Perslerde hükümet şekli tartışmaları (2)

     

    Yunanlıların Persler hakkındaki olanca önyargılarına karşın, Herodotos (yukarıda en solda) Mag’ları devirip tahtı geri alan karşı-darbeciler arasındaki yönetim tartışmalarını bambaşka bir şekilde anlatır. Yedi darbeci soyluyu bir araya getirir ve içlerinden üçünü konuşturur. İlk sözü isyanı başlatan Otanes’i aldığını ve Pers halkının kendi kendisini yönetmesini önerdiğini söyler. Herodotos’a göre Otanes şu savları ileri sürmüştür:

    “Ben, diyordu, içimizden birini ayırıp başa geçirmeyi doğru bulmuyorum; bu ne hoş bir şeydir, ne de bir kurtuluş yoludur. Kambyses’in çılgınlığı ve küstahlığı nerelere kadar götürdüğünü biliyorsunuz; Mag’ların saygısızlıklarını da denediniz. Bir kimseye hiçbir hesap verme külfetine katlanmadan dilediğini yapmak imkânını veren monarşide sürekli bir denge kurulabilir mi? Bu kadar gücü, kuvveti dünyanın en aklı başında adamına verseniz, o bile sapıtır [italikler benim – AK]. Kendini beğenmişlik uğursuz bir şeydir; eldeki güç onu besler ve haset insanoğluna daha doğduğu andan pençesini geçirir. Bu iki kusur insanı canavar haline getirir [italikler benim – AK]; cinayetlerin yarısı kendini beğenmişlikten, öbür yarısı hasetten gelir. Ama ne? Diyeceksiniz ki bir tiran kimseyi kıskanmaz, çünkü onun her şeyi vardır [italikler benim – AK]. Oysa tam tersine, haset ve tiranlık iç içedir ve yurttaşın zararına işler; iyi insanları kıskanmaları için onların sadece var olmaları bile yeter; kentlerde kötülerden başkasını sevmez; iftira onun katında iyi bir şeydir. Ama en büyük tutarsızlık şuradadır: Saygı gösterirsiniz, daha çoğunu ister; daha çoğunu gösterirsiniz, bu sefer de dalkavuk der. Daha acısını, daha kötüsünü de söyleyeyim: Atalardan kalma görenekleri bozar, kadınların ırzına geçer, hüküm olmadan adam öldürür. Buna karşılık halk iradesi, en başta adı güzel, isonomi, yasalar karşısında eşitlik. İkincisi, hükümdarın aşırılıkları bunda yok; yöneticiler kura ile seçilir; yöneticiler sorumluluk taşır; her karar kamuya dayanır. Benim önerim bu, monarşiyi bırakalım halk yönetimine geçelim; zira her iyilik halk yığınlarındandır” (Herodot Tarihi:170).

     

    Bu metnin (ve devamındaki diğer konuşmaların), tamamen Herodotos’un uydurması olduğu son derece açıktır. Monarşi, tiranlık, yurttaş(lık), isonomi, halk yönetimi — İÖ 6. yüzyılın ikinci yarısında yaşayan bir Pers soylusu, nasıl olur da İÖ 5. yüzyılın bir Atinalı demokratının ağzıyla konuşabilir? Bütünüyle Yunan şehir-devletlerine özgü ve Yunancadan türeme terimlerdir bunlar. Ne Farsçada ne de Pers siyasî düşüncesinde karşılıkları mevcuttur. Açıkçası Herodotos, tarihsel realizme sadakati toptan ihlâl etmiş; gerçekten konuşmuş olabileceği gibi değil, kendi Yunanlı bilinci içinden, bir Atina vatandaşı olsaydı neler demesi gerekirdi ölçütüne göre konuşturmuştur Otanes’i. İtalyan Rönesans sanatçıları İlkçağ mitolojisinden veya Tevrat’tan sahneleri resmederken, kahramanlarını binyıllar öncesinin değil kendi çağlarının (15. – 16. yüzyılların) kıyafet ve zırhlarına büründürür, arka plana da gene kubbeli kemerli Rönesans mimarisinin örneklerini koyar. Çünkü geçmişi kendi ölçüleri içinde yansıtmanın değil bugünle birleştirmenin, hem geçmişi bugüne hem bugünü geçmişe taşımanın peşidedirler. Herodotos’un yaptığı da buna benzer bir şey. O kadar ki, Herodot Tarihi’nin bu bölümleri Tarih lisans öğrencilerine pekâlâ bir metin çözümlemesi egzersizi olarak verilip bütün anakronizm hatâlarını bulmaları istenebilir.

