RÖPORTAJ | “Kürt meselesinde artık bir çözüm yok, çözümsüzlük bir çözüm olarak benimsenmiş durumda”

1995’te hazırladığı ‘Doğu Raporu’ uzun süre tartışmalara konu olan sosyolog ve siyaset bilimci Prof. Dr. Doğu Ergil’e ‘Hükümet yeni bir çözüm süreci hazırlığında’ iddialarını sorduk: “Çok geç kalındı. Filin züccaciye dükkanına girip etrafta dolaşması gibi, o kadar çok şey kırıldı ve döküldü ki artık bunun telafisi mümkün değil. O yüzden yasaklamak, hapsetmek, reddetmek, katılımı önlemek türündeki strateji devam edecek gibi gözüküyor. Artık bir çözüm yok. Çözümsüzlük bir yöntem olarak benimsenmiş gözüküyor.”

Doğu Bey siz 1990’lı yıllarda Kürt meselesi ile ilgili önemli çalışmalar yapmış ve bu çalışmalarla kamuoyunda adından sıkça söz ettirmiş bir kişisiniz. Aradan 30 yıla yakın zaman geçti ve şimdi Türkiye 2023 yılında kritik bir seçime doğru gidiyor. Seçime gidilen bu süreçte Türkiye’nin en önemli meselelerinden biri hâlâ Kürt meselesi. Ve bu bağlamda şu anda HDP’nin kapatılacağı yönünde iddialar dolaşıyor kulislerde. Sizce HDP’nin kapatılması Kürt meselesi açısından ve 2023 seçimleri açısından nasıl sonuçlar doğurur?

Bir kere bir sosyal olgunun sorun olması başlı başına bir sorundur. Sosyal bir sorun olması bir anomali. Eğer bir sosyal konu varsa bu çözülür ve toplum yoluna devam eder. Aksi halde ayağı takılır ve o takılmış haliyle kalır. Ne ilerleyebilir, ne gelişebilir ne de başka sorunlarını çözebilir. Maalesef Kürtlerin bir sorun olması ve Kürt sorununun Türkiye’de çözümsüzlüğe yani kangrenleşmeye gitmesi Türkiye için büyük bir talihsizlik olmuştur. Ama bu bilinçli bir seçimdir. Bu konu çözüme kavuşmamıştır, kavuşturulamamıştır.

Niçin kavuşturulamamıştır? Çünkü anlaşılamamıştır ya da daha doğrusu anlaşılmak istenmemiştir. Çünkü bunun sonunda Kürt varlığının kabülü ve bir şekilde sisteme yedirilmesi yani sistem tarafından benimsenmesi gerekli. Nasıl benimsenecekse; özgürlükler mi, özerklik mi, kültürel birtakım yeni haklar mı? Bu konuda ne Türkiye Cumhuriyeti hükümeti resmen ne de Türkiye Cumhuriyeti halkı gayrı-resmi olarak bir türlü ikna olmamıştır. Hep endişe duymuştur. Çünkü Kürt varlığının kendi varlığına yönelik bir tehdit olduğuna inana gelmiştir. O yüzden gene yasakçılıkla, gene reddederek ve gene çözüm üretemeyerek bu sorunu devam ettiriyoruz. HDP’nin kapatılması tartışması da bunun bir parçası.

Bir yandan size de sorduğum HDP’nin kapatılması konuşulurken kulislerde bir yandan ise hükümetin yeni bir çözüm süreci hazırlığında olduğu iddiaları var. Siz iktidarın seçimlere doğru böyle bir hamle yapacağını düşünüyor musunuz? Sizin bu konuda bir bilginiz ya da duyumunuz var mı?

Çok geç kalındı. Filin züccaciye dükkanına girip etrafta dolaşması gibi, o kadar çok şey kırıldı ve döküldü ki artık bunun telafisi mümkün değil. O yüzden yasaklamak, hapsetmek, reddetmek, katılımı önlemek türündeki strateji devam edecek gibi gözüküyor.

Artık bir çözüm yok. Çözümsüzlük bir yöntem olarak benimsenmiş gözüküyor.

Peki muhalefetin Kürt meselesindeki tavrını nasıl buluyorsunuz?

Son derece ikircikli buluyorum. Çünkü yokmuş gibi davranıyorlar. Çünkü varmış gibi davranırlarsa kendi seçmeninden parçalar kopacağına inanıyorlar. Yani seçmenini kazanıp ikna edeceğine, Kürtler yokmuş gibi, yüksek oranda oy almış bir Kürt partisi yokmuş gibi ve onunla hiçbir biçimde iş birliği yapılmazmış, Kürt seçmenlerin de sisteme entegre edilerek Türk siyasetinde aktif bir rol oynaması düşünülmüyormuş gibi davranıyorlar. Bu son derece ikircikli bir hareket.

Sizin Kürt meselesi ile ilgili son dönemlerde bazı görüşmeler yaptığınız iddia ediliyor. Bu doğru mu? Bu konuda bir şeyler söylemek ister misiniz?

Bir zamanlar yaptık biliyorsunuz. Akil İnsanlar heyeti çok çözüm arayan, alternatifler geliştirmeye çalışan bir girişimdi. Hükümet bundan vazgeçtikten sonra da bir grup bu heyetin üyesi biraraya geldi ve çözüm çabasının devam etmesi için çalıştılar. Hatta hükümet üyeleri ile biraraya da geldiler ama hükümet artık kararını vermişti. Bu konuyu kapatacaktı, kapattı da. Ondan sonra da bir şey yok zaten.

Siz kendi başınıza bir şey yapamazsınız zaten. Öyle bir özgürlük alanı yok. Ayrıca da özgürlük alanı olmadığı için size kulak verecek, sizinle işbirliği yapacak bir sosyal kesim de yok.

Ben 90’lı yıllarda Kürt meselesine ilk eğildiğimde, çözümsüz hale getirilmiş olan bu sorun nasıl çözümlü hale getirilebilir diye akademik olarak kendi başıma çalışmaya başladığımda bırakın resmi çevrelerden desteği, Kürtler de bana ‘Bu kadar riski kimse almaz bu ortamda, demek ki bu adam devletin ajanı’ diye mesafeli durdular. O yüzden bu o kadar bireysel girişimcilikten, inisiyatiften, yaratıcılıktan uzak bir konu ki. Hep tabulara teslim olmuş, hep resmi çevrelerden yani sorunu üretenlerden çözüm bekleyen bir anlayışa kurban edilmiş bir konudur.