RÖPORTAJ | Galip Dalay: “Ukrayna, Rusya için zafer hikâyesi olmayacak ve Rusya Çin’in ‘junior partner’ine dönüşecek…”

“Rusya bu saldırısıyla kazançlı olduğu sistemin altını oydu…”, “Çin’in ‘junior partnerine’ dönüşüyor…”, “NATO ile Rusya sert bir kapışmaya gidiyorsa, NATO üyesi Türkiye’nin ‘hem NATO üyeliğine devam eder hem Rusya ile Batı arasında jeopolitik dengeleme yaparım’ sürecinin limitlerine geliyoruz demektir…”, “Orta ve uzun vadede Ukrayna’nın Rusya için büyük bir yenilgiye dönüşeceği kanaatindeyim. Ukrayna Rusya için zafer hikâyesi olmayacaktır.”

Rusya’nın Ukrayna saldırısının yaratacağı yeni uluslararası saflaşmaları, Türkiye dış politikasının önümüzdeki dönemdeki seçeneklerini ve Ukrayna’nın geleceğini, Robert Bosch Akademisi, Chatham House ve Brookings Enstitüsü Doha merkezinde araştırmacı olarak çalışan Oxford Üniversitesi Tarih bölümü doktora öğrencisi Galip Dalay ile konuştuk.

Rusya’nın Ukrayna saldırısı, Rusya’nın bundan sonra Batı’yla olan ilişkilerini nasıl bir düzleme sokabilir? Rusya-Batı ilişkilerinde ve uluslararası konumlanmalarda nasıl tablolar ortaya çıkacağını düşünüyorsunuz?

Öncelikle bu konuyla ilgili değerlendirmeler açısından önemli gördüğüm bir meselenin altını çizeyim. Rusya’nın mevcut sisteme, Batı’ya sürekli eleştiriler getirmesi yanıltıcı olmamalı.

Rusya uluslararası sistemin kazananları tarafında. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde veto hakkı olan bir ülke, uluslararası sistemin en önemli aktörlerinden biri.

Rusya, Ukrayna işgalini başlatarak aslında kendisinin en kârlıları arasında olduğu mevcut uluslararası düzeni temelinden sarstı ve bu yaptığının sonucunda ortaya çıkacak sistemde, muhtemelen bugünkü kadar kârlı olmayacaktır, hattâ mevcut avantajlı statüsüne de sahip olmayacaktır.

Bu saldırısıyla Rusya, kendisini etkileyecek birden fazla ihtimali harekete geçirdi.    

Birincisi, “Soğuk Savaş sonrası dönemde Avrupa’nın güvenlik mimarisinde Rusya’nın konumu ne olacak” tartışması hep vardı. Son yıllarda bazı Avrupalı liderler, Rusya’nın Avrupa’nın güvenlik mimarisindeki yeri için artık bir düşman ya da muarız değil bir partner tanımını yapmaya başlamıştı.

Rusya kalkıştığı bu işgalle bunun altını oydu. Artık inşa edilecek Avrupa güvenlik mimarisine Rusya, tehdit ve düşman olarak dahil edilecek.

Tartışılması gereken diğer önemli nokta da şu. Rusya, jeopolitik konularda revizyonist bir aktör olsa da, uluslararası sistem bazında aslında statükocu bir aktördür. Az önce de söylediğim gibi sistemin kazananları tarafında.

Rusya şimdi “jeopolitik olarak revizyonist, sistemik olarak statükocu” politikasının sınırlarına geldi.

Rusya’nın bu jeopolitik revizyonistliğinin, sistemik sonuçlar doğuracağını ve oluşacak yeni sistemik dizaynda Rusya’nın kazançlı çıkmayacağını düşünüyorum.

Rusya-Batı ilişkilerinde girilecek yeni seyrin, bir başka uluslararası sonucu da Rusya’nın Çin’in “junior partneri”ne dönüşecek olması.

