Türkler Anadolu’ya gelirken Kürtler (7)

Annazî, Revvadî, Şeddadî ve Mervanî Kürt mirliklerini egemenliği altına alan Büyük Selçuklu Sultanlığı 1194 yılında dağıldığında, Türklerin genellikle farklı beylikler şeklinde egemenliklerini sürdürdükleri topraklar, Arap ve Fars coğrafyasından Kürdistan ve Anadolu’nun iç kesimlerine doğru kayacaktır.

Ortaçağda bir beyliğin devlet sayılması ve kabul edilmesinin bazı kriter veya alâmetleri vardı. Bunlar genellikle (a) mirin veya beyin, sırf bir aşiret yurdu değil, (önemli birkaç şehir ve kaleyi de içeren) belirli bir toprak parçası üzerinde hâkimiyet sağlamış olması; (b) profesyonel bir ordu kadar düzenli değilse de, topraklarını korumaya veya sefere çıkmaya hazır bir askerî güce sahip olması; ve elbette (c) söz konusu mirin veya beyin adının hutbede okunmasıydı. Tabii eğer söz konusu mirlik veya beylik Bağdat’taki Abbasi halifeliğine bağlıysa, o zaman hutbede Abbasi halifesinin adı da okunurdu; yok, eğer Mısır’daki Şii Fatımi halifeliğine bağlıysa, dönemin Fatımi halifesinin adı okutulmaktaydı. Fatımi halifeliği adına hutbe okunmasına, Sultan Selahaddin Eyyubi döneminde, 10 Eylül 1171’de son verilince, artık İslam coğrafyasındaki hutbelerde, 1258 yılındaki Moğol işgaline kadar sadece Bağdat’taki Abbasi halifesinin adı okunur oldu.

Mervanî sikkeleri

Bir Ortaçağ beyliğinin devlet olarak tanınmasının önemli bir koşulu da, yukarıda saydıklarımıza ilâveten, o yönetim adına sikke kesilmesi, darp edilmesiydi. Mervanî miri Nasrüddevle döneminde kesilmiş 79 sikke günümüze ulaşmış bulunuyor.  Bu 79 sikkenin farklı şehirlerde bulunan darphanelerde kesildiği anlaşılmakta. Bu sikkelerin 43’ü başkent Meyyâfârikin’de, üçü Amid’de (Diyarbakır), üçü Ambar’da, beşi Cizre’de, altısı Ahlat’ta, dördü Dünyeser’de, biri Nusaybin’de, biri Siirt’te, biri Dara’da, ikisi (bir yıl kadar Mervanî mirliğine başkentlik yapan) Erzen’de, biri Kefertusa’da ve biri de Zaho’da kesilmiş. Nasrüddevle döneminden kalma bu sikkelerin bir kısmı müzelerde, bir kısmı da bazı koleksiyoncularun elinde. Bu sikkeler içinde en geç tarihli olanlar 1022-23 yılına, yani neredeyse tam 1000 yıl öncesine ait. Mervanî sikkelerinin Ukrayna, Baltık ve İskandinav ülkelerinin hazineleri arasında çıkması, o dönemde Mervanîler ile Kiev Rus tüccarları arasında Karadeniz üzerinden kurulan ticari ilişkilere işaret ediyor. Zaten o dönemde Trabzon limanı, Müslüman tüccarın satmak ve almak için toplandığı bir mekân. Ortaçağda, Bağdat ve diğer yerlerden gelen tüccar, genellikle Diyarbakır üzerinden Trabzon’a ulaşıyor (Yaz, 2019:217).

Ticaret ve iktisadi hayat

Nasrüddevle döneminde Meyyafarıkin’de oldukça canlı ekonomik bir hayatın olduğunu şu örnekten görebiliyoruz: Bir gün İnb’ül Behat adında bir simsar, şehre gelen bir kervandan büyük miktarda pamuk ipliği alır. Aynı gün öğlen vakti, başka bir kervan gelerek o ipliğin tamamını satın alır ve simsara parasını öder. Simsar bu satıştan 500 Armanos altını kazanır. Üstelik henüz ipliği satın almış olduğu adamların parasını dahi ödememişken. Mir Nasır bunu duyunca simsarı çağırtır. O da parayı alarak Nasrüddevle’nin yanına çıkar. Nasrüddevle duyduklarının doğru olup olmadığını sorunca, simsar “doğrudur” diyerek parayı önüne koyar. Bunun üzerine bey şöyle der: “Vallahi ben seni, parayı almak için çağırmadım. Ben haberin doğru olup olmadığını ve memleketimde bir adamın bir günde gerçekten 500 altın kazanıp kazanmadığını öğrenmek için çağırdım” (İbnü’l Erzak, 158).

