Mazlum Abdi’den Türkiye medyasına ilk röportajlar: “Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcut”
Mazlum Abdi: “Türkiye ile ilişkilerimiz düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Kendime söz verdim: Mecbur kalmadıkça halkımızı tekrar savaş koşullarına sokmak istemiyorum”
Suriye Demokratik Güçleri’nin Suriye ordusuna entegrasyonunun tamamlanmasının ardından Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı olan Mazlum Abdi, Türkiye’den gazetecilere ilk kapsamlı röportajlarını verdi.
İlke TV’den Banu Güven, Yeni Yaşam Gazetesi’nden Nezahat Doğan ve Spot Basın Kooperatifi’nden İrfan Aktan, Suriye’de Abdi ile bir araya geldi. Yayımlanan ilk iki röportajda Abdi; SDG’nin geleceği, Suriye ordusuna entegrasyon, Kürtçe eğitim, yeni anayasa, Cumhurbaşkanlığı’ndaki görevi ve Türkiye ile ilişkiler konusunda dikkat çekici açıklamalarda bulundu.
Abdi’nin iki röportajında da öne çıkan ortak mesaj, 15 yıllık silahlı dönemin ardından Kürt siyasetinin yeni bir aşamaya geçtiği oldu. Abdi entegrasyonu bir “teslimiyet” olarak görmediklerini, SDG güçlerinin yöneticileriyle ve birlikleriyle birlikte Suriye ordusu bünyesine geçtiğini söyledi. Yeni dönemde mücadelenin anayasa, siyaset ve diplomasi alanında süreceğini belirten Abdi, Türkiye ile ilişkilerin normalleşmesini de bu sürecin önemli parçalarından biri olarak gösterdi.
İlke TV’ye konuştu: “Entegrasyon bir son değil, yeni bir başlangıç”
Gazeteci Banu Güven’in Haseke’de gerçekleştirdiği söyleşide Abdi, SDG’nin entegrasyon sürecinden Kürtlerin anayasal haklarına, Kürtçe eğitimden yeni siyasi yapı arayışına, IŞİD tehdidinden Türkiye’nin Suriye’de üstlenebileceği role kadar pek çok konuda konuştu.
Bir dönem savaş sahasında üniformasıyla görülen Abdi, bu kez Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı sıfatıyla sivil kıyafetlerle kameraların karşısına çıktı. Abdi, SDG’nin 15 yıllık silahlı döneminin sona ermesini “bir son ama aynı zamanda bir başlangıç” olarak tarif ederken, Kürtlerin bundan sonraki mücadelesinin siyasi alanda devam edeceğini söyledi.
Entegrasyon Suriyeli Kürtler için kazanım mı, kayıp mı?
SDG’nin Suriye devletine entegrasyonu konusunda Abdi, süreci ne bir “teslimiyet” ne de tek taraflı bir zafer olarak değerlendiriyor.
Kürtlerin yıllar boyunca kendi bölgelerinde siyasi, askeri, ekonomik ve idari alanlarda önemli bir yönetim deneyimi oluşturduğunu belirten Abdi, bunun geçici bir dönem olduğunu söylüyor.
Ona göre asıl mesele, bu deneyimin ardından Kürtlerin Suriye devleti içerisinde nasıl bir statü kazanacağı.
Abdi, Baas rejiminin Kürtleri inkâr eden politikalarıyla bugünkü dönem arasında önemli bir fark bulunduğunu belirterek, Kürtlerin ilk kez kimlikleriyle birlikte Suriye devletinin yeni yapısında yer alma imkanına sahip olduğunu ifade ediyor.
Bu nedenle entegrasyonu geçmişte elde edilen kazanımların tamamen terk edilmesi olarak görmüyor. Ancak Kürtlerin taleplerinin henüz tamamının karşılanmadığını da açıkça söylüyor.
Kürtlerin “yeni Suriye’de” ulusal, kültürel, idari ve anadili haklarının anayasal güvenceye alınması gerektiğini belirten Abdi, mevcut kazanımların daha da genişletilmesini istiyor.
SDG’nin fesih kararını duyururken ne hissetti?
Abdi, 20 Ağustos’ta Kamişlo’daki Özgürlük Parkı’nda SDG’nin entegrasyon sürecinin tamamlandığını açıklarken bunun kendileri açısından kolay bir karar olmadığını ortaya koyuyor.
15 yıllık mücadele boyunca SDG’nin binlerce kayıp verdiğini ve toplum içerisinde güçlü bir karşılığı bulunduğunu belirten Abdi, süreci bir kapanıştan çok yeni bir mücadele biçimine geçiş olarak değerlendiriyor.
Mazlum Abdi “Bir son ama aynı zamanda bir başlangıç” sözleriyle tarif ettiği yeni dönemde temel hedefin, Kürtlerin Suriye devleti içerisinde kendi kimlikleriyle yer alması olduğunu söylüyor.
Abdi’ye göre artık silahlı mücadelenin yerine siyasi mücadele geçecek. Bu nedenle SDG’nin sona ermesiyle ortaya çıkabilecek siyasi boşluğun doldurulması da yeni dönemin en önemli meselelerinden biri.
Kürtçe konusunda beklentiler neden karşılanmadı?
Kürtçe konusunda ise Abdi’nin yaklaşımı daha temkinli. Rojava’daki özerk yönetim döneminde çocukların ilkokuldan üniversiteye kadar Kürtçe eğitim alabildiğini hatırlatan Abdi, bugün devlet tarafından tanınan Kürtçe eğitim hakkının bu deneyimin gerisinde kaldığını söylüyor.