Rusya’nın Batı’yla çelişkileri arttıkça Çin’e daha fazla mahkûm olacak. Güç unsurlarını dikkate aldığımızda Çin yükselişte olan bir ülke ve yükselişte olan bir ülkenin siyasal psikolojisine sahip.

Güç unsurlarını dikkate aldığımızda Rusya ise düşüşte olan bir ülkeye tekabül ediyor.

Rusya’nın gayrisafi milli hasılası, — Batı olarak ABD, İngiltere ve AB’yi baz alırsak — Batı’nın yüzden 4’üne denk geliyor. Yani İspanya seviyesinde bir ekonomisi var.

Rusya, silah ve nükleer başlık meselelerini bir kenara koyarsak, tüm güç unsurlarında düşüşte bir ülke. Nükleer başlık meselesinde Rusya, ABD’nin bile önünde. Dünyanın en çok nükleer başlığa sahip ülkesi.  

Bu tabloda Çin, Rusya ile eşit değil hiyerarşik bir ilişki kuracaktır. Çin, hem de Batı’nın sert yaptırımlarına maruz kalmış bir Rusya’ya daha da fazla “junior partner” muamelesi yapacaktır.

Önümüzdeki dönem Batı’nın “ikiz tehditler” diyebileceğimiz bir tehdit algısı şekillenecektir. Çin’i sistemik, Rusya’yı da jeopolitik rakip olarak görerek, ikisiyle de farklı ölçek ve mahiyetlerde mücadele edecektir.

Soğuk Savaş döneminde Batı’nın tehdit algısında, Sovyetler ile sosyalizm-komünizm ön plandaydı; 90’lardan sonra Sovyetlerin yıkılmasıyla birlikte NATO’nun ve Batı’nın tehdit algısı, devlet dışı aktörlere, özellikle de El Kaide benzeri İslami örgütlere kaymıştı.

Muhtemelen önümüzdeki dönemde Batı’nın kimliksel ötekisinin oluşmasında, İslami gruplardan ziyade Çin ve Rusya daha merkezi bir role sahip olacaktır.

Rusya’nın başlattığı bu yeni dönem, bahsettiğiniz Avrupa’nın güvenlik mimarisinde ne gibi değişikliklere yol açabilir?

Aslında bu krizin en başından beri gelen süreç, Avrupa’nın güvenlik mimarisi tartışmalarının ne kadar boş olduğunu gösterdi.

En basit örnek, Ukrayna krizinin en başından beri daha aktif tutum alan ABD, İngiltere, Türkiye gibi ülkelerin hiçbiri AB üyesi değil.

Avrupa, etrafındaki geniş ekosistemi yeterince dikkate almadan bir güvenlik mimarisi tartışması yapıyor.

Biraz önce de söylediğim gibi, daha yakın zamana kadar Rusya’yı “düşman değil partner” görelim deniyordu. Şimdi bu ortadan kalkıyor.

Ayrıca Brexit’ten sonra İngiltere’nin konumunu tayin edemeyen bir Avrupa vardı. Muhtemelen yeni dönemde İngiltere’nin Avrupa güvenliği için önemi anlaşılmıştır. Avrupa güvenliğini bu kadar derinden sarsan bir mesele olan Ukrayna krizinin en başından beri Avrupa’nın en aktif ülkesi İngiltere’ydi. AB üyeleri arasında en aktif diyebileceğimiz ülke de Polonya oldu.

ABD’nin Avrupa güvenlik mimarisindeki konumunun da tekrar tartışılması gerekir. Bu dönemde hem Rusya hem Çin eksenli bir mücadele sürdürecek olan ABD de, Avrupa’dan düşündüğü kadar çabuk çekilemeyeceğini görecektir.

Özellikle Fransa’dan gelen açıklamalarda Türkiye’nin de tehdit olarak görüldüğüne tanık oluyorduk. Şimdi Türkiye’nin de bu güvenlik mimarisinde yerinin olması gerekecektir.