     

    Fakat bu metodolojik itiraz bir yana; bir monarşiyi yukarıdaki satırlardan daha özlü, daha mükemmel bir şekilde anlatmanın başka bir yolu var mıdır acaba? Otanes (ya da Otanes’in ağzından Herodotos), yukarıdaki sözlerle sadece monarşinin yapısını, tek kişilik yönetimin nasıl dejenere olabileceğini sergilemekle yetinmiyor; insan doğası üzerine de nefis bir analiz sunuyor. Thomas Hobbes’un (1588-1679), insan doğasına ilişkin belirlemelerinin neredeyse aynısı, 21 yüzyıl önceden yukarıdaki satırlarda veriliyor. Hobbes, kıskançlık, bencillik ve çekememezliği insan doğası üzerinden açıklayarak homo homini lupus (insan insanın kurdudur) diyordu. 19. yüzyılın ikinci yarısının ünlü liberal düşünürü, 1895’te Cambridge Üniversitesi’nde Regius Modern Tarih Kürsüsü’ne atanacak olan  Lord Acton (1834-1902), 1887’de yazdığı bir mektupta “güç yozlaştırır; mutlak güç mutlak surette yozlaştırır” gözleminde bulunıuyordu. Herodotos’un Otanes’i  “bu kadar gücü, kuvveti dünyanın en aklı başında adamına verseniz, o bile sapıtır” sözleriyle, Acton’dan da 25 yüzyıl önceden günümüze köprü kuruyor ve “mutlak güç” eleştirisinin temellerini atıyordu.

     

    Antik Yunan’da iyi bir hükümet şeklinin dejenere olup kötüye sarması meselesine ilk el atan, (büstünü yukarıda ortada gördüğünüz) Platon’dur (İÖ 428-347). Farklı hükümet şekillerini, adalete olan uzaklık ve yakınlıkları üzerinde açıklayan Platon, pek demokrat değildir kuşkusuz. “En iyilerin yönetimi” diye anladığı Aristokrasiyi tepeye yerleştirir. Aristokrasiden sonra, adaletten ziyade şan ve şerefe önem veren Timokrasi; ondan da sonra, varlıklı bir kesimin iktidarı elinde bulundurduğu Oligarşi gelir.  Oligarşiden sonra, kitlelerin iktidarı olarak değerlendirdiği Demokrasi var.  Ancak demokraside özgürlüklerin istismar edilmesi anarşiye yol açar. Platon farklı hükümet şekilleri ıskalasında en alta Tiranlığı yerleştirir. Zira tiranlık, demokraside özgürlüklerin istismar edilmesi neticesinde ortaya çıkan “anarşik” düzenden kurtulma arayışından, güçlü bir lider bulma ihtiyacından doğmuştur.[1]

     

    Platon kadar seçkinci olmayan Aristoteles (İÖ 384-322; bkz yukarıda en sağda), altı farklı hükümet şeklinden söz eder. Bunlardan üçü aslî biçimlerdir: Monarşi, Aristokrasi ve Halk Yönetimi. Diğer üçü ise bunların dejenere olmuş türevleridir: sırasıyla Tiranlık, Oligarşi ve Demokrasiyi. Aristo Monarşinin özünden koparak Tiranlığa, Aristokrasinin Oligarşiye, Halk Yönetiminin ise Demokrasiye doğru evrilmesini âdetâ doğal bir döngü şeklinde anlatırken, ondan 150 yıl önce Otanes (veya Herodotos) Monarşinin bir müddet sonra Tiranlığa dönüşmesinin kaçınılmaz olduğunu belirtmektedir.

