 Ocak) Perspektif’te yayımlanan Mehmet Ali Çalışkan imzalı “Muhalefetin Kazanma Korkusu” başlıklı yazı bu ihtimale dair: “Seçimi kazanmanın anahtarı muhalefetin elinde ancak anahtarı kullanmak kazanma korkusundan, kazanma arzusuna geçişi gerektiriyor. Bu da seçmenlerle artık iktidar eleştirisini aşarak, muhalefet ittifakının iktidar politikalarını ve programını konuşmaya başlamakla mümkün.”

2023 seçimlerine, vaktinde olursa 18 ay kaldı. Muhalefet erken seçim talebini uzunca bir süredir dile getiriyor. Muhalefet partilerini seçim çağrısına teşvik eden en güçlü dinamik son dönem kamuoyu araştırmalarının sonuçları. Psikolojik üstünlüğü muhalefete geçiren 31 Mart 2019 yerel seçimlerinden bu yana hem Erdoğan’ın hem de Cumhur İttifakı’nın büyük bir çözülme olmasa da seçmen kaybettikleri görülüyor. Araştırmalar, Cumhur İttifakı ile muhalefet arasında görece dengede giden durumun 2021’in ikinci yarısından sonra muhalefet lehine değişmeye başladığını gösteriyor. Buna karşın muhalefetin HDP desteğini alan bir ittifak kurmadan seçim kazanmaya yakın olmadığı da görülüyor. Ekonomi, adalet, yönetim anlayışı gibi nedenlerle iktidardan memnuniyetsizlik derinleşiyor ancak seçmenlerin seçeneksizlik duygusu muhalefet kanadına kitlesel geçişleri engelliyor.

2022’ye girerken iktidar ve muhalefet

Muhalefet 2022’ye henüz bir ittifak kurmamış, seçim sonrası koalisyonun onarıcı dönem politikalarında anlaşmamış, şimdilik tek ortak girişimleri olan parlamenter sisteme geçiş konusunda sivil toplum ve kanaat dünyası için açık ve şeffaf bir tartışma ortamı yaratmamış ve bir yol haritası ortaya koymamış olarak giriyor. Kamuoyunun en çok merak ettiği ortak aday konusunda ise aday değilse de aday tarifi ve aday belirleme yöntemi konularında da henüz anlaşmış görünmüyorlar. Cumhur İttifakı ise adayı belli, ortaklarının sadakati açık, vizyonu Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemini kurumsallaştırmak, gündemi de ekonomiyi de içine alarak genişlemiş beka ve güvenlik eksenli politikalar olan bir stratejiye sahip.

Siyaset bu haliyle, Cumhur İttifakı’nın hazırlıklarını tamamlayıp sahaya çıktığı, muhalefetin ise henüz takım toplamaya çalıştığı bir görüntü veriyor. Araştırmalar, seçim sonuçlarını belirleyecek esas dinamiğin muhalefetin performansı olduğunu gösteriyor ancak Cumhur İttifakı seçime şimdilik daha hazırlıklı görünüyor. Kamuoyu araştırmalarının sonuçlarıyla rakiplerin tutumları birlikte değerlendirildiğinde Cumhur İttifakı’nın kazanma iddiasından çok muhalefetin kazanma korkusu sahaya yansıyor.

Muhalefet ittifakı henüz kurulmamış olsa da kurulabileceğine dair işaretler var. İşaretlerden ilki İYİ Parti ve Saadet Partisi’nin Erdoğan ve Bahçeli’nin çabalarına rağmen CHP ile bir ittifakta yer almaktan imtina etmeyeceklerini göstermeleriydi. İkincisi ise henüz ittifakta olmasalar da Deva Partisi ve Gelecek Partisi’nin Millet İttifakı partileriyle parlamenter sisteme geçiş için birlikte çalışmaya başlamaları ve yıl boyunca düzenli olmasa da görüşme trafiği yürütmeleri oldu.

 Cumhur İttifakı’nın ve karşısında gerçekleşirse genişlemiş Milet İttifakı’nın (CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Deva Partisi ve Gelecek Partisi) toplam oyların %85’ini neredeyse yarı yarıya paylaştıkları görülüyor. Kalan %15 oyun büyük çoğunluğunun ise HDP’de toplandığı araştırmalara yansıyor. Millet İttifakı ve muhtemel yeni ortaklarının değilse de muhalefetin toplamının Cumhur İttifakı’nın önünde olmasını sağlayan durum da bu. Bu durumda ise HDP’nin tutumu kadar Cumhur İttifakı’nın HDP’nin kapatılması konusunda atacağı adım da belirleyici olacak gibi görünüyor. HDP, 2021 Eylül’ünde açıkladığı tutum belgesi ile Millet İttifakı’nda bir yer aramadığını ancak sistem değişikliği, demokratikleşme ve Kürt meselesi konusunda beklentileri olduğunu ortaya koydu. Bu tutumla ilkesel olarak muhalefet tarafında yer aldığını ancak bunun da şartları olacağını bildirmiş oldu. Böylece HDP’yi de çevresinde tutan bir muhalefet ittifakının oluşması halinde, iktidarın değişebileceği görüldü.