Yeni dönemin, Türkiye’nin NATO kimliğinin daha öne çıkacağı ve Türkiye-Batı ilişkilerinde ortak zeminlerin artacağı bir dönem olacağını düşünüyorum.

Avrupa güvenlik mimarisindeki tüm bu başlıkların Avrupalılar tarafından dikkate alınması gerekiyor.

Türkiye’nin NATO kimliğinin öne çıkması, Ukrayna meselesini nasıl etkiler?

Türkiye, Ukrayna krizinde zor bir konumda.

Bugüne kadar Türkiye, Rusya ile Batı arasında bir jeopolitik dengeleme siyaseti izledi. Bundan kârlı çıktığı alanlar da vardır.

Suriye bu jeopolitik dengeleme siyasetinin en somut başlıklarından biri. Hem Rusya’yla hem Batı’yla çalışma stratejisi.

Yeni dönemde Rusya ile Batı arasındaki bu jeopolitik dengeleme siyasetinin sonuna gelmiş olabiliriz. Çünkü bu siyaset, savaşın olmadığı bir dönem için geçerliydi. Ortada artık bir savaş varsa jeopolitik dengelemeden ziyade taraf seçme tutumu daha belirgin hale gelir.

NATO ile Rusya sert bir kapışmaya gidiyorsa, NATO üyesi Türkiye’nin “hem NATO üyeliğine devam eder hem Rusya ile Batı arasında jeopolitik dengeleme yaparım” sürecinin limitlerine geliyoruz demektir.

Çünkü düne kadar Rusya-Batı ilişkileri daha gri bir alandı. Sadece Türkiye değil Fransa da, Almanya da Rusya ile ilişkilerinde benzeri bir siyaset izliyordu.

Almanya’nın Rusya’yla imzaladığı Kuzey Akım 2 Projesi’yle, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 alması arasında, aslında temelde çok da bir fark yoktu. İkisi de stratejik ve jeopolitik anlamı olan alışverişlerdi.

Ama bakın bugün Almanya Kuzey Akım 2’yi iptal etmek zorunda kaldı. Çünkü artık Rusya-Batı ilişkileri gri alanda tanımlanmıyor. Yeniden siyah-beyaz, dost-düşman olarak tanımlanmaya başlıyor.

Yeni dönemde Türkiye’nin de artık bu jeopolitik dengeleme siyasetini güdemeyeceğini ve giderek daha NATO üyesi bir aktör gibi davranacağını düşünüyorum.

Türkiye ile Batı arasında son dönemlerde birçok ortak zemin çıkıyor olsa da henüz aktif bir iş birliği alanı oluşmuş değil. Elbette, bu alan oluşmadığı sürece de Türkiye’nin buradaki siyaseti değişmeyecektir.

Örneğin Rusya konusundaki yaptırımlara çok aktif bir şekilde katılmayabilir. Ama Batı yaptırımları çok sert tutarsa, Türkiye bu yaptırımların bazılarına pasif olarak katılabilir. Mesela finansal sistemlerde bazı zorunluluklar ortaya çıkabilir.

Türkiye biraz da bu sürecin devamında Ukrayna’da Rusya yanlısı bir iktidar değişikliği, kukla hükümet falan olması durumlarında bugüne kadar yaptığı tüm anlaşmaların vb fesholmaması, olası hükümetin çok anti-Türkiye bir tavır almaması için de biraz temkinli davranabilir.

Ayrıca Türkiye başlığında şunu da belirtelim; Türkiye dış politikasında Türk dünyası fikri son yıllarda zemin kazanıyordu. Bu son yaşananlar gösteriyor ki, Türk dünyası fikri — ideolojik Avrasyacıların görmediği şekilde — Türkiye ve Rusya’yı net bir şekilde karşı karşıya getiriyor.

Bu son yaşananların hatırlattığı gibi, ideolojik Avrasyacıların dünyası ile jeopolitik Avrasya aynı şeyi göstermiyor.

Tüm bu bahsettiğiniz uluslararası dengeler ekseninde Ukrayna’nın geleceği ile ilgili tahminleriniz neler?

Sürecin devamında Ukrayna’da Rus yanlısı bir hükümet, bir rejim olması olası.

Rusya Ukrayna’da bir kukla rejim kurabilir. Fiilen Ukrayna’nın önemli bölümünü işgal edebilir. Bu dediğim senaryoda “mevcut Ukrayna” yani “Rusya karşıtı olan Ukrayna” merkezi yapısını Lviv’e kaydıracaktır. 

Fakat orta ve uzun vadede Ukrayna’nın Rusya için büyük bir yenilgiye dönüşeceği kanaatindeyim. Ukrayna Rusya için zafer hikâyesi olmayacaktır.

Kısa vadede elde edilen askeri başarı ile milliyetçi duygular tahkim edilemeye çalışılacaktır ama orta ve uzun vadede kendi kalesine attığı büyük bir gol olacağını değerlendiriyorum.

Öncelikle Rusya, Ukrayna milliyetçiliğinin net ötekisi haline geliyor. İkincisi, yeni inşa edilecek Avrupa güvenlik mimarisinin net ötekisi haline geliyor. Üçüncüsü, Çin’in “junior partner”ine dönüşüyor. Dördüncüsü, II. Dünya Savaşı sonrası kurulan ve kazananı olduğu sistemdeki bu jeopolitik revizyonizmi, sistemik bir revizyona yol açarsa, bu ortaya çıkacak yeni sistemde Rusya daha kazançlı olmayacaktır.

Ayrıca Batı içindeki anti-Rusya konsensüs de güç kazanır.

Putin, “Zelensky’yi devirin, sizinle anlaşırız” diyerek Ukrayna ordusuna darbe çağrısı yaptı…

Soğuk Savaş sonrasında Rusya’nın rejim değiştirme hadisesi unutulmuş görünüyordu. Soğuk Savaş döneminde Rusya birçok yerde rejimleri değiştiriyor, kukla rejimler kuruyordu.

Son yıllarda Irak gibi örneklerle ABD’nin rejim değiştirme siyaseti daha çok gündeme geldiği için, Rusya kendini rejim değiştirme siyasetinin karşıtı olarak konumlandırmıştı.

Rusya, Arap Baharı’nda rejimlerin taraftarıydı. Arkaik rejimlerin en büyük savunucularından birine dönüşmüştü, rejim değiştirme siyasetine karşı çıkmıştı.

Bugün görüyoruz ki, Rusya tekrar o arkaik rejim değiştirme siyasetine geri dönmüş oldu. Kukla rejimler kurmak, eski post-Sovyet coğrafyasında ya direkt işgal ya kukla rejimlerle yönetme siyasetine net bir şekilde dönmüş oldu.

Rusya’yı analiz ederken yaygın olarak, “Rusya yakın coğrafyasında nüfuz etme siyasetini takip ediyor” kavramı kullanılıyor. Bence bu kavram Rusya’nın yaptığını açıklamaya yetmiyor.

Burada üç aşamalı bir şey yapıyor; Rusya’nın müdahale planlarının üç farklı türü var.

Birincisi kendisinin dominasyon alanı olarak gördüğü yerlerdeki uygulamaları. Bunlar, kukla rejim ya da işgallerle bilfiil domine ettiği ülkeler. Ukrayna’yı o ülkelerden biri haline getiriyor.

İkincisi nüfuz alanları var, nüfuz siyaseti güderek etki altına aldığı alanlar var. Mesela Suriye’de, Libya’da izlediği siyaset bu. Nüfuz, güç, statü projekte ediyor. Üçüncüsü ise kendi çıkarlarına hizmet eden daha geniş bir alan var.

Post-Sovyet coğrafyasında Rusya’nın bundan sonra izlediği siyasete nüfuz siyaseti değil dominasyon siyaseti denmeli. Ukrayna bunun örneği.

(NOT. Galip Dalay’la bu röportaj 25 Şubat Cuma günü yapılmıştır.)