Devlet Bahçeli’ye… MHP’lilere…

 

12 Eylül 1980 askeri darbesi günlerinde, başta Alparslan Türkeş olmak üzere MHP milletvekili ve yöneticileriyle birlikte uzunca bir dönem hapis yattık. Askeri darbeciler, sağcı askerlerden oluşan ekibi solcu tutukluların üzerine yolluyor, öldüresiye bir dayak ve baskı uyguluyorlardı. Solcu askerleri de ülkücü, MHP’li tutuklulara baskı yapmak amacıyla kullanıyorlardı.

 

O dönemde Aplarslan Türkeş’le uzun sohbetler ettik. Sol-sağ kavgasını darbecilerin kışkırttığını, böylece darbecilerin oyununa gelindiğini söylerdi. Türkeş, bu nedenle demokrasi konusunda ayrım yapmanın yanlış olduğuna dikkat çekerdi. Muhsin Yazıcıoğlu da sağ-sol çatışmalarının arka planında darbecilerin olduğunu belirterek, bir daha bu oyuna gelmemeye kararlı olduğunu ifade ederdi.

 

Bugün bir darbe tehdidi altında değiliz. Ancak oldukça zorlu bir felaketle baş etmeye çalışıyoruz. Virüs; renk, ırk, cins, milliyet, zengin, fakir ayırt etmeden hayatlara kast ediyor. Dünya ve Türkiye ortak bir kaderi paylaşıyor. Virüs, sınırları dinlemiyor. Böyle zamanlarda, geçmiş öfkeler, yaşanmış acılar unutulmamakla beraber, bir kader ortaklığı duygusu da yükselişe geçebiliyor.

 

Yeni bir sayfa açalım

 

Peki bu kuşatmanın ortasında, farklılıklarımızı derinleştirmek yerine, durumu yeni bir enerji imkanı, bir siyasi barış ve uzlaşma imkanı olarak kullanabilir miyiz? Siyasi tutukluları kapsam dışında bırakan tasarıyı hazırlayan AK Partili yöneticilere “Bu zor zamanlarda, felaket günlerinde bir dayanışma ve sırt sırta verme kararlılığı gösterebiliriz. İnfaz Kanunu buna vesile olabilir” dediğimizde, şöyle bir ortak cevap veriyorlar:

Biliyorsunuz Meclis’te kanun çıkarmaya yetecek çoğunluğumuz yok. MHP’nin ise tutumu belli… Maalesef siyasi tutuklular kapsam dışı kalacak.

 

Yani bu konudaki ayrımcılık MHP’ye yüklenmiş oluyor. Bu vesileyle, “terör suçu” kavramının da yanlış bir şekilde kullanıldığını görüyoruz.

 

Hayatında silah eline almamış, hiçbir şiddet eylemine katılmamış, şiddeti onaylamamış birçok insan, “örgüte üye olmasa da örgütün eylemleri doğrultusunda hareket etmek” gibi hukuka aykırı bir gerekçeyle “terör zanlısı” sayılıyor. Çok geniş bir kitle cezaevinden çıkartılırken, “terör sanıkları” gibi bir başlık altında siyasi kişileri tümden içeride bırakmak, başka yeni travmaları tetikleme riski taşıyan bir tercih gibi görünüyor.

 

Devlet Bahçeli, deneyimli bir siyasetçi. Toplumsal kutuplaşmayı kışkırtacak, yaraları yeniden kanatacak adımların ülkeye ne kadar zarar verebileceğini hepimizden daha iyi değerlendirebilecek birikime sahip. Sayın Bahçeli’ye çağrım: Gelin, yeni bir sayfa açalım. Tutuklu ve hükümlüler arasında ayrım gözetmeden, infaz indiriminden daha demokratik bir şekilde yararlanılmasını sağlayalım. Sorunlarımızı konuşarak çözmek adına bu günleri bir imkan olarak kullanalım.

Önceki İçerikToplam ölü sayısı 214’e yükseldi
Sonraki İçerikBiz bize nasıl yeterdik?