Türkiye’nin ‘hasta sıfır’ı kim?

 

İngiltere’nin 12 bini geçmiş  koronavirüs vakalarına son eklenen isimleri bütün dünya konuşuyor:

Virüsün arkasında Kraliçe’nin adamlarının olmadığını, Çinli virüsün sınıfsal ayrım da gözetmediğini gösteren Prens Charles, sürü bağışıklığı macerasıyla hem ülkesini hem kendisini riske atan Başbakan Boris Johnson ve günlerdir koronavirüs konusunda İngilizleri uyaran Sağlık Bakanı Matt Hancock…

 

Virüsten ölenlerin sayısı bu yazı yazılırken 578’di.

 

Peki, dört ay önce Çin’in Wuhan şehrindeki bir pazardan çıkan virüs onca kilometrelik yolu aşıp, Manş Denizi’ni geçip Clarence House’daki Prens Charles’a ve 10 Numara’daki Boris Johnson’a nasıl ulaştı?

 

Bu soruya 10 bin vakadan sonra cevap vermek kolay değil.

 

Cevap vermek için salgının haritasını çıkarmak, salgının haritasını çıkarmak için de en önce İngiltere’nin ‘hasta sıfır’ını tespit etmek gerekiyor.

 

‘Hasta sıfır’ aslında tıptaki ‘indeks vaka’nın popüler dildeki adı.

 

Bu ad, 80’lerde bir gazetecinin icadı.

 

Hikayesi ilginç.

1980’de ABD Hastalıkları Kontrol ve Önleme Merkezi’nden Dr. Bill Darrow, New York ve Los Angeles’ta AIDS’in nedenlerini araştırmak için gayler arasında bir araştırma yaparken, Canada Air’de uçuş görevlisi olarak çalışan Quebecli Gaëtan Dugas’la tanışır. O sırada ağır hasta olan Dugas, doktora birlikte olduğu 72 kişinin adını verir. Dr. Darrow, ‘hasta 57’ adını verdiği Dugas’ın adını raporunda Kaliforniya dışında yaşadığı için ‘out of California’ (Kaliforniya dışı) anlamında “hasta O” (patient O) olarak geçirir.

 

Rapordaki anlatımlara dayanarak 1987 yılında bir kitap yazan gazeteci Randy Shilts, ‘hasta O’yu, ‘hasta 0 (sıfır)’ olarak okur ve Dugas’ı AIDS’i Afrika’dan Amerika kıtasına taşıyan kişi ilan eder.

 

Kitapta anlatılan hikayenin daha sonra ‘hasta sıfır’ adlı filmleri, belgeselleri çekilir, 1984’de ölen Dugas’ın adı AIDS’i yayan kişi olarak lanetlenir.

 

Ama 2016 yılında Nature dergisinde çıkan bir makale itibarını iade eder. Evrimsel biyologların yaptığı araştırmalara göre AIDS ABD’ye Dugas’la değil, 70’lerde Karayipler üzerinden gelmiştir.

 

Ama ‘hasta sıfır’ kavramı artık ‘ındex vaka’nın yerine kullanılmaya başlanmıştır.

 

Dünyada bilinen ‘hasta sıfır’lar var.

 

1884’de tifo hastalığını ABD’ye İrlandalı bir aşçı olan Mary Mallon’un getirdiği biliniyor. Ebola virüsünün ‘hasta sıfır’ı ise Gineli iki yaşındaki Emile Ouamouno.

 

Wuhan’daki doktorların yazdığı bir makaleye göre koronavirüs’ün Çin’deki ‘hasta sıfır’ı 1 Aralık’ta virüsü kapmış bir kişi.

 

Küresel bir salgında her ülkenin kendi ‘hasta sıfır’ları da var.

 

Salgının ülkeye nereden girdiği, nasıl yayıldığı ve nerelerde yayılmaya devam ettiği hakkında bir harita çıkarmak için bu ‘hasta sıfır’ları tespit etmek gerekiyor.

 

Ama bunu tespit etmek biyolojik bir hafiyecilik gerektiriyor. Sürekli yeni verilerle, yeni ‘hasta sıfır’ iddiaları ileri sürülüyor.

 

Dün bir günde 969 kişinin hayatını kaybettiği İtalya’daki ilk hasta olan ve vakaların yüzde 60’ının olduğu kuzey bölgesine salgını başlatan 38 yaşındaki Mattia’nın, virüsü Çin’den gelen bir işadamı arkadaşından kaptığı zannediliyordu.

 

Ama o işadamı arkadaşının testleri negatif çıkınca, bu kez Milanlı araştırmacılar, virüs örneğini inceleyerek, Mattia’ya virüsü bulaştıran ‘hasta sıfır’ın Ocak ayının 19’unda Almanya’da, Şangay’dan katılımcıların da olduğu bir şirket toplantısına giden Alman Webasto şirketinin bir İtalyan çalışanı olduğunu tespit ettiler.

 

Yani İtalya’nın kuzeyini mezarlığa çeviren Çin kaynaklı virüs Almanya’dan ülkeye girmiş olabilir.

 

İngiltere de ‘hasta sıfır’ını arıyor. 

 

Ocak ayında Çin’den gelen ve hemen tespit edilip karantinaya alınan Çinliler dışında, virüsün adaya Şubat ayının sonlarından itibaren yayılmaya başlandığı düşünülüyordu.

 

Ama son bulgulara göre virüs İngiltere’ye zannedildiği gibi şubatın sonunda değil, bir ay önce girdi.

 

Telegraph gazetesinin tespit ettiği bu en erken vaka, 50 yaşındaki IT uzmanı Daren Bland.

 

Daren Bland ve ailesinin virüsü kaptığı yer ise Çin değil.

 

‘Alplerin Ibiza’sı denen Avusturya’nın Kuzey İtalya, İsviçre ve Almanya arasında kalan Tirol şehrindeki Ischgl kayak merkezi.

 

15-19 Ocak tarihleri arasında Bland ve ailesi, Danimarka ve ABD’den iki arkadaşlarıyla birlikte burada tatil yapmışlar.

 

Gözde kayak merkezinin tıklım tıkış olan Kitzloch adlı barında şarkı söyleyip, dans etmişler.

 

19’unda İngiltere’ye döndüklerinde şikayetleri başlamış. Durumları çok ağır olmamış ama birlikte tatil yaptıkları Danimarkalı arkadaşları ağır hastaymış.

 

Avusturya’nın meşhur kayak merkezi Ischgl, artık koronavirüs salgınının bütün Avrupa’ya yayılmasına neden olan patlama merkezlerinden biri kabul ediliyor.

 

1500 nüfuslu kasabadaki koronavirüs vaka sayısı 2 milyon nüfuslu Viyana’nın iki katı.

 

Norveç, ülkedeki 3600 vakanın yarısının virüsü Ischgl'de tatil yapanlar üzerinden kaptığını düşünüyor.

 

Almanya ve Danimarka da buradan tatilden dönenlerin virüsün ülkelerinde yayılmasında etkili olduğunu düşünüyor.

Aslında Ischgl'in bir virüs kaynağı olduğunu İzlanda çok önceden tespit etmiş.

 

Şubat ayının sonunda tatillerini burada geçirip ülkelerine gelen 14 İzlandalıda koronavirüs tespit edilince, İzlandalı yetkililer 5 Mart günü bir basın toplantısı düzenleyip Ischgl’i ‘tehlikeli bölge’ olarak ilan etmişler.

 

Ama sezonun en kazançlı günlerinde Tirol’lu yerel idareciler bu çağrıyı duymazlıktan gelmişler.

 

Hatta normalde 10 Mart’ta sezon kapanırken, bu yıl Dünya Sağlık Örgütünün pandemi kararına rağmen 13 Mart’a kadar her milletten binlerce turisti ağırlamışlar.

 

Şimdi bu sorumsuzluk yüzünden Avusturya’da yerel yöneticiler hakkında soruşturma açılmış durumda.

 

İspanya da İtalya’dan sonra nasıl Avrupa’nın koronavirüsten en çok etkilenen ülkesi olduğunu anlamaya çalışıyor.

 

İspanya’da bu yazı yazılırken vaka sayısı 64 bini geçmişti, ölü sayısı ise 5000’a yaklaşmıştı. Fuar alanlarının bile hastaneye çevrildiği bir ülkeden bahsediyoruz. Önceki gün günlük ölü sayısında İtalya’yı geçtiler.

 

Onlar ‘hasta sıfır’ı tespit edemediler ama ülkede salgını patlatan olaylar artık belli.

 

Salgının bu hale gelmesinin arkasında İspanya’nın meşhur üç F’sinden ikisi var.

 

Birinci F, futbol. 19 Şubat’ta 2500 Valencia taraftarı, Atalanta ile oynanacak Şampiyonlar Ligi maçı için, şu anda İtalya’da salgının merkezi olan Bergamo şehrine gittiler. Onlarla birlikte kalabalık bir gazeteci, yönetici ekibi de İtalya’daydı. Bergamo belediye başkanı bu maçı “bomba” olarak tarif etmiş.

 

İspanya’daki potansiyel ‘hasta sıfır’lar da bu maçtan ülkeye dönen oyuncular, taraftarlar ve gazeteciler arasından çıktı.

 

İspanya’yı yakan ikinci F, fiesta. Tam olarak bir fiesta denemese de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde Madrid’de 120 bin kişinin katıldığı şenlikli yürüyüş da salgını yaymış.

 

Koronavirüs uyarılarına “Maçoluk koronavirüs’ten daha çok insan öldürüyor” diye cevap veren feminist ve sol örgütler yürüyüşte ısrar etmiş, hükümet ortağı olan sol parti Podemos’tan Eşitlik Bakanı İrene Montero da ideolojik davranıp yürüyüşün yapılması için bastırmış.