Nasır-ı Hüsrev, Meyyafarıkin’deki  mirlik sarayının Kahire’deki Fatımî sarayının benzeri olduğunu yazarken, Diyarbakır surlarını şöyle metheder: “Ben, dünyanın dört bucağında, Arap, Acem, Hind ve Türk memleketlerinde birçok şehirler ve kaleler gördüm, fakat yeryüzünde hiç bir ülkede Amid şehrinin kalesine benzer bir kale ne gördüm, ne de başka bir yerde bunun gibi bir kale gördüm diyeni duydum” (Nasır-ı Hüsrev, 1967:42). Meyyafarıkin’deki Mervanî sarayı, mirin ve aile efradının hayat mekânı olmasının yanı sıra, diplomatik görüşmelerin yapıldığı; zaman zaman eğlencelerin organize edildiği; Mısır, İran, Hindistan gibi farklı ülkelerden tüccarların ağırlandığı; gene farklı diyarlardan gelmiş müzisyenlerin sanatlarını icra ettikleri bir yer olarak anılmaktadır.Nasrüddevle, Mısır’daki Fatımî halifeliği sarayında sunulan yemeklerin ve meşrubatların kendi sarayında da ikram edilebilmesi için, öğrenim amaçlı Mısır’a aşçılar gönderir. İbnü’l Erzak, başka kral ve sultanların yanında bulunmayan ses sanatkârlarının, dansçıların ve diğer eğlendirme ehlinin Nasrüddevle’nin himayesinde olduğunu belirtir.  Eğer Nasrüddevle bir yerde güzel bir cariye ya da güzel bir ses sanatkârı olduğunu duyarsa, büyük paralar harcayarak aldırıp getirirmiş. İbnü’l Erzak, Nasrüddevle’den daha geniş ülkeleri ve yaygın şöhretleri olan hükümdarların Nasrüddevle’nin sürdüğü sefayı sürdüremediğini, içinde yüzdüğü bolluğa ve mutlu hayata erişemediğini, onun kadar servet ve çocuk sahibi olamadığını yazar(İbnü’l Erzak, 160)[1][2].

Mervanîlerin Kudüs Misafirhanesi

Mervanî miri Nasrüddevle, H.445/1053-1054 yılında ülkesinden hacca gitmek isteyenler için Kudüs’te iki ev vakfeder. Bu evler Diyarbakır bölgesinden hac ve seyahat gayesiyle Kudüs’e giden herkese  hizmet vermektedir. Michael Hamilton Burgoyne’un 1977 yılında Kudüs’teki (Eyyûbi dönemine ait) Evhediye türbesinin dış avlusunda bulduğu bir kitabe sayesinde, bu Mervanî vakfından haberdar oluyoruz. Mervanî mirinin hacılar için vakfettiği bu tesis Kudüs’te, Mescid-i Aksa’ya açılan ve Babü’l Hıtta denilen kapının bitişiğinde yer almaktadır (Ripper,212:219). O dönem Mısır’ı yöneten Fatımilerin Kudüs’te hacılara yönelik bir Mervanî vakfına izin vermesi, Mervanî-Fatimi ilişkilerinin de iyi olduğuna işaret etmektedir. Ayrıca, Kudüs’te misafirhaneleri olan Mervanîlerin, hac yolunun diğer güzergâhları üzerinde ve bizzat Mekke’de de vakıflarının olması ihtimal dahilindedir. Zira Mervanîler döneminde Diyarbakır’dan yola çıkan hacılar, muhtemelen Urfa, Halep, Şam, Kudüs, Medine güzergâhı üzerinde Mekke’ye varmaktaydı. Kudüs’ten Kızıldeniz yoluyla gidilmesi halinde ise, çöl yoluyla ve Medine’ye uğramadan Mekke’ye ulaşmak da mümkündü.

