Farklı bir kültür, kuşkusuz

     

    [8-9 Mayıs 2020] İstifa mı demiştik? Geçtiğimiz haftalarda iki ilginç istifa vakası yaşandı, kuzeyi ve güneyiyle Büyük Britanya adasında (evet, bu aslında bir coğrafya kavramıdır ve “Britanya Adaları”ndan büyüğünün adıdır). Ama galiba Türkiye’de pek kimsenin ruhu duymadı.

     

                                                                *       *          * 

     

    Meğer önce (yukarıda solda gördüğünüz) Dr. Catherine Calderwood istifa etmiş, tâ 6 Nisan 2020’de. Sonradan haberimiz olmuş. Hangi görev veya mevkiden? 2015’te atandığı İskoçya’nın baş tıp sorumlusu (chief medical officer) konumundan. Niçin? Koronavirüs karantinası sırasında iki kere ikinci evine gidip geldiği için. Nasıl öğrenilmiş? Scottish Sun gazetesi, esas ikameti Edinburgh’da olan Dr. Calderwood ve ailesinin, arabayla bir saatten fazla mesafede, deniz kıyısındaki Earlsferry kasabasındaki sayfiye evlerinde çekilmiş fotoğraflarını yayınlamış. (Medyasını dövmeyen dizini döver. Bulamamışlar mı bir Demirören, satın aldırıp sesini kıstıracak?)

     

    Üstelik bir de polisten uyarı gelmiş bu yüzden. İskoçya Polisi Başmüfettişi Iain Livingstone, Dr. Calderwood’u ziyaret edip dikkatini çektiklerini söylemiş. “Geçerli bir mazereti olmaksızın evden çıkmamaya ilişkin yasal talimat herkes için geçerli… Bireyler kendi özel durumlarına uygun özel istisnalar yaratamaz” diye nutuk atmaktan da geri durmamış. (Bu ne cüret! Kimse saniyesinde görevden almamış, şu 2020 yılında hâlâ hukuk devleti gibi zırvalıklara takılıp kaldığı anlaşılan bu ukalâ başmüfettişi. Adam gibi bir içişleri bakanı yok muymuş İskoçya’nın?)

     

    Geçtim; orada kapanmamış mı mesele? Yok. Zira Dr. Calderwood halkı evde kalmaya ve Ulusal Sağlık Servisi’ne (NHS) fazla yük olmamaya çağıran kamu reklamlarında hep birinci sırada görülmüşmüş; televizyondan yayınlanan günlük brifinglerde de İskoçya Birinci Bakanı Nicola Sturgeon’ın yanında yer almışmış. (Yeri gelmişken belirtelim ki 1999’da çıkarılan bir “yetki devri” (devolution) yasası sayesinde, Birleşik Krallık parlamentosu ve hükümetinin altında bir de İskoçya parlamentosu ve hükümeti var. Bunlar toptan sapık, zındık. Kötünün ötesi bir örnek Türkiye için. Asla kulak asmamak lâzım.)

     

    Her halükârda, ne çıkar bundan? Yani işte, bir tür “âleme verir talkımı, kendi yutar salkımı” ya da “bu ne perhiz, bu ne lâhana turşusu” durumu hâsıl olmuş. Olsun; istifa etmek mi lâzım? Biz ne pişkinlikler görüyoruz Allahın günü! Bulunur, kamuoyuna unutturma yolları. Biraz dişini sıkıp dayanırsın; geçer gider zamanla.

     

    I-ıh. Gerçi Catherine Calderwood da öyle düşünmüş başta. Kameralar önünde bir basın toplantısı yapmış; üstelik geçen hafta kocasıyla birlikte ikinci bir yolculuk yaptıklarını da kendiliğinden açıklamış; özür dilemiş ama işime devam edeceğim demiş. Birinci Bakan Nicola Sturgeon da buna arka çıkmış. Hatâ yaptığı ama uzmanlığı “paha biçilmez değerde” olduğundan yerinde kalması gerektiği doğrultusunda görüş bildirmiş. “Görünür gelecekte” brifinglere katılmaması ve koronavirüs kampanyasının kamusal yüzü olmaması, ama İskoçya hükümetine bilimsel ve tıbbî danışmanlığını sürdürmesi şeklinde bir çözüm oluşturmayı denemiş.

     

    Tutmamış. Aynı gün tekrar toplanmışlar. Ardından Calderwood gece 22:00’de son bir açıklama yapmış. “Davranışları ve hatâları yüzünden derin bir üzüntü duyduğunu” tekrarlamış. Kişisel tutumuna yönelik “haklı” tepkilerin, dikkatleri hükümetin ve tıp mesleğinin önündeki muazzam görevden başka yönlere “saptırması” tehlikesi karşısında görevine devam edemeyeceğini belirtmiş. Bu sefer Birinci Bakan Sturgeon da Dr. Calderwood’un hatâsının “bu kritik dönemde hükümetin kamu sağlığına ilişkin mesajlarına güvenin sarsılması tehlikesi”ni yarattığı kanaatini hemen aynen doğrulamış. 

            

    Bu ne çıtkırıldımlık, hiç anlamıyorum doğrusu. İşin tuhafı, siyasal partiler de destek vermiş bu istifaya. İskoçya Muhafazakârlarının lideri Jackson Carlaw, olayı “utanç verici” ve Dr. Calderwood’un görevden ayrılma kararını “kaçınılmaz” olarak nitelemiş. İskoçya İşçi Partisi’nin sağlık sözcüsü Bayan Monica Lennon (nedir bu kadın politikacı bolluğu, ona da akıl erdirmem imkânsız), Bayan Sturgeon’ın sorunu fazla büyümeden “kesip atması” gerektiğini vurgulamış. (Bu da ayrı bir garabet. İktidarın ve muhalefet arasