Arınç’ın eski ‘demir leblebi’ eleştirileri…

 

“Arınç’ı ‘şimdi sevmeye’ ve ‘şimdi sevmemeye’ başlayanlar” başlıklı son yazımda (Serbestiyet, 8 Şubat) şöyle bir soru sormuştum:

 

“Bülent Arınç, son CNNTürk söyleşisinde dile getirdiği eleştirilerin daha sertlerini geçtiğimiz son iki yıl içinde defalarca ifade etmişti. Peki, mevcut düşmanca tutum neden o zamanlar değil de şimdi ortaya çıktı?”

 

Ardından da şu paragrafla o yazıyı bugünkü yazıya bağlamıştım:

 

“Benim bu soruya kendimce bir cevabım var, yazının sonunda ifade edeceğim. Fakat ondan önce, Arınç’ın bugüne kadar dile getirdiği kendi partisine yönelik eleştirileri kısa kısa hatırlatmam gerekiyor. Aksi takdirde ‘Arınç neden o zamanlar değil de şimdi düşmanlaştırılıyor’ sorusunun üzerine oturduğu temel zayıf kalacak. (Çünkü her şeyi hızla unutuyoruz ve işte şimdi Arınç sanki ilk kez bu kadar sert bir eleştiride bulunmuş gibi davranıyoruz.)”

 

Bunlardan da anlaşılabileceği gibi, bu yazıda önce Arınç’ın son iki yılda kendi partisine, özellikle de Erdoğan’a karşı dile getirdiği eleştirileri hatırlatacak, ardından da Arınç’ın neden  o zamanlar değil de şimdi düşmanlaştırıldığının cevabını vermeye çalışacağım.

 

Kızlı-erkekli evler meselesi

 

3 Kasım 2013’te Kızılcahamam’da basına kapalı olarak yapılan AK Parti toplantısında, Başbakan Erdoğan’ın bazı evleri öğrencilerin kızlı-erkekli olarak kiraladıklarını ve buna müsaade etmeyeceklerini söylediği iddia edildi.

 

Hükümet sözcüsü Bülent Arınç, bu haberleri yalanladı ve “asparagas” olarak niteledi. Fakat Erdoğan, bir gün sonraki AK Parti grup toplantısında, "Bir yerde konuştuğumu inkar etmem. Ben karakteri itibarı ile farklı bir siyasetçiyim.” diyerek o sözlerin kendisine ait olduğunu teyit etti.

 

Erdoğan tarafından bu surette açığa düşürülen Arınç, konuya, 11 Kasım’da bir toplantı için bulunduğu Belgrad’da TRT’ye verdiği özel demeçle yeniden döndü… Arınç, kendisinin açıklamasıyla Erdoğan’ın açıklaması arasında bariz bir çelişki olduğunu, bunun sorumlusunun kendisinin olmadığını söyleyip ekledi: "Bu çelişkiyi en güzel şekliyle izah etmesi, dün, bugün ve yarın kendisinden beklenir. Ben duyduğumu, gördüğümü, bildiğimi bir ambalaj haline getirerek açıklamış oldum."

 

Fakat daha önemlisi, Arınç’ın, Erdoğan’ın kendisine ait olduğunu teyit ettiği sözlerine ilişkin değerlendirmesiydi:

 

“Şimdi ev sahibi kiraya vermişse, tutacak insanlar da gelmiş tutmuşsa bunu önleyecek bir engel yok AB normlarında. (…) İyi veya kötü, doğru veya yanlış şimdi bizim standardımız artık bu noktaya geldi. Bu noktadan geriye dönüşü uygun görüyor muyuz? Herhalde görmüyoruz.

 

“(…) Biz de evlat babasıyız, bizim de bir yaşantımız var. Toplumun da bir değerleri var. Bu değerlere uygun ne yaparsak ne konuşursak toplum bunu destekler ama bir de hukuk devletiyiz. Hukuk devletinde bu söylediklerimizi ne kadar yapabiliriz. AB üyeliği sürecinde yaptıklarımızı da dikkate alarak bu feryatlarımızı nasıl bir hukuki düzenleme haline getirebiliriz, o kısmından ben emin değilim."  

 

Gazete satın almak için fon oluşturmak meselesi

 

Bülent Arınç, 10 Şubat 2014’te Bakanlar Kurulu toplantısının ardından Hükümet sözcüsü olarak soruları cevaplandırdı. Arınç, bir gazetenin satın alınması için bir fon oluşturulduğuna dair, içinde Erdoğan’ınkilerin de olduğu telefon tapeleri kendisine hatırlatıldığında, önce Mesut Yılmaz-Milliyet-Korkmaz Yiğit (1998) örneğini verdi ve bunun bir hükümetin devrilmesiyle sonuçlandığını hatırlattı. Ardından, bir gazetenin ve televizyon kanalının alımında birilerinin aracılık etmesini “hoş karşılamayacağını” söyledi ve şöyle devam etti:

 

“Bu tapeleri okudum tabii, biraz da dinledim. Burada bir gazete veya televizyonun satışıyla ilgili olarak Başbakan birileriyle konuşuyor ve onları yönlendiriyorsa, teşvik ediyorsa, bu alım satım bedelinin de bir şekilde bazılarından toplanması şeklinde eğer bir havuz oluşturmak veya bir fon oluşturulması düşünülmüşse bunun hukuki tavsifinin nasıl yapılacağına savcılar karar verir. Suç vasfı veya suçun hukuki tavsifi mümkündür. Eğer burada sadece böyle bir konuşma geçti ve bu kanunlara göre de suç sayılmıyor, sadece etik bakımdan, ahlaki bakımdan hoş görülmüyorsa bunun da geleceği elbette hukuk içerisinde bulunulabilir.”