     

    Herodotos’un Persler tahayyülüne dönersek; Otanes’in konuşmasından sonra bu kez Megabyzos söz alarak (en iyi seçkinlerin yönetimi anlamında) Oligarşiyi önerir: “Tiranlık için Otanes’in dediklerine katılırım, diye başladı, ben de onun dediklerini derim; ama iktidarı halkın ellerine bırakmak öğüdüne gelince, en iyi olan bu değildir. Kendisinden hiçbir şey beklenmeyecek bir kalabalık; bundan daha budala, daha küstah bir şey olmaz. Bir tiranın küstahlığından kaçayım derken dizginsiz bir halkın küstahlığına teslim olmak, hiçbir zaman kabul edilemez. Bir tiran bir şey yaptığı zaman ne yaptığını bilir, ama yığın onu bile bilmez; nereden bilsin? [italikler benim – AK] Kendisine bir şey öğretilmemiştir, hiçbir zaman da kendi kendine iyi bir şey öğrenemez; kışın coşturduğu sellere benzer, bilinçsiz atılımlarla her şeyin altını üstüne getirir. Halk iradesini Perslerin düşmanları için dileyelim [italikler benim – AK]; ama biz kendimiz için iyi yetişmiş insanlardan bir kurul seçelim, devleti onlara emanet edelim; tabii aralarında biz de bulunacağız, en iyi kararlar en iyi onlardan çıkar.”

     

    Megabyzos’un “Halk iradesini Perslerin düşmanları için dileyelim” sözüyle Yunanlıları, daha doğrusu Atinalıları kastedip etmediğini bilmiyoruz. Ancak halk iktidarını yığınların iktidarıyla özdeşleştirmesi, yığınları da kışın coşturduğu sellere benzetmesi tümüyle boş değildir. Bana yıllar önce bir Alman arkadaşımla yaptığımız bir sohbeti hatırlatıyor. “Almanlar gibi Kant’ı, Hegel’i, Marx’ı ve daha nice filozofları çıkarmış bir halk, nasıl oldu da Faşizme teslim oldu?” diye sorunca, sorma, bir rüzgâr çıktı, bir fırtınaya dönüşerek hepimizi önüne katarak götürdü demişti. Artık tarihi tecrübelerimizden biliyoruz ki, dünyada hiçbir şey galeyana gelmiş halk yığınlarından daha tehlikeli değildir, zira yığınların aklı yoktur. İktidar yığınlara teslim edilemez; bir Tiran ne yapmak istediğini bilir, ancak yığınlar bilemez. Kısacası, Megabyzos da Herodotos tarafından Oligarşiden yana gösterilmekle birlikte, aslında daha sonra Platon’un en iyi yönetim biçimi olarak savunacağı Aristokrasiden yanadır.

     

    Herodotos’un Megabyzos’tan sonraki üçüncü konuşmacısı Dareios’tur. Düşüncelerini şöyle açıklar: “Megabyzos’un halk iradesi için söyledikleri bence çok iyi söylenmiş sözlerdir, ama oligarşi için söyledikleri doğru şeyler değildir. Üç çeşit devlet alalım, hepsi kendi çeşitlerinin en iyisi olsun; halk idaresinin en iyisi, kusursuz bir oligarşi ve monarşinin en erdemlisi. Ben derim ki, bu üçünün en iyisi monarşidir. Çünkü en üstün düzeydeki bir hükümdarın erdeminden daha iyi bir şey gösterilemez [italikler benim – AK]. Kendisinde var saydığımız düşünme yetisiyle halk yararına daha iyi çalışır ve böylece alınacak kararlar bu kötü niyetlilere karşı daha iyi korunmuş olur. Oligarşide kamu yararına uygun sanılan bu insanlar kurulu hiç de öyle değildir, çoğunlukla doymak bilmeyen kişisel didişmelerle parçalanır; çünkü her biri öbüründen daha üstün olmak, kendi sözünü yürütmek ister, sonunda hepsi de birbiriyle kanlı bıçaklı olur; düzen bozulur, arkasından ölüm gelir. Ölüm monarşiyi getirir, bu da onun en iyisi olduğunu gösterir. Öbür yandan, demokrasi yozlaşmayı doğurmasın olmaz; kamu için en büyük felâket olan bu yozlaşma, yozlaşmış yurttaşlar arasına düşmanlık sokmaz, tersine aralarında sağlam bir dostluk kurulmasına yol açar; çünkü devleti soymak için birbirinin desteğini gerekli görürler. Bu da birisinin çıkıp halkın başına geçmesine ve döndürülen dolapları durdurmasına kadar sürer gider. O zaman bu birisi halkın baş tacı olur ve hükümdarlığa getirilir. İşte monarşinin gözle görülür üstünlüğü burada da karşımıza çıkmaktadır. Bütün bunları bir sözcükle özetlersek, bu özgürlük dediğimiz şey, bize ne kazandırmıştır? Kim verdi onu bize? Halk mı, Oligarşi mi, yoksa Monarşi mi? Ben şu düşüncedeyim ki, bizi bir insanın iktidarı kurtarmıştır, bu rejime bağlı kalalım ve — bunu bir yana bıraksak bile — atalarımızın geleneğidir, bozmayalım, çünkü o iyidir; çünkü onu bozarsak hiçbir şey elde edemeyiz (Herodot Tarihi:170).

     

    Dareios’a göre hem demokraside hem de monarşide yolsuzluklar ve devletin soyulması kaçınılmazdır.  İster demokrasi, ister kamu yararına uygun bir oligarşi olsun, her iki hükümet şeklinde de kişisel didişmeler yönetenleri mutlaka kanlı bıçaklı hallere sürükler. Düzen bozulunca kan dökülür ve sonunda tekrar monarşiye dönülür. Bu yüzden Dareios lider odaklı bir “kurtuluşu” esas alarak, ataların yönetimi olan monarşi ile devam etmenin daha uygun olacağını savunur.

     

    Bu üç görüş enine boyuna tartışıldıktan sonra, monarşide karar kılınır ve devrimin şeflerinden birinin kral seçilmesi kabul edilir. Otanes ne emir vermek ne de emir almak istediğini ileri sürerek, kendisine ve soyundan gelenlere kimi ayrıcalıkların tanınması şartıyla yarıştan çekilir. Böylece kral geri kalan altı kişi arasında seçilecektir. Anlaşma gereği bu altı kişi atlarına binip kentin dışına çıkacak, güneş doğduktan sonra hangisinin atı önce kişnerse o kral olacsktır. Sonuçta atı hepsinden önce kişneyen Dareios tahta çıkar. Rivayete göre, Dareios’un becerikli seyisi ustaca bir manevrayla Dareios’un atının herkesten önce kişnemesini sağlamıştır.[2]

     

    Başta Mezopotamya olmak üzere eski Doğu medeniyetlerinde en yaygın hükümet şekli hep Yunanlıların monarşi dediği krallık, padişahlık, sultanlık, hakanlık uygulamalarıdır. Peki, sizce dünyadaki gidişat daha çok monarşiye mi, demokrasiye mi doğrudur? Hükümet şekli demokrasi olup, daha çok monarşi ile yönetilen ülkeleri siyaset bilimi literatüründe nasıl tanımlayabiliriz? Monokrasi desek olmaz mı?

     


    [1] Abdullah Kıran, Tarihin Efendileri (Nas Yayınları, 2020), s.297.

     

    [2] Herodotos, Dareios’un atının önce kişnemesini iki rivayete dayandırır. Birinci rivayete göre seyisi Oibares, Dareios’un atının çok arzuladığı bir kısrağı gece güzergâh üzerinde bir noktaya götürüp daha sonra da efendisinin atına dişinin kokusunu aldırmakla ertesi sabah kişnemesini sağlamıştır. İkinci rivayete göre Oibares eliyle genç kısrağın apış arasını okşayıp sonra Dareios’un atının burun deliklerine değdirmek suretiyle kişnetmeyi başarmıştır (Herodot Tarihi:172).

     

    Önceki İçerikKadir İnanır: Ülkeden başka bir sıkıntımız yok
    Sonraki İçerik31 Mayıs’a kadar uzaktan eğitim…