Mazlum Abdi bu nedenle Kürt toplumunun mevcut uygulamalara yönelik itirazlarını haklı buluyor.
Abdi, Kürtçe meselesinin yalnızca Suriye içerisindeki bazı kesimlerin yaklaşımıyla açıklanamayacağını, bölgedeki diğer ülkelerin tutumlarının da süreci etkilediğini belirtiyor.
Mazlum Abdi buna karşın Kürtlerin, anadili konusunda kendi iradesini ortaya koymaya devam etmesi gerektiğini vurguluyor.
Abdi, Kürt halkının çocuklarını Kürtçe eğitim veren okullara göndermeye devam etmesini de bu mücadelenin bir parçası olarak görüyor.
Okulda Kürtçe yazınca başına neler gelmişti?
Kürtçe anadili meselesinin Abdi açısından salt siyasi bir başlık olmadığı, kendi yaşam öyküsünden de anlaşılıyor.
Abdi, çocukluk yıllarında Kürtçe kitap okuduğu ve yazdığı için gözaltına alındığını anlatıyor.
Henüz 13-14 yaşlarındayken okulunun Kürtçe kitaplar nedeniyle basıldığını ve yaklaşık bir hafta cezaevinde kaldığını söylüyor.
Okulda bulunan kitapların Kürt tarihi, Newroz ve Kawa efsanesi anlatısıyla ilgili olduğunu belirten Abdi, yıllar sonra Kürtçenin Suriye devletinin eğitim sistemi içerisinde sınırlı da olsa tanınmasını bu nedenle tarihi bir gelişme olarak değerlendiriyor.
Ancak bunun yeterli olmadığını da özellikle vurguluyor. Ona göre mevcut adım bir başlangıç ve Kürtlerin iradesini ortaya koyması halinde hakların zaman içerisinde daha da genişletilmesi mümkün.
Kürtlerin anayasal hakları güvence altına alınacak mı?
Abdi, önümüzdeki dönemde anayasa hazırlık sürecinin Kürtler açısından kritik olacağını söylüyor.
Henüz kesin bir takvim bulunmadığını ancak önümüzdeki 2-3 ay içerisinde bir anayasa hazırlık komisyonunun oluşturulmasının beklendiğini belirten Abdi, Kürt temsilcilerinin de bu komisyonda yer almasını istediklerini aktarıyor.
10 Mart ve 29 Ocak anlaşmalarında Kürtler ve Kürtçe konusunda alınmış kararlar bulunduğunu hatırlatan Abdi, cumhurbaşkanlığı kararnamelerinde Kürt haklarıyla ilgili düzenlemelerin de bulunduğunu ifade ediyor.
Ancak Abdi’ye göre bütün bu kazanımların kalıcı hale gelmesi için anayasal güvence gerekiyor.
Kürtlerin ulusal, kültürel, anadili ve idari haklarının anayasal düzen içerisinde yer alması gerektiğini belirten Abdi, mevcut kazanımların Kürtlerin tüm taleplerini karşılamaktan uzak olduğunu söylüyor.
Yeni Suriye’de bölgenin seküler düzeni korunabilir mi?
Abdi, 15 yıllık süreçte bölgede yalnızca siyasi ve askeri kurumların değil, aynı zamanda yeni bir toplumsal yaşam biçiminin oluştuğunu belirtiyor.
Bu yaşamın tamamının yasal güvenceye kavuşmamış olabileceğini ancak bölgede bir kültür ve toplumsal deneyim oluştuğunu söyleyen Abdi, bunun devam edeceğine inanıyor.
Suriye’nin önünde laik, demokratik ve medeni bir devlet kurma konusunda ciddi engeller bulunduğunu kabul eden Abdi, buna rağmen Baas dönemine kıyasla daha fazla imkan olduğunu düşünüyor.
Suriye’nin uluslararası topluma açılmak ve uluslararası hukukla uyumlu hale gelmek istediğini belirten Abdi, bu nedenle yeni dönemde demokratik ve seküler bir Suriye kurulması için daha geniş bir alan bulunduğu görüşünde.
SDG’nin ardından yeni bir siyasi parti mi kurulacak?
SDG’nin sona ermesiyle birlikte Abdi’nin önünde yeni bir soru daha bulunuyor: Silahlı yapının bıraktığı siyasi alan nasıl doldurulacak?
Abdi, SDG’nin 15 yıl boyunca bölge halkı açısından önemli bir rol üstlendiğini, halkı koruduğunu ve ağır kayıplar verdiğini belirtiyor. Bu nedenle SDG’nin sona ermesiyle ortaya çıkacak siyasi boşluğun görmezden gelinemeyeceğini söylüyor.
Bölgede siyasi faaliyet yürüten aktörlerin yeni bir siyasi yapı konusunda çalışmalar yaptığını belirten Abdi, henüz yapının biçiminin ve adının kesinleşmediğini ifade ediyor.
Ancak Abdi yeni bir siyasi yapının oluşturulmasını önemli bir ihtiyaç olarak görüyor. Ona göre SDG’nin toplumsal tabanının ve 15 yıllık mücadelenin ardından ortaya çıkan siyasi birikimin yeni dönemde siyasi alana taşınması gerekiyor.