Muhalefetin seçmenle teması

Seçimin kaderini belirleme kuvvetinin sağladığı moral üstünlük; 2021’in özellikle ikinci yarısında siyaset yapan, gündem belirleyen, iktidarı defansif tutumlara zorlayan, rekabet eden bir muhalefet görüntüsüne yol açtı. 2021 boyunca iktidarın ekonomi politikalarının başarısızlığı, ekonomik krizin gündelik hayatın temel konusu haline gelmesi ve seçmenlerin iktidardan duydukları memnuniyetsizliğin giderek artması da muhalefetin moralini iyice yükseltti. Muhalefetin ittifak kurabileceğine dair işaretler ve seçmenlerin iktidardan duyduğu memnuniyetsizlik, muhalefet partilerinde aşırı bir özgüvene yol açtı ve ortak Cumhurbaşkanı adayı kim olursa olsun, AK Parti ne yaparsa yapsın seçimi muhalefetin kazanacağına duyulan inanç pekişti. Kazanmanın garantilendiği inancıyla gelen aşırı özgüven, muhalefet partilerinin seçmenle temasını artırsa da ittifakın inşası konusunda elle tutulur bir adım atmalarını ertelemiş oldu.

Muhalefet liderleri yıl boyunca sahaya çıktı, seçmenlerle sokakta temas kurdu, yıl sonuna doğru da miting girişimlerine başladı. Ancak bu girişimler seçmenle dertleşme, seçmenleri dinleme seviyesinde kaldı. Muhalefet partileri 2021 yılı boyunca enerjilerinin büyük çoğunluğunu; seçmene AK Parti’yi ve Cumhur İttifakı’nı neden seçmemeleri gerektiği konusundaki görüşlerini anlatmaya, parti liderleri odaklı iletişim yapmaya ve kişisel niyetler seviyesinde adaylık tartışmaları yürütmeye ayırdı. AK Parti’yi neden seçmemek gerektiği odağında siyaset yapmak muhalefetin ezberi. Muhalefet neredeyse her seçime bu tutum etrafında gitti ve yenildi. Seçmenlerse muhalefete her seferinde sorduğu soruyu yine soruyor ve bu kez kulakları da gelecek cevaplara daha açık: “Neden AK Parti’yi seçmemem gerektiğini biliyorum, peki seni neden seçeyim?”

Seçmenin yanıt aradığı sorular

Yine araştırmalara dönersek, görünen şu: Hiçbir parti tek başına iktidar olamayacak ve tek başına Cumhurbaşkanı seçecek bir çoğunluğa ulaşamayacak. Bu da seçmenlerin iktidar eleştirileri ve lider vaatlerinden fazlasını duymalarını gerektiriyor. Seçmenlerin dikkatini çekebilecek yanıtlar şu sorularda saklı:

 – “Muhalefet ittifakı tam olarak kimlerden oluşuyor?”

– “Hangi gerekçelerle bir ittifak oluşturdunuz?”

– “Seçildiğinizde ekonomi, demokrasi ve adalet konularında akut krizleri hangi politikalarla ve nasıl bir iş birliği ile çözeceksiniz?”

– “Nasıl bir Türkiye vizyonuyla ve yol haritasıyla yapısal reformlara gideceksiniz?”

Seçmenler bu sorulara tek tek parti liderlerinden ziyade ortak bir ittifak iradesi tarafından verilen yanıtları duymaya daha açık. Zira ortak irade, partilerin tek tek sahip olmadıkları değişimi gerçekleştirme gücüne sahip. Muhalefet ittifakının kuruluşunu artık ertelenemez kılan ve seçmenin sorularına verilecek yanıtların önemini artıran en net gösterge, döviz kurları operasyonu sonrası yapılan araştırmalara yansıyan sonuçlar oldu. Kararsız kümesinde toplanan AK Parti ve MHP memnuniyetsizleri, 20 Aralık’tan sonra yeniden Cumhur İttifakı’na yönelme eğilimine girdi. Bu durum iktidardan memnuniyetsizliği artırmaya yatırım yapan lider odaklı vaat iletişimi ve kişisel niyet eksenli aday tartışmalarının muhalefete kalıcı bir seçmen akışı sağlamadığını gösterdi.