 

Yüzlerce kişinin virüsü yürüyüşten kaptığı düşünülüyor.

 

Bunlar arasında bakan Montero, hayat arkadaşı olan Podemos’un lideri, Başbakan yardımcısı Pablo Iglesias, Sosyalist Parti lideri Başbakan Pedro Sanchez’in eşi ve bir başka bakan daha var. 

 

Salgını ülkelerde yayan, patlamasına neden olan başka ‘hasta sıfır’ hikayeleri de var. 

 

Güney Kore’deki Hasta 31 adı verilen 61 yaşındaki kadının, mensubu olduğu kilisenin ayinlerine katılarak virüsün, çoğu genç 6500’ün üstünde insana bulaşmasında etkili olduğu biliniyor.

 

Nga Nguyen adlı 27 yaşındaki Vietnamlı bir influencer ise,  Milano’da Gucci ve Paris’te Saint Laurent’in etkinliklerine ve partilerine katılarak virüsü yüzlerce kişiye bulaştırdığı için modanın ‘hasta sıfır’ı olarak anılıyor.

 

Peki Türkiye’nin ‘hasta sıfır’ı kim?

 

Türkiye’de ilk resmi koronavirüs vakası 10 Mart gecesi açıklandı.

 

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca vakayı şöyle tarif etmişti:

“Hastanın virüsü Avrupa teması üzerinden aldığı bilinmektedir. Hasta bir erkektir ve genel durumu iyidir. Aile bireylerinin hepsi ve yakın çevresindeki tüm bireyler bu anlamda gözetim altındadır ve her biri şüpheli kabul edilmiştir.”

 

Türkiye’de resmen açıklanmış ilk koronavirüs kaynaklı ölüm vakası ise 17 Mart’ta açıklandı. Yine Sağlık Bakanı hastayı şöyle tarif etti:

“Kendisi 89 yaşındaydı, virüsü Çin temaslı bir çalışanından aldı. İlk kaybımız olan beyefendiye Allah'tan rahmet diliyorum.”

 

Daha sonra bu vefat eden kişinin Beyoğlu’ndaki bir eczacı olduğu, virüsü eczanede çalışan kalfasından kaptığı ortaya çıktı. Aile çevresine göre daha sonra vefat eden kalfa da virüsü Çinli bir müşteriden kapmış.

 

Aynı Çinli müşterinin Türkiye’ye ne zaman geldiği, başka kimlerle teması olduğu, virüsü nerelere yaydığı hakkında ise bir bilgimiz yok.

 

Fakat bütün bu vakalardan daha erken bir vaka var artık.

 

İki gün önce 33 yaşında koronavirüs yüzünden vefat eden Dilek Tahtalı’nın 7 Mart günü yani henüz Türkiye’de koronavirüs vakası yok denirken, hatta Türkiye’ye gelmeyeceği iddia edilirken Twitter hesabından hastalığın kendisinde görünen belirtilerini yazdığı ortaya çıktı.

 

Yeşilköy Acıbadem Hastanesi’nde çalışan Tahtalı’nın virüsü muhtemelen hastaneden kaptığı düşünülüyor. Hastaneye nasıl geldiğini ise bilmiyoruz.

 

Türkiye’nin ‘hasta sıfır’ı çok daha erken bir zamanda da bulunabilir. Örneğin ocak, şubat aylarında Umre’den ülkeye dönmüşler arasından çıkabilir.

 

Ama neredeyse bu konularda haber yapmak yasak olduğu için vakaların ayrıntılı hikayelerini bilmiyoruz.

 

Türkiye’de koronavirüs nedeniyle 12 köy ve beldenin hali hazırda karantinada olduğunu bile önceki gün İçişleri Bakanı televizyondan açıklayınca öğrendik.

 

Karantina altına alındığı açıklanan Rize’nin ulaşımı en zor beldesi Kendirli ve çevresindeki köylere virüsün, koah hastası olan bir bakkalın Rize’de hastaneden virüs kapmasıyla yayıldığı düşünülüyor. 

 

Batman’ın Gercüç ilçesinin köylerinin karantinaya alınmasının sebebinin de İstanbul’dan gelen bir köylünün taşıdığı virüs olduğu iddia ediliyor. Karantinaya alınan diğer beldeleri ve hikayelerini ise bilmiyoruz.

 

Halbuki bütün ülkelerde rejimleri otoriterleştireceği, özgürlükleri daraltacağı söylenen bu virüs, bütün dünyaya en azından şeffaflığın değerini, nasıl hayat kurtardığını öğretmiş olmalıydı.

 

Herhalde bizim bilmediğiniz ve ayrıntılarını takip edemediğimiz bu salgın hikayeleri Ankara’da yakından izleniyordur.

 

 

 

 

 

Önceki İçerikKraliçe Elizabeth’in koronavirüs testi pozitif çıktı
Sonraki İçerikAteş ölçen devletler