Bu çerçevede Abdi, silahlı mücadeleden siyasi mücadeleye geçişin yalnızca bir söylem değişikliği olmayacağını, yeni bir siyasi örgütlenme ihtiyacını da beraberinde getireceğini ortaya koyuyor.
Salih Müslim’in mirası yeni siyasi yapıda yaşayacak
Abdi, yeni siyasi yapı tartışılırken 11 Mart 2026’da hayatını kaybeden PYD Eşbaşkanlık Konseyi Üyesi Salih Müslim’in Kürt siyasi hareketindeki yerinin de altını çiziyor.
Salih Müslim’i yalnızca Demokratik Birlik Partisi (PYD) üzerinden tanımlamanın eksik olacağını belirten Abdi, onun Suriye Kürt siyasetinde uzun yıllara yayılan bir siyasi geçmişe sahip olduğunu söylüyor.
Müslim’in Baas rejimi döneminde tutuklandığını, sürgün yaşadığını ve ailesinin de ağır bedeller ödediğini belirten Abdi, Salih Müslim’in çocuklarının da savaş sırasında yaşamını yitirdiğini hatırlatıyor.
Abdi, Salih Müslim’in siyasi mirasının yeni dönemde de korunacağını ve anısının yeni siyasi yapı içerisinde yaşayacağını ifade ediyor.
IŞİD neden hâlâ ciddi bir tehdit?
Suriye’de yeni siyasi dönem tartışılırken Abdi’nin dikkat çektiği başlıklardan biri de IŞİD oldu.
Abdi, örgütün eski gücünde olmadığını ancak ortadan kalkmadığını söylüyor. IŞİD’in hâlâ ideolojik bir tabana, finansal ve insan kaynağına ulaşabildiğini belirten Abdi, örgütün basit bir silahlı yapı olarak görülmemesi gerektiğini vurguluyor.
Baas rejiminin 8 Aralık 2024’te devrilmesinin ardından IŞİD’in bir dönem hareket alanının genişlediğini belirten Mazlum Abdi, örgütün bugün daha zayıf olmasına rağmen saldırı düzenleme kapasitesini koruduğunu ifade ediyor.
Bu nedenle bölgede güvenlik konusunda dikkatli olunması gerektiğini belirten Abdi, IŞİD’in yeniden güç kazanabilecek bir tehdit olduğunu söylüyor.
Türkiye’nin Suriye’de üstlenebileceği rol nedir?
Abdi’ye göre yeni Suriye döneminde Türkiye’nin etkisi artmaya devam edecek.
Türkiye’nin sınır komşusu olması ve Suriye’nin yeniden inşasında ekonomik kapasitesi nedeniyle önemli bir aktör olduğunu belirten Abdi, Ankara’nın Suriye’nin yeniden yapılanmasında olumlu bir rol oynayabileceğini düşünüyor.
Ekonomik gelişme ve bölgesel istikrar konusunda Türkiye ile ortaklaşabilecekleri alanlar bulunduğunu belirten Abdi, Suriye’nin istikrara kavuşmasının Türkiye açısından da önemli olduğunu ifade ediyor.
Abdi bu noktada Türkiye’de devam eden çözüm sürecine de özel bir anlam yüklüyor.
Mazlum Abdi, Türkiye’deki Kürt meselesi ile Suriye’deki Kürt meselesinin birbirinden bağımsız değerlendirilemeyeceğini belirterek, iki dosyanın uzun süredir birbirini etkilediğini söylüyor.
Türkiye’nin geçmişte SDG’yi kendi ulusal güvenliğine yönelik tehditlerin bir parçası olarak değerlendirdiğini ve bunun çatışmalı bir döneme yol açtığını hatırlatan Abdi, bugün yürütülen çözüm sürecinin Suriye açısından da olumlu bir etkisinin olduğunu düşünüyor.
Yürütülen sürecin Suriye’deki Kürt meselesinin çözümüne katkı sunabileceğini belirten Abdi, yeni dönemde Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesine açık olduklarını vurguluyor.
Türkiye’ye ne zaman gelecek, yapılacaklar listesinde neler var?
Mazlum Abdi’nin yeni görevindeki önemli başlıklardan biri de Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesi.
Abdi, yeni görevlerinin henüz resmen başlamadığını, entegrasyonla bağlantılı çalışmaları tamamladıktan sonra Şam’da görev yapacağını söylüyor.
Mazlum Abdi, görevinin başlamasıyla birlikte zamanının bir bölümünü Şam’da, bir bölümünü ise bölgedeki halkının yanında geçirmeyi planlıyor.
Abdi’ye göre Türkiye konusunda ise önceliğin güvenlik başlığını aşan daha geniş bir ilişki zemini oluşturmak olduğu görülüyor.
Ekonomik kalkınma, bölgesel istikrar ve Kürt meselesinin çözümü bu yeni ilişkinin öne çıkan başlıkları arasında bulunuyor. Abdi, Türkiye ile ilişkilerin gelişmesinin Suriye’nin genel istikrarına katkı sağlayacağını düşünüyor.
Bölgede yeni bir dönemin başladığını belirten Abdi için asıl mesele, 15 yıllık savaş ve yönetim deneyiminin ardından ortaya çıkan yeni siyasi zeminin nasıl değerlendirileceği.
Mazlum Abdi silahların yerini siyasetin aldığı bu yeni dönemde Kürtlerin hedefini ise şöyle tarif ediyor:
“Suriye’den ayrı bir yapı kurmak değil, kendi kimlikleriyle Suriye’nin kurucu unsurlarından biri olmak ve elde edilen kazanımları anayasal güvenceyle genişletmek.”