Mervanî Kürt mirliğinin bir özelliği de, yönetimi sadece hanedan ailesiyle sınırlı tutmamak, günümüzdeki liyakat ilkesi doğrultusunda, işi ehline bırakmaktı. Örneğin Mervanî mirliği’nde, hükümet sisteminin en iyi mevkilerinde Hıristiyanlar da yer alabilmekteydi; hattâ bir dönem Mervanîlerin vezirliğini yapmış olan tıp doktoru Ebû Salim, mirliğin Hıristiyan tebasındandı. Mervanî miri Mümehhidüddevle döneminde, güvenlik teşkilâtının başında bulunan İbn Filûs da Hıristiyandı.  Nasrüddevle’nin Amid (Diyarbekir) valiliğini yürüten oğlu Sa’düddevle’nin divan kâtipliğini, gene İbn Hammar adında bir Hristiyan yapmaktaydı (İbnü’l Erzak, 111, 169.  

Muhtemelen İslam yönetimleri arasında, Hıristiyanlara devlet bürokrasisinin en üst makamlarında ilk yer veren devlet, Mervanîlerdi. Prof. Dr. Ali Sevim, Mervanî topraklarının Selçukluya bağlanmasının bir gerekçesi olarak, Mervanî devletinin Hıristiyanlara karşı daha ayrıcalıklı davranmasını gösterir (Sevim, 2014: 49).

Mervanî mimarisi

Mervanîlerin özellikle mimari alanında çok ileri olduğu; Amid (Diyarbekir) ve Meyyafarıkin’deki sur ve burçları tamir ettirdikleri;  Mir Nizamüddin döneminde surları bir boy yükselttikleri, İbn’ül Erzak (122, 155, 184) tarafından aktarılmaktadır. Amid surlarına işlenmiş, Nasrüddevle’ye ait 6 kitabe günümüze ulaşmıştır. Mervanîlerin âdetâ yeniden inşa ettiği önemli bir şehir de Mardin’dir. İslam fetihlerinden yaklaşık yüz yıl sonra şehir metruk hale gelmiş, 300 yıl boyunca kimsenin yaşamadığı ölü bir kente dönüşmüşken, Mervanî emiri Nasrüddevle 1048-49 yılında hem Mardin’i, hem de civardaki köyleri yeniden inşa etmiştir.  Böylece tarihi Mardin şehri, Mervanî mirliği döneminde hayatın yeniden devam ettiği, yaşayan bir şehre dönüşmüştür (Yaz, 2019:282).

Mervanîlerin yol ve köprü yapımına verdiği önem, Dicle nehrinin farklı kolları üzerinde yaptırdıkları devâsâ köprülerden anlaşılabilir. Mervanîlerin Silvan ve Batman arasında, Batman Çayı (Satidma) üzerinde yaptığı Pêpira köprüsünün 42 ayaklı olduğu söylenir. İbn’ül Erzak, Nasriyye şehrinin kuruluşundan söz ederken Pêpira köprüsü için çok büyük miktarda para harcandığını belirtir. Batman Çayı’nın, muhtemelen yatak değiştirmesi nedeniyle toprak altında kalan nehrin 1977’de tek ayağı görünürken, günümüzde 8 ayağı ortaya çıkmış bulunuyor (Yaz, 2019:272). Mervanîler tarafından 1065 yılında Diyarbekir şehrinin güneyinde, Dicle nehri üzerine yapılmış olan On Gözlü Köprü (Mervanî Köprü, Silvan Köprüsü) 178 metre uzunlukta, 5.6 metre genişliğindedir. Gene Mervanîlerin Silvan-Diyarbekir arasında, Çemê Embarê (Ambar Çayı) üzerinde inşa ettikleri 20 gözlü köprünün,  1223 yılında Artuklu hükümdarı Mahmud tarafından onarıldığının kitabesi bulunmuştur.  Silvan’daki Malabadi köprüsünün 12. yüzyılda Artukoğulları tarafından yapıldığı ileri sürülse de, bu köprü de Mervanîler tarafından yapılmış olabilir. Zira Kürtçede Mala Bad  “Bad’ın evi, mülkü” anlamına gelir. Bad’ın ise Mervanî devletinin kurucusu olduğunu hatırlamakta fayda var.