 

Kabataş görüntüleri ve Arınç’ın yorumu

 

Bundan dört gün sonra, 14 Şubat 2014’te Cuma namazı çıkışında gazeteciler Arınç’a, Gezi olayları sırasında tesettürlü bir kadının yarı çıplak çok sayıda erkek tarafından hakarete uğradığı iddialarını boşa çıkartacak yeni görüntülerin ortaya çıktığını hatırlattılar. Bülent Arınç, Erdoğan’ın sonraki günlerde de devam edecek olan söyleminin tersine, Kabataş olaylarının başlangıçta sunulduğu şekline sahip çıkmadığını  imâ eden bir üslupla şöyle dedi:

 

“İddia Başbakan tarafından dile getirildiğine göre ona sorulmalıdır. Zannediyorum o da bir camide Cuma namazını kılıyordur.”

 

Dolmabahçe toplantısından Erdoğan’ın haberi var mıydı?

 

Bülent Arınç’ın CNNTürk’te Taha Akyol’e verdiği söyleşide en büyük gerilimi, bazı Hükümet üyeleri ile HDP heyeti arasında Mart 2015’te Dolmabahçe’de yapılan “mutabakat” toplantısına dair söyledikleri oluşturmuştu. Arınç’a göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “haberim yoktu” dediği toplantı tamamen onun bilgisi dahilinde gerçekleştirilmişti.

 

Arınç esas olarak bu iddiası nedeniyle “ihanet”le suçlanmıştı ama, aslında CNNTürk’te söylediklerinden daha sertini Erdoğan’ın “haberim yoktu, tanımıyorum, İzleme Heyeti diye bir şey olamaz” çıkışını yaptığı Mart 2015’te dile getirmişti.

 

Arınç, 21 Mart 2015’te konuya ilişkin olarak şöyle konuşmuştu:

 

“Sayın cumhurbaşkanımızın sözlerini yorumlayacak, eksik fazla konuşacak durumda değiliz. Bunu nezaketsizlik olarak kabul ederim. İzleme Komitesi 5-6 kişi olacak denildi. Bunlar daha önce Akil Adamlar olarak görev yapmışlardı. TBMM'de geçen sene terörün sona erdirilmesi ismiyle kanun çıktı. Hükümetimiz bu kanunu uygulamak zorundadır. Çözüm süreci konusunda bugüne kadar atılan adımların bir noktası da İzleme Heyeti'nin oluşturulmasıdır. Hükümetimiz bunu uygun görmektedir. Kimin hangi görevleri yapacağı konusunda bir yol haritamız mevcuttur. Ülkeyi yöneten hükümettir, sorumluluk da hükümettedir. Bugün yapılanlardan, yarın geleceğimiz noktadan sayın Cumhurbaşkanımızın habersiz sayılması mümkün değildir, her şeyi çok iyi bilmektedir. Milli Güvenlik Kurulu toplantılarında veya bakan arkadaşlarımız tarafından ne zaman emretmişse kendisine bilgi sunulmaktadır. Çözüm sürecinde aktör olan bakan arkadaşlarımız tarafından kendilerine arz edilmektedir.”

 

Neden şimdi?

 

Bu örneklerden ve buraya almadıklarımdan da anlaşılabileceği gibi Bülent Arınç her zamanki Bülent Arınç’tı; lafını, kendi partisine ve ve liderine karşı da esirgemeyen bir siyasetçiydi. Fakat sonuncusu Mart 2015’e denk gelen bu çıkışları, parti içinde ona kaşı düşmanca bir cephenin oluşmasına yol açmamıştı.

 

Bence bunun şimdi ortaya çıkmasının nedeni, Türkiye’nin içten ve dıştan kuşatılıp diz çökmeye zorlandığına, bu nedenle de herkesin “millî” bir çizgide bir araya gelmesi gerektiğine dair tezlerin son bir yılda iyice konsolide olması… Ortada açık bir savaş olduğuna inanılıyor ve bu savaşta “cephe”yi zaaf içinde gösterebilecek her türlü tavır ve ifade düşmanca duygularla karşılanıyor.

 

Serbestiyet’te kaleme aldığım “Temel saflaşmanın ekseni değişiyor: Laiklik yerine ‘millî’lik” başlıklı yazıda, böyle bir eksen değişikliğinin ifade özgürlüğü ile ilgili sonuçlar da doğuracağını öne sürmüştüm:

 

“Öyle ya da böyle, doğru ya da yanlış, ‘beka’ tespiti ve onu izleyen ‘millî çizgiye davet’ her zaman otoriterleşme lehine ve başta ifade özgürlüğü olmak üzere özgürlükler aleyhine işleyen sonuçlar doğurur.”

 

Kanaatimce, Bülent Arınç’ın “demir leblebi” vasfındaki eski eleştirilerinin değil de bugün dile getirdiği eleştirilerinin yıkıcı bir öfkeye yol açmasının nedeni de buralarda aranmalı.