⸻
Yeni Yaşam’a konuştu: “Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcut”
Yeni Yaşam Gazetesi’nden Nezahat Doğan’a konuşan Mazlum Abdi, entegrasyonun SDG’nin teslim olması anlamına gelmediğini özellikle vurguladı. Abdi, SDG birliklerinin tugaylar halinde, yöneticileriyle birlikte Suriye ordusuna geçtiğini ve bulundukları bölgelerin savunmasında görev yapmayı sürdüreceklerini söyledi.
Türkiye ile ilişkiler konusunda daha açık ifadeler kullanan Abdi, Ankara ile temasların devam ettiğini açıkladı. “Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” diyen Abdi, ilişkilerin artık “doğal ve yapıcı bir zeminde” yürütülmesi gerektiğini söyledi. Abdi ayrıca yeni dönemde yeniden savaşa dönmek istemediklerini belirterek, “Ben kendime bir söz verdim, artık mecbur kalmadıkça halkımızın tekrar savaş koşullarına girmesini istemeyiz” dedi.

Nezahat Doğan’ın Mazlum Abdi ile söyleşisi:
Suriye’de Kürtler için yeni bir dönem başladı. Mazlum Ebdî’nin 25 Ağustos’ta entegrasyon tamamlandı açıklamasının ardından günlerdir Türkiye’de farklı tartışmalar yürütüldü ve bu da spekülasyonları beraberinde getirdi. Türkiye tarafında meseleye teslimiyet üzerinden “Kürtler kaybetti” yaklaşımıyla ortaya konan tutumlar umutsuzluğa kapı açtı. Oysa Kürtler, sistemlerin ve egemenlerin yüzyıllardır kimliğini inkâr ettiği, sadece elinde silah ve savaşan güç olarak gördüğü yerden statüleri elde etme ve Suriye devletinde siyaset yapma yoluna girdi.
Unutmamak gerekir ki barış en zor olan… Tıpkı tek kişilik satranç hamleleri gibi.
Barış, demokrasi, eşitlik ve demokratik toplum yolunda, tüm halklar adına Kürtlerin geri atmış gibi görünen adımı aslında ileriye atılmış uzun sıçrayışın ilk hamlesini ortaya koyuyor. Büyük resimde daha büyük mücadele, müzakere, diplomasi ve örgütlülüğün ilk aşamasını gösteriyor. Kürtler kaybetmedi sadece yeni bir yola girdi…

Artık Suriye’de gayri resmi yürütülen her adım şimdi resmi olarak statü kazandı. Suriye tarihinde Kürt dili ilk kez kabul edildi ama Rojava’da Kürtçe anadil konusunda sorunlar var. Buna karşılık tepkiler ve eylemler sürüyor. Buna karşı nasıl müzakere ve mücadele yürütülecek?
Diyalog, diplomasi ve müzakere ile Suriye’de bu değişimlerin nasıl olacağını, kafada olan soru işaretlerini, entegrasyonu nasıl anlamak gerektiğini, anadil konusundaki kırmızı çizgiyi, barışın kıymetini, halkların eşit, özgür yaşayacağı sistemin nasıl bir mücadele ile kazanılması gerektiğini, geri dönüşleri, Cumhurbaşkanlığı danışmanlığı görevinin ne olduğunu ve Türkiye ile ilişkileri doğrudan Rojava’da Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Ebdî ile konuştuk.
Kürtlerin yıllardır inkara karşı yürütülen mücadelesinde çok önemli bir dönüm noktasına gelindi. Savaş ve çatışma yerini şimdi demokratik siyaset, anayasa ve hukuk mücadelesine bırakıyor. Bu anlamda Suriye’de savaşın sonrasında gelinen süreç neyi ifade ediyor?
Aslında halkımız son 15 yıldır çok zorlu bir süreçten geçti, çok çetin bir savaşın içindeydi. Bugün ise Suriye yeni bir aşamaya girdi, yeni bir Suriye inşa ediliyor. Bizim için en önemli husus, Kürt halkının yeni Suriye’nin inşasında kendi yerini almasıdır. Daha önce Suriye devleti kurulurken Kürtler içinde yer almamıştı. Suriye bağımsızlığını kazandığında da yine Kürtler içinde yoktu. Şimdi yeni bir Suriye kuruluyor, önemli olan Kürtlerin bu inşada hak ettikleri yeri almasıdır. Eğer yeni Suriye devletiyle Kürtler olarak bir uzlaşma sağlandıysa, temel hedefimiz bugüne kadar elde edilen tüm kazanımların korunmasıdır. Bir diğeri ise Kürt halkının kendi kimliğiyle yeni devletin inşasında yer almasıdır. Şimdiye kadar atılan tüm adımlar, bu hedeflerimiz doğrultusundadır.

Rojava’da özgün, özerk, demokratik bir yönetim kuruldu. Suriye’de sizin mücadelenizde yaşanan çatışmalar ve Kürtlerin bir soykırımla karşı karşıya gelmiş olması, Alevilerin katledilmesi ve ciddi bir sorunla karşı karşıya kalması, en önemli kırmızı çizgilerden bir tanesiydi… Bütün o hattı da düşünerek bugüne baktığımızda var olan sorunlarla Suriye’de yeni dönemde demokratikleşme nasıl olacak?