Annazî, Revvadî, Şeddadî ve Mervanî Kürt mirliklerini egemenliği altına alan Büyük Selçuklu Sultanlığı 1194 yılında dağıldığında, Türklerin genellikle farklı beylikler şeklinde egemenliklerini sürdürdükleri topraklar, Arap ve Fars coğrafyasından Kürdistan ve Anadolu’nun iç kesimlerine doğru kayacaktır.

42 ayaklı olduğu söylenen Pêpira köprüsünün sonradan yüzeye çıkan ayakları (Foto: Arafat Yaz)

 Üstünde yeni bir köprü yapılmış olan 20 ayaklı Çemê Ambarê köprüsü (Foto: Arafat Yaz)

Malabadi köprüsü (Foto: Abdullah Kıran)

KAYNAKÇA

Abdulelah M. Abdullah el-Birwari, Ânnâzî Kürt Emirliği (911-117), yayınlanmamış yüksek lisans tezi, Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Diyarbakır, 2016.

Seyfettin Çetin, Yâkût el Hamevî’nin Mû’cemü’l Buldân’ında Kürtler, Nubıhar, 2014.

Paul A. Blaum, “Life in a Rough Neighborhood: Byzantium, Islam and Rawwadid Kurds”;

The International Journal of Kurdish Studies, Vol. 20. Nos 1 & 2, 2006.

C. E. Bosworth,  “The Titulature of the Early Ghaznavids”; Oriens, Vol. 15, 1962, s. 210-233.

C. E. Bosworth, “The Political and Dynastic History of the Iranian World (AD 1000-1217)”; Cambridge History of Iran, Vol. 5, 1968.

İbn’ül Esîr,  El Kamil Fi’t Tarih. İslam Tarihi, Cilt: 8 (çev. A. Ağırakça). İstanbul: Bahar Yayınları, 1991.

İbn’ül Esîr, El Kamil Fi’t Tarih. İslam Tarihi, Cilt: 9  (çev. A. Özaydın). İstanbul: Bahar Yayınları, 1991.

İbn’ül Ezrak,  Mervanî Kürtleri Tarihi (çev. M. E. Bozarslan). İstanbul: Koral Yayınları, 1995.

[İbn Hawkal] The Oriental Geography of Ebn Haukal, An Arabian Traveller of the Tenth Century, translated by Sir William Ouseley, Oriental Press, London, 1800.

Kemâlüddin İbnü’l Adim, Zübdetü’l- Haleb Min Tarîhî Haleb’de Selçuklular; seçme, tercüme

ve değerlendirme: Prof. Dr. Ali Sevim, Türk Tarih Kurumu, Ankara 2014.

Nevzat Keleş, Şeddâdiler:  Ortaçağ’da Bir Kürt Hanedanı (951-1199), Bilge Kültür Sanat, 2016.

Nevzat Keleş, “Sâcoğullarından Sonra Azerbaycan ve Arrân’da Yeni Bir Siyasî Aktör: Deysem B. İbrahim El-Kürdî”; Iğdır Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı 14, Nisan 2018, s. 118-145.

Nevzat Keleş, “Revvâdîler”; Tarihte Müslümanlar, Otto Yayınları, Ankara, 2020.

Abdullah Kıran, “Hakikat ve Tahrifat Dikotomisinde Malazgirt Savaşı”;  Muş Kitabı, editör

Sedat Karakaya ve Orhan Keskintaş, Pınar Yayınları, 2020.

D. N. MacKenzie, A Concise Pahlavi Dictionary, Oxford, 1971.

Ahmed bin Mahmûd, Selçuk-Name, yayına hazırlayan: Erdoğan Merçil, Tercüman 1001 Temel Eser, İstanbul, 1977.

Erdoğan Merçil,  “Gaznelilerin Kirman Hâkimiyeti”;  Tarih Dergisi, sayı 24, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Matbaası, 1970.