İktidar eleştirisi odağında kalan, lider iletişimi ve aday tartışması ile çerçevelenen yaklaşımın muhalefet için yeterli olmayacağı, bunun yerine öznesi liderlerden ziyade ittifak olan, onarıcı geçiş dönemi programı eksenli bir diyaloğa ihtiyaç olduğu görülüyor. Bir başka deyişle siyasi iklim, muhalefeti seçimin iki aday arasında mı iki Türkiye vizyonu arasında mı olacağına karar vermeye ve bu karara uygun siyaset üretmeye zorluyor. Muhalefeti Cumhur İttifakı karşısında seçime hazırlıksız kılan; adayının belli olmamasından ziyade bir ittifaka ve ittifak programına dair henüz bir karar verememiş ve elle tutulur bir girişimde bulunmamış olması.

Muhalefet ittifakını engelleyen ne?

Muhalefetin ittifak oluşturmasını engelleyen ya da ertelemesine yol açan iki sebep olabilir. İlki, ittifakın öncelikli gündeminin ortak aday belirlemek olduğunu varsayan kamuoyu beklentisi. Görünen o ki muhalefet partileri aday belirleme kararını seçimin arifesine bırakma eğiliminde ve bunun için geçerli sebepleri var. İttifakın kurulmasıyla üzerlerinde oluşacak aday baskısını ittifakın kuruluşunu erteleyerek hafifletiyorlar.

İkincisi ise seçimi muhalefetin kazanması halinde Türkiye’nin içine gireceği uzun sandık süreci. Muhalefet, seçimlerden kazanarak çıkarsa önünde önce bir koalisyon hükümeti kurmak ve onarıcı dönem politikalarını hayata geçirmek görevi olacak. Seçimlerden parlamentoda 360 üzerinde sandalye kazanarak çıkarlarsa bununla eşzamanlı olarak yönetim sistemi için esaslı bir anayasa değişikliği sürecini başlatmaları beklenecek. Referandumun ardından da yeni bir genel seçim süreci başlayacak. Bu seçimlerden önce 2024 Mart’ında yerel seçimler yapılacak. Yerel seçimler ve anayasa değişikliği sonrası yapılacak genel seçimlerin mevcut ittifaklar arasında değil de ya yeni şartlara göre oluşmuş ittifaklar ya da tüm partiler arasında bir rekabete sahne olması da kuvvetli ihtimal.

2023 ile başlayıp 2025 ortalarına kadar sürmesi muhtemel bu seçimler silsilesine bir de partilerin kongre ve kurultayları eşlik edecek. Böyle bir süreç, Türkiye siyasetinin önümüzdeki üç yılda hem yeni siyasal aktörlerin ve yeni bir siyasetçi kuşağın sahneye çıkışı hem de yeni bir siyasal düzenin ve rekabet ortamının oluşumu gibi büyük bir dönüşüm geçirmesi ihtimalini kuvvetlendiriyor. Bu kadar kısa vadede bu kadar esaslı değişim ihtimali de partileri ve liderleri oldukça zorlu bir muhasebeye sürüklüyor. Bugünden verilecek her kararın bu süreçte ayak bağı olması ihtimali ittifakın kuruluşunu geciktiriyor. Ancak bu gecikme, seçmenlerin muhalefeti Cumhur İttifakı’nın rakibi ve iktidar alternatifi olarak görmelerini de engelliyor ve memnuniyetsizliğe rağmen Cumhur İttifakı’nı kolayca terk edilemeyecek bir güce dönüştürüyor.

Türkiye şüphesiz tarihinin en önemli seçimlerinden birine gidiyor. Cumhur İttifakı siyasi partileri, meclisi ve sivil toplumu karar alanının dışına çıkararak güvenlikçi otoriter tutumun kalıcılığını hedefleyen, karar mekanizmasının aşırı merkeziliğini ve kişiselliğini kurumsallaştıran siyasi ve stratejik bir ittifak ile seçime hazırlanıyor. Muhalefet ise ittifakı siyasi bir girişimden çok seçim stratejisi olarak gören, her partinin kendi performansını sahaya yansıttığı, yatırımını ittifak politikaları ve programından ziyade iktidardan duyulan memnuniyetsizliğe yapan bir görüntü çiziyor.

Seçimi kazanmanın anahtarı muhalefetin elinde ancak anahtarı kullanmak kazanma korkusundan, kazanma arzusuna geçişi gerektiriyor. Bu da seçmenlerle artık iktidar eleştirisini aşarak, muhalefet ittifakının iktidar politikalarını ve programını konuşmaya başlamakla mümkün. Zira psikolojik üstünlüğe sahip olmak seçim kazanmak için yeterli değil. Siyasi üstünlüğü de elde etmek gerekiyor.

https://www.perspektif.online/muhalefetin-kazanma-korkusu/