Önümüzde pek çok engel olduğu bir gerçek. Yeni bir sürece geçtik ancak yeni bir Suriye’nin kurulması kolay olmayacak, birçok sorun var. Temel meselelerden biri demokrasidir, medeni bir devletin inşa edilmesidir. En büyük meselelerden biri bu. Bunun için büyük bir mücadele gerekiyor. Ancak bakıldığında şimdiye kadar Baas otoriterliğinde bir rejim vardı, merkeziyetçi bir rejim vardı, farklılıkları, halkların haklarını kabul etmiyordu, medeni hukuku da kabul etmiyordu. Bugün karşılaştırdığımızda Suriye’de yeni bir zemin oluşmuştur. Yeni hükümet de öncekine göre daha açıktır ama yine de aşılması gereken zorluklar bulunuyor. Şüphesiz kolay olmayacak. Ancak baktığımda medeni bir hukuk, medeni kurumlar, yine, demokrasinin ve hukukun sağlanması için bir zemin oluştu. Bizlere düşen bunun mücadelesini yürütmek…
Ortadoğu kaynayan bir kazan. Yeni inşa sürecinde uluslararası dengeler, bölgesel durum, ülkeler arası çıkarlar; özellikle Amerika, İsrail, İran ve Türkiye hattı var. Hala cihatçı grupların tehlikesi de söz konusu. Bütün bunlara karşı öz savunmanız, mücadele hattınız ve stratejiniz ne olacak?
Ortadoğu’da yeni bir durum var. Önümüzde hem yeni fırsatlar hem de riskler bulunuyor. Herkesin kendini savunabilmesi, güvenliğini sağlaması gerekiyor. Bizim açımızdan da Suriye’deki Kürt halkı olarak, yeni savunma sisteminin bir parçası haline geldik. Güçlerimiz, QSD, tugaylar biçimiyle Suriye ordusuna resmi olarak katıldı. Önemli bir rol oynayacağına da inanıyoruz. Savunma yeni duruma göre sorumluluklarını yerine getirecektir. Gücümüz Suriye ordusu içinde resmi statüye kavuştu. Artık genel savunmayı Suriye halkı, Kürt halkı için birlikte sürdüreceğiz. Savunma konusunda imkanlar var.
Şimdi Türkiye’de ve Kürt kamuoyunda şu soru soruluyor: Demokratik Suriye Güçleri entegre oldu ama bu entegrasyon tam olarak ne anlama geliyor? Bir tarafta da tersten bir algı mı yaratılmaya çalışılıyor? Siz bu konuda soru işareti ve kafa karışıklığını neye bağlıyorsunuz? Gerçekte nasıl anlaşılmalı?
Bu konuda çok fazla spekülasyon yapılıyor, herkes kendi tarafına çekmeye çalışıyor. Doğru olanı açıkça ortaya koymak gerekir: Şimdi Demokratik Suriye Güçleri, varılan bir anlaşma ve plan doğrultusunda Suriye ordusuna dahil oldu. Bugün yeni bir Suriye ordusu inşa ediliyor, biz de bu yapıda yerimizi alma kararı aldık. Gücümüz 15 yıldır bu topraklarda büyük bir tecrübe oluşturdu, büyük bir savaş verdi. Suriye’nin bir parçasını savundu. Kürt halkını savundu ve varlığını gösterdi. Bu güç şimdi tüm imkanlarıyla Suriye ordusuna katıldı. Önemli olan bu gücün Suriye ordusu içindeki rolünün olmasıdır. Demokratik Suriye Ordusu şimdiye kadar olduğu bölgelerde entegrasyondan sonra Suriye ordusunun bir parçası oldular ve yöneticileriyle Suriye ordusuna katıldılar. Artık bölgenin savunması birlikte sağlanıyor hem Kürt halkının savunması hem Suriye’nin tamamının savunması açısından gereken en doğru adımın atıldığına inanıyorum.
Bu önemli ve ince bir çizgi aslında. Entegrasyon denildiğinde Demokratik Suriye Güçleri Şam’a entegre değil, teslim oldu algısı da yaratılıyor. Bunu biraz netleştirebilir misiniz? Entegrasyon aynı zamanda yeni oluşacak sistemde halkların güvenliğini de sağlayacak bir durumu mu ortaya koyuyor?
Doğru, bu konuda iki yanılgılı yaklaşım var ve düzeltilmesi gerekiyor…
Nedir o konu? Nasıl anlaşılmalı?
Halkımız doğru anlamalı. Birincisi “SDG teslim oldu, artık geriye bir şey kalmadı” ifadesi SDG karşıtlarının söylemi ve bu doğru değil. Bu barış ve entegrasyon sürecine, sağlanan anlaşmalara zarar veriyor. Diğer taraftar “hiçbir şey değişmedi, SDG eskisi gibi kalıyor, anlaşmalar sağlanmadı, Suriye’nin bir parçası olmadı,” yaklaşımı da gerçeği yansıtmıyor.
Doğru olan nedir?
Doğru olan şu: Şimdiye kadar bu bölgeleri koruyan güçler, bugün resmi bir şekilde Suriye ordusunun bir parçası oldular. Aynı zamanda kendi kimlikleriyle katıldılar, ordunun yönetiminde yer alıyorlar. Şimdiye kadar bu topraklarda var olan SDG, tugaylar şeklinde orduya katıldı. Esas görevi, orduyu güçlendirmek. “Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,” ya da aksi yönde “bir şey değişmedi,” diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. SDG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusu içinde bir güç olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek.
