İçine gireceğim bir gayretin girizgahı olarak…

Düşünce konforunu korumak, kafa karışıklığından kaçınmak, sinirlenmemek için sadece kendi cenahını okuma işi, ne zamandır yorum-makale alanının yanı sıra haber alanına da sirayet etmiş durumda. Yani artık, toplumun kahir ekseriyetinin sadece ‘rahatsız edici’ yorumları değil, ‘rahatsız edici’ haberleri de ilgi alanının dışına çıkardığı insanların ülkesiyiz.

 

Ya da şöyle diyelim: ‘Gerçekte ne oldu?’ sorusunun peşine düşebilmemiz için, sezgilerimizin, yolun sonunda ulaşacağımız gerçeğin rahatsız edici olmayacağına, kafamızı karıştırmayacağına, ‘bizim taraf’a zarar vermeyeceğine dair bizi temin etmesi gerekiyor.

 

İşin acı ve acıklı tarafı şu ki, böyle bir teminatı hissetmediklerinde gazeteciler de ‘gerçekte ne oldu’ sorusunun peşine düşmüyorlar.

 

Bir gazeteci, kamusal önemi olan bir haberin peşine düşmeden önce, kendisini ait hissettiği siyasi kutup açısından o haberin fayda-zarar analizinin peşine düşüyorsa, ona artık gazeteci denebilir mi?

 

Toplumsal kutuplaşmanın türevi

 

Bu çürütücü atmosferin, artık irrasyonel boyutlar kazanmış olan toplumsal kutuplaşmanın bir türevi olduğunu biliyoruz. Toplumun savaşan cepheler ölçeğinde ve yoğunluğunda kutuplaştığı koşullarda hakikat arayışı bir değer olmaktan çıkıyor; hakikat ‘bize iyi gelen’, canımızı sıkmayan şeyin adı oluyor.

 

Savaş koşullarında kendi ordusunun savaş ‘deontolojisi’ dışında kalan, hatta insanlık suçu sayılabilecek uygulamalarını deşifre eden biri nasıl ‘düşmana koz veren bir hain’ damgası yerse, savaş ölçeğinde kutuplaşmış toplumlarda da aynısı olur…

 

‘Karşı taraf’a koz vermemenin birinci öncelik, ‘kol kırılır yen içinde’nin en ziyade takdire mazhar davranış sayıldığı bir toplumda, bir tarafın üstünü örtmeye gayret ettiği ‘tatsız’ hakikatler ancak ‘karşı taraf’ın çabalarıyla kamusal tartışma ortamına taşınabilir. Fakat bu çaba da kamusal yarardan ve ‘hakikatin hatırı’ndan çok ‘karşı taraf’a hasar verme amacıyla yürütüldüğü için, ortaya çıkartılan şey, çoğu kez hakikatin eksik, manipüle edilmiş, çarpıtılmış bir biçimi olur.

 

Son zamanlarda çok sık duyduğum bir serzenişten söz edersem, aşırı ölçülerde kutuplaşmış gazetecilik ortamımızın  yol açtığı felaketin boyutları daha iyi anlaşılabilir: Ömrünü Hürriyet gazetesine sinirlenerek geçirmiş çok sayıda arkadaşım, iktidar yanlısı ve iktidar muhalifi gazetelerin haline baktıkça, çareyi Hürriyet okumakta bulduklarını söylüyorlar bana.

Durum, işte bu kadar vahim. 

 

Sırf hakikatin hatırı için…

 

Bu uzun girizgahı, bundan böyle zaman zaman içine gireceğim bir gayretin gerekçesi faslından kaleme aldım… İçine gireceğim gayrete gelince… Son derece basit bir şey yapmaya çalışacağım: Kamusal önemi apaçık olsa da kutuplardan birinin görmediği, görmek istemediği, mümkünse örtmeye çalıştığı bazı haberleri, onları gündeme sokmaya çalışan karşı kutbun yayın organlarına dayanarak yeniden ele alacağım…

 

Söz gelimi iktidarı zorladığı için iktidara yakın yayın organlarında hiç takip edilmeyen bazı haberleri muhalif gazetecilerin nasıl izlediğini, onların haberlerinden faydalanarak aktaracağım… Fakat bir yandan da, bu haberlerin -yukarıda değindiğim gibi- ‘hakikatin hatırı’ndan çok ‘karşı tarafa hasar verme’ amacına matuf olarak kaleme alınmış olma ihtimalini gözeteceğim; yani o haberlere de eleştirel bir gözle bakacak, onların sahiplerine de bazı sorular soracağım.

 

Tabii bunun tersine örnekler de olacak. Yani muhalefeti zor duruma düşüreceği için muhalif yayın organlarında hiç takip edilmeyen bazı haberleri iktidara yakın gazetecilerin nasıl izlediğini, onların haberlerinden faydalanarak aktaracağım; elbette aynı eleştirel bakışla…

 

Eşyanın tabiatı gereği, örneklerimizin çoğunluğunu birinci türden, yani iktidar yanlısı basının ‘sevmediği’ haberler oluşturacak, çünkü netameli haberler çoğu kez iktidar kanadıyla bağlantılı olarak ortaya çıkar.

 

Nitekim çarşamba günü onlardan biriyle başlayacak, 10 Ekim 2015’teki Ankara garı katliamının, polisin ‘ihmal’i çok aşan, yer yer kasıt ihtimalini düşündürten ölçülerdeki tutumu nedeniyle gerçekleşebildiğine dair yabana atılmayacak sorular soran muhalif gazetecilerin haberlerini ele alacağız. 

 

Her kutuptan okurunun olduğuna inandığım Serbestiyet’in, bu yazıda özetlemeye çalıştığım bir çaba için uygun bir vasat teşkil edeceğini düşünüyorum.

 

 

 

Önceki İçerikKandil ABD korumasında
Sonraki İçerik“Örgüt oluşturmaya çalıştık!”