Ömer Dinçer: Türkiye’de bir uzlaşmadan umutsuzum

Eski Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, Perspektif’e konuştu: Umutsuz olduğum husus, tıpkı AK Parti çevresinde olduğu gibi muhalefetin de değişimi ilkesel düzeyde değil, olaylara karşı tavır ve tepki olarak düşünüyor olmasıdır. 28 Şubat olduğunda, Türkiye’deki dindar kesim insan hak ve özgürlüklerini yaşamak konusunda ciddi sorunlarla karşı karşıya kaldı ve dolayısıyla demokrasiyi talep etti. Tıpkı bugün de benzer sorunları yaşayan muhalefet, daha demokratik tavır izlemeyi iktidara gelmenin yolu olarak görüyor.

Uzun süre Başbakanlığı sırasında uzun süre Erdoğan’ın müsteşarlığını yapan, eski Milli Eğitim Bakanı ve kapatılan İstanbul Şehir Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Ömer Dinçer Perspektif’in sorularını yanıtladı.

Röportajdan bir bölüm şöyle:

“Türkiye’de hem iktidarın hem de muhalefetin aslında ilkesel düzeyde doğruları takip etme konusunda ciddi zafiyetleri olduğunun altını çizelim. Bu açıdan bakınca, bugün Türkiye’de demokratikleşme yönündeki değişimi, eskiden değişime itiraz edenlerin teşvik edeceğini, mevcut iktidarın ise değişime direneceğini varsayabiliriz.

Bunun için, iyi bir ipucu, 2015 yılındaki seçimlerde CHP, seçim beyannamesinde Türkiye’ye değişim vaat etti ve büyük oranda AK Parti iktidarının 2004 yılında kamuoyuna sunduğu ‘Kamu Yönetiminde Yeniden Yapılanma Projesi’ne yer verdi. Bugün bakıldığında muhalefet partilerinin hemen hepsinin değişim talep ettiğini göreceksiniz. Benim belki de umutsuz olduğum husus, tıpkı AK Parti çevresinde olduğu gibi muhalefetin de değişimi ilkesel düzeyde değil, olaylara karşı tavır ve tepki olarak düşünüyor olmasıdır. Çünkü, 28 Şubat olduğunda, Türkiye’deki dindar kesim insan hak ve özgürlüklerini yaşamak konusunda ciddi sorunlarla karşı karşıya kaldı ve dolayısıyla demokrasiyi talep etti. Demokrasi üzerinden kendisine bir kurtuluş yolu projesi geliştirdi. Tıpkı bugün de benzer sorunları yaşayan muhalefet, daha demokratik tavır izlemeyi iktidara gelmenin yolu olarak görüyor.

Bizim ülke olarak aslında topyekûn geleceğimizin, demokratikleşme ile ideolojilerden uzaklaşma ile insan hak ve özgürlüklerine kavuşmada olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Demokrasiyi toplumun ortak değeri ve herkesin sahiplenmesi gereken bir alan olarak siyasi çekişmelerin, iktidar kavgalarının dışında bir yerde ortak hedef olarak tanımlamamız gerekiyor. Bunu başarırsak üstesinden geleceğiz.

Ancak umutlu olmamız gereken hususlar da var: Otoriter yönetimleri ayakta tutmanın yegâne yolu çok güçlü finansal kaynaklardan geçer. Dikkat edecek olursanız, merkezi ve otoriter yönetimlerin tamamının hazır kaynakları var. Mesela İran, Irak, Libya, bazı Orta Asya devletleri, Körfez ülkeleri, Afrika’daki bir çok devlet, Venezüella ve benzeri pek çok ülke, dikkat edin bunların hepsinde petrol, doğalgaz, elmas, kıymetli madenler ve benzeri topluma finans sağlayan, iktidara ayakta kalmak için maddi güç temin eden fırsatlar var.

Öncelikle, Türkiye’nin herhangi bir otoriter iktidarı ayakta tutacak maddi kaynağı yok. Zaten her zaman finansman ve sermaye açığı olmuştur Türkiye’nin. Ayakta tutacak yegâne faktör insan emeği. Yatırımı teşvik etmez ve istihdam alanlarını genişletmezseniz; o zaman iktidarlar ayakta kalma şansına sahip olamaz. Türkiye’de 2014 ilâ aşağı yukarı 2020’ye kadar doğru dürüst özel sektör yatırımı neredeyse olmadı. Kamu yatırımları belli nebze devam etti. Özel sektör son bir yıldır yatırımlara başladı. Özel sektör yatırımı olmadığı müddetçe ülkemizde ek kaynak yaratılamaz. İkincisi; Türkiye vatandaşları, iyi veya kötü 60’tan günümüze kadar demokrasinin nimetlerini gördü ve bundan yararlandı. Yani, hak ve özgürlüklerinin ne olduğunu biliyor, bunları kullanmanın sağladığı avantajların farkında. Geriye gidişe, rıza gösterecek durumda değil. Üçüncüsü ise Avrupa Birliği (AB) ile çok sıkı ilişki ve bağımlılık içerisindeyiz. Üretim ve pazar olarak AB’yle karşılıklı bağımlılık var. İthalat, ihracat büyük oranda AB ülkeleri ile. İlişkilerimiz ve temasımız, vatandaşların seyahatlerinin çoğu AB ülkelerinden bize veya bizden oraya doğru. Orada yaşam biçimi ve kalitesi görülüyor. AB standartlarında bir yaşam, otoriter bir sistem ile sağlanamaz. AB de demokratik bir Türkiye ile komşu olmak ister. Kısacası iktidarı ayakta tutacak kaynak yok, vatandaşlar da alıştığı demokratik hakların dışına çıkılmasına rıza göstermez. Türkiye; AB ve dünya ile rekabet etmek için demokratikleşmek ve şeffaf yapı kurmak, insan hak ve özgürlüklerini kullanmanın önünü açmak zorunda. Başka şansımız yok.”

Röportajın tamamını okumak için:

https://www.perspektif.online/turkiyede-bir-uzlasmadan-umutsuzum/

Önceki İçerikEn isabetsiz Afganistan analizleri
Sonraki İçerikA Milli Takım’da Şenol Güneş dönemi sona erdi