QSD Suriye’nin içinde savunma ve askeri güç olarak önemli bir yere oturdu diyebiliyor muyuz? Böyle anlaşılması mı gerekiyor?
SDG güçlerinin Suriye ordusunun bir parçası olarak Suriye’nin savunma sistemini nasıl güçlendireceği üzerinde duruluyor. Bu güçlerin haklarının korunması, yine içinde yer alan kişilerin haklarının korunması, diğer yandan yeni bir kimlikle, Suriye ordusu kimliğiyle nasıl bu bölgeyi koruyacağı çerçevesinde bakılmalı.
Üzerinde durulması gereken sorunlardan en önemlisi de Kürtler için anadil konusu. Kürtlerin ulusal dili olması kabul ediliyor ama Rojava’nın 15 yıldır kendi anadiliyle yönettiği sistem bugün eğitimde 3 saatle sınırlandırılmış, buna da güçlü bir tepki ve eylemler var. Şam yönetimi görüşmeleri entegrasyon ve güvenlik üzerinden yürütüyor, Kürtlerin de kırmızı çizgisi dildi. Nasıl bir aşamaya gelindi de geriye düştü ve sonuç bu oldu? Bundan sonrasında nasıl bir müzakere ve mücadele var önünüzde?
Bu meseleyi şöyle değerlendirmek lazım. Eğer Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya, Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Bu, eskiye kıyasla Suriye genelinde ilk kez yapılıyor ve Kürt halkı adına büyük bir kazanımdır. Ancak son 15 yıldır Rojava’da kendi anadilimizde yürüttüğümüz eğitim sistemiyle kıyaslandığında, elbette bir adım geride kalmış görünebilir. Bu nedenle bu bizim için bir mücadele konusudur. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. Şam’daki birçok görüşmemizde ve son yapılan görüşmede de temel gündemimiz buydu, bizim için kırmızı çizgimiz Kürt dili meselesiydi. Elbette Kürt dili konusunda istediğimiz her şey sağlanmadı. Büyük bir mücadele verdik. Ancak alınan kararları da kabul etmedik. Sonuçta yeni bir durum gelişti, Kürtçe resmî olarak müfredata girdi. Bir adım atılması önemli ama yeterli değil. Kürt dili için esas hedeflerimize ulaşmak için mücadele gerekiyor.
Bu müfredata dahil edilmesi Suriye tarihinde de bir ilk… Şimdi, geçici hükümet, sizin cumhurbaşkanlığı danışmanlığınız, seçim, anayasa… Önümüzde çok daha önemli bir süreç görüyoruz. Bundan sonraki dönemde süreç nasıl işleyecek? Cumhurbaşkanlığı Danışmanlığı’nın yol hattı nedir?
Artık Kürtlerin Suriye devletine nasıl katılacakları, nasıl güçlü bir aktör olacaklarının süreci başlıyor. Suriye devletinin de buna hazır olduğuna inanıyorum. Bizler de Kürt halkı olarak bu yönde bir adım atmak istiyoruz. Artık yaşanan gelişmeler karşısında hem Şam’da hem Kürt bölgelerinde yeni çalışmalarımız olacak.
25 Ağustos kararına gelene kadar önemli bir diplomasi trafiği yürüttünüz. En son yaptığınız bir dizi görüşmeler sonrasında da Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani Ankara’ya gitti. Eşzamanlı yürüyen bir süreç var. Bir tarafta Qamişlo’nun yüzüncü yılı, öte tarafta Türkiye’de Cumhuriyet’in ikinci yüzyılı ve daha demokratik bir sistem meselesi… Kürt sorununun çözümünde; buradaki çözümün Türkiye’ye, Türkiye’deki çözümün buraya nasıl bir yansıması olacak? Türkiye’nin buradaki rolü nedir?
Şüphesiz birbirini etkiliyor. Hem Türkiye’nin Suriye’nin genelinde etkisi var. Son 15 yılda Türkiye Suriye’deydi, askeri olarak da Suriye’ydi, aktif bir şekilde yer aldı ve bu devam ediyor. Bu nedenle yaşanan her gelişmede Türkiye’nin tutumu Suriye’ye de etkide bulunuyor. Bu Kürt meselesi için de geçerli… Aynı şekilde Türkiye’deki Kürt meselesine yaklaşım da buraya güçlü bir şekilde etkide bulunuyor. Şunu söyleyebilirim; bizim Suriye devleti ile başlattığımız süreç ve yapılan anlaşmalarda geçtiğimiz yıl 18 Haziran’dan itibaren Türkiye ile yeni bir ilişki gelişti. Artık Türkiye ile aramızda Demokratik Suriye Güçleri olarak, Kürt halkı olarak savaşsız, diyaloğa dayalı yeni bir süreç başladı. Buradaki varlığımız artık Türk devleti tarafından hedef alınmadı. Bununla bağlantılı gelişmeler yaşandı. Türkiye’nin Suriye genelinde, özellikle buradaki Kürt meselesine dair etkileri olduğunu biliyoruz. Türkiye ile ilişkilerimizin artık normal bir zemine oturmasını istiyoruz ki buradaki süreç doğal bir şekilde sürdürülebilsin…
Suriye’deki entegrasyon sürecinde Efrîn’e, Serêkaniyê’ye geri dönüşlerin sağlanması ile ilgili bir güvenlik meselesi var. Hala oralarda bazı saldırıların da olduğu görülüyor. Saldırıları bu süreçte kimler neden yapıyor? Güvenli dönüşlerin sağlanması için neler yapılıyor, yapılmalı ve sorun nasıl çözülecek?