Mihemed Emîn Zekî Beg, Diroka Kurd û Kurdistanê, Ji Soranî bo Kurmancî; derleyen Ziya Avci, Weşanên Avesta, Stenbol, 2002.

A. Mirza Mirzalı, “Azerbaycan’ın İsmi Hakkında Kayıtlar”; Azerbaycan, Yıl: 32, Sayı 243 (1993), s.13-15.

Muhammed Ibn Ali Ibn Sulayma ar-Rawandi, Being a History of the Saljuqs. Edited by Muhammed Iqbal, E.J. Brill of Leiden, 1921.

Muhammed İbrahim, History of the Seljuqs of Kirman. Edited by Edward G. Browne, Royal Asiatic Society,  London, 1902.

Khachatour A. Musheghian, “Monetary Circulation in Eleventh Century Armenia: Shaddadid Coinage from Dvin”; Armenian Studies in Memoriam Haig Berberian, ed. Dickran Kouymjian, Fondacion Calouste Gulbenkian, Lisbon 1986.

Nasır-ı Hüsrev, Sefername  (çev. Abdülvehap Tarzı), MEB Yayınları, İkinci Basılış, 1967.

Dr. Ali Nourai, An Etymological Dictionary of Persian, English and other Indo-European Languages, Book on Demand Ltd (March 14, 2014).

Rawwadids iranicaonline.org/articles/rawwadids

Thomas Ripper, Diyarbekir Merwanileri: İslami Ortaçağ’da Bir Kürt Hanedanı (çev. Bahar

Şahin Fırat). İstanbul: Avesta Yayınları, 2012.

Shaddadids, http://www.forumancientcoins.com/armeniannumismatics/shaddadids.html

Smbat Sparapet’s Chronicle. Translated from Classical Armenian by Robert Bedrosian, https://archive.org/details/SmbatSparapetsChronicle.

Barry S. Strauss, “The Dark Ages Made Lighter, The Consequences of Two Defeats”; What If? The World’s Foremost Military historians Imagine What Might Have Been,  ed. Robert Cowley  American Historical Publications, 1999.

Faruk Sümer ve Ali Sevim,  İslam Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı: Metinler ve Çevirileri. Ankara: TTK Yayınları, 1988.

Tabari, The History of Al-Tabari, Volume XXXIV, The Caliphates of al-Wathiq, al-Mutawakkil, and al-Muntasir. Translated and annotated by Joel L. Kraemer, State University of New York Press, 1989.

Urfalı Mateos, Urfalı Mateos Vekayi-nâmesi (952-1136) ve Papaz Grigor’un Zeyli (1136-1162). (çev. H. D. Andreasyan). Ankara: TTK Basımevi, 1962.

V. Minorsky,  Studies in Caucasian History, Taylor’s Foreign Press, London 1953.

V. Minorsky,  A History of Sharvan and Darband in the 10th & 11th Centuries, W. Heffer & Sons, Cambridge, 1958.

Arafat Yaz, Mervanî Hükümdarı Nasrüddevle Ahmed, Akademisyen Kitabevi, Ankara 2019.


[1] İbnü’l Erzak (159-160)  oldukça renkli bir kişiliğe sahip olan Mervanî miri  Nasrüddevle’nin dört hanımının yanı sıra 360 cariyesi de olduğunu ve Nasrüddevle’nin her birine sırayla, ancak yılda bir defa gittiğini yazar.  (Şerefhan, Şerefname’sinde cariye sayısını 366 olarak verir.) Nasrüddevle’nin ölümünden sonra iki arkadaş arasında şöyle bir diyalog geçer: “Nasrüddevle’nin hükümdarlığı kaç yıl sürdü? 53 yıl sürdüğünü duydum, doğru mu?” Diğeri şu karşılığı verir: “Neden 106 yıl sürdü demiyorsun? Çünkü onun geceleri gündüzlerden daha güzeldi.”

Önceki İçerik“ABD’den denge politikası bekliyoruz”
Sonraki İçerikKıbrıs: Anayasaya aykırı bulunan hafızlık eğitimi değil, düzenleme yöntemi