Efrîn, Serêkaniyê’den biraz daha farklıdır. Çünkü Efrîn halkı topraklarına geri döndü, Efrîn için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobanê için varılan mutabakatın Efrîn için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrîn’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrîn’de bazı sorunlar var, çözülmesi gerekiyor. Mülkiyet hakları, dönen halkın güvenliği ve Suriye devletiyle olan ilişkilerin hukuki ve idari zemine oturtulması lazım. Bizler de bunun üzerinde çalışıyoruz ve bu sorunların çözülmesi gerekiyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. Kürt bölgeleri için varılan mutabakat, Efrîn, Serêkaniyê ve diğer alanlarının da bulunan Kürtler için de geçerli olması için çalışıyoruz. Bu bölgelerdeki yetkililerle de bu süreci takip ediyoruz ki hedefimize ulaşabilelim.
Hem Suriye’nin genelinde hem Rojava’da halkların güvenliğinin sağlanması, demokratik bir sistem oluşması, idari ve siyasi bir değişim için müzakere ve diyalog ile gelişen süreç mi işleyecek? Yeni yapısal oluşumlar; valilik, kaymakamlık, yerel yönetimler ve entegrasyonun diğer ayakları nasıl oluşturuluyor? Pratik nasıl işleyecek?
Genel hatlarıyla 29 Ocak Anlaşması’nın büyük bir bölümü sağlandı. Genel hatları hayata geçirildi, askeri, idari ve güvenlik alanında sağlandı. Fakat pratikte çözülmesi gereken çok sayıda detay var, pratiğe dökülmesi gereken hususlar var. Bunlar üzerinde duruluyor. Entegrasyonun sağlıklı bir şekilde ilerlemesi için bu çalışmalar yürütülecek. Diğer taraftan inşa etmemiz gereken yeni şeyler var. Genel çerçeve 29 Ocak Anlaşması’ydı ancak bu her şeyin bittiği anlamına gelmez. Bu temelde, özellikle Kürt halkının bu devlette nasıl daha etkin bir rol oynayacağı, devletin asli bir parçası haline nasıl geleceği konusunda girişimlerimiz olacak, halkımızın çabaları olacak. Şam’da bulunmamızın temel nedenlerinden biri bu; Kürt halkı bu devlet içinde nasıl daha güçlü yer alacak?
Aslında sizin Cumhurbaşkanlığı Danışmanlığınız da sanıyorum tam buraya oturuyor. Oradaki yanlış bir algıyı da sormak isterim. Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanlığı ile ilgili olarak Cumhurbaşkanı Ahmet El Şara’nın Danışmanı algısı ve değerlendirmesi yapılıyor. Sizin buradaki tanımınız Suriye’nin Cumhurbaşkanlığı sistemi içerisindeki danışmanlık mı?
Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. Bunu uygun gördük ve bu temelde çalışmalarımızı yürütüyoruz.
Mazlum Ebdî, Cumhurbaşkanlığı Danışmanlığı görevi ile devlet sistemi içerisinde Kürtlerin ve diğer kimliklerin hakkını ortaya koyacak ve yürütecek bir yerde mi duruyor? Bu şimdiye kadar yürüttüğünüz gayri resmi görüşmelerin, diplomasinin, diyalogların, müzakerenin resmi olarak yürütüleceği anlamına mı geliyor? Kürtler bir statüyle artık orada var ve bunu o şekliyle mi sürdürecek?
Doğrudur… Bugüne kadar bölgesel düzeyde, uluslararası düzeyde, hatta yerel kurumlarla yürüttüğümüz temaslar vardı. QSD olarak, yerel olarak kurumlarımızla yürütülen görüşmeler, artık Suriye devletin bir parçası ve çatısı altında devam edecek. Artık halkımızın çıkarları, Suriye devletinin çıkarları ve yürütülen siyaset çerçevesinde bu ilişkiler resmi bir zeminde devam edecek.
Peki Türkiye’ye ne zaman gelirsiniz? Bu yönde diyaloglar var mı? Görüşmeler çerçevesinde sınır kapıları açılabilir mi? Sizin ve İlham Ehmed’in gelebileceği üzerinden değerlendirmeler de var. Türkiye ile ilişkiler ve diyalog nasıl bir aşamada?
Daha önce de belirttiğimiz gibi Suriye konusu Türkiye için önemlidir ve Türkiye’nin Suriye’deki rolü de bir gerçektir. Özellikle halkımız ve Kürt meselesi açısından, geride kalan 15 yıllık süreç Türkiye’yi yakından ilgilendiriyordu. Ben inanıyorum ki bu yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Bu çerçeve bizler de temasların sağlıklı kurulması için çaba sarf ediyoruz, biz buna açığız, çünkü bunun hem Suriye’ye hem halkımıza fayda sağlayacağına inanıyoruz.
Şam’da tam olarak ne zaman göreve başlayacaksınız?
Resmi olarak zaten başlamış durumdayız, resmi açıklaması yapıldı. Ancak pratik olarak sahada tamamlanması gereken işlerimiz var, entegrasyonla ilgili, diğer konularla ilgili çalışmalar var. Bu işleri tamamladıkça Şam’daki çalışmalarımızı da sürdüreceğiz.
Peki, sahaya döndüğümüzde Alevilerle ilişkiler, sol-seküler kesimlerle ilişkiler boyutu var… Sorunların çözümü için nasıl bir örgütlülük ve birlikte mücadele gerekli?
Suriye’deki tüm toplumsal kesimlerin sorunlarının çözülmesi gerektiğine inanıyoruz. Baas rejimi döneminde yanlış bir devlet siyaseti vardı. Maalesef Suriye’nin yeniden inşasında, rejim değiştikten sonra da bu tür sorunlar devam etti. Bu nedenle tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Bunun için çalışmalar var ki bunun için çalışılıyor.
Bir tarafta şehadetlerin yaşandığı, büyük bedellerin ödendiği, acıların olduğu bir dönem aynı zamanda. Bunun ardından gelen barış ve varlık mücadelesi de başka bir yerde duruyor. Yas varken, barış talebi de çok güçlü. Bu çok daha büyük bir sorumluluk mu veriyor?
Gerçekten de sorumluluğumuz eskisinden çok daha ağırdır. Görüyoruz ki halkımız geleceğinin daha şeffaf, açık ve haklarının güvenceye kavuştuğu bir süreç istiyor, bu halkımızın hakkıdır. 15 yıldır Suriye’de Kürt halkı olarak büyük bir savaş ve acı süreci yaşadık. Halkımız büyük fedakarlıklar yaptı ve her zaman yanımızda durdu. Artık yeni bir sürece geçiyoruz. Halkımız da artık sürecin nereye gittiğini anlamak ve ne yapacağını bilmek istiyor. Bu sorumluluk öncelikle bizlere düşüyor. Bu bizim için büyük bir sorumluluk.
Önünüzde uzun ve zor bir yol var denilebilir mi? Demokratik siyasetin, ulusal birliğin, demokratik ulus olabilmenin, o ulusal birliği güçlü olarak oluşturabilmenin hattı ne olmalı? Kürtler nasıl bir mücadele hattında olmalı? Kürtler nasıl bir inşayı her birine dokunarak sürdürebilmeli?
Her şeyden önce Kürtler birliğini sağlamalı ki güçlü bir duruş göstersin. Kürt halkı Suriye’de devlete güçlü bir şekilde katılmak ve haklarını elde etmek için birliğini sağlamalı. Hali hazırda bazı kazanımlar var, korunan kazanımlar var. Kürtler öncelikle bu kazanımlar etrafında bir araya gelmeli. Daha önce de birlik için çalışmalarımız vardı, bu çalışmaları sürdüreceğiz. Tüm siyasi güçler, halkımızla birlikte gelinen aşama etrafında bir araya gelerek birliğini sağlamalı. Kürtlerin haklarını Suriye anayasasında güvence altına almak için önümüzde uzun bir yol var. Suriye’de daha güçlü bir çalışma yürütmek ve yerimizi almak için uzun bir yol var. Bu da halkımızın birlik olmasını, siyasi güçlerin birlik olmasını gerektiriyor. Yaşanan çelişkiler artık son bulmalı. Kimsenin düşüncelerini ifade etmesine, eleştirilerde bulunmasına karşı değilim, ancak daha önemli bir şey var.
Nedir?
Kürt halkının kazanımlarını korumak, Kürt halkının geleceği için birliği sağlamalıyız. Önümüzdeki süreçte hem Şam’da hem burada bunun mücadelesini yürüteceğiz. Halkımız için yeni bir yol var, yeni bir çalışma durumu söz konusu… Halkımız için yeni örgütlenmeler de olacak. Bu temelde önümüzdeki günlerde halkımızla tüm bu durumları paylaşacağız. Birlikte çalışmayı talep edeceğiz ki halkımız için, Suriye’de Kürt halkı için aydınlık bir geleceği oluşturalım.
DSG komutanıyken, şimdi Cumhurbaşkanlığı Danışmanısınız ve nasıl bir umudunuz var? Suriye’nin geleceğinde yeni inşaya dair Kürtlere, topluma, halklara, nasıl bir çağrınız ve sözünüz olur?
Yeni bir sürece giriyoruz. Kürt halkı ve genel olarak Suriye halkından talebimiz şu: Artık yeni bir sürece girdiğimizi kabul etmeliyiz. Geride kalan 15 yıl savaşla geçti, bunu geride bıraktık. Artık yeniden savaşa dönmek istemiyoruz, bu halkın yeniden savaş koşullarına girmesini istemiyoruz. Ben kendime bir söz verdim, artık mecbur kalmadıkça halkımızın tekrar savaş koşullarına girmesini istemeyiz. Önümüzde yeni bir süreç var, Suriye’nin inşası, barış süreci, mücadele sürecidir. Halkımız artık bunun üzerinde durmalı, bu yolda nasıl güçlü bir mücadele yürüteceğimiz üzerinde durmalı. Bu yolda mücadele yürütebiliriz. Bizler bu temelde çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Birlikte bu çalışmaları yürütelim. Halkımız umutlu ve iyimser olmalı, karamsar olmamalı, umut zaferden daha önemlidir, umut bizim için önemlidir. Bu umut ile birlikte mücadeleye devam edelim. Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte zafer için yürüyelim.
Önümüzdeki dönemde İmralı’da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile bir görüşme durumu söz konusu olur mu?
Olursa iyi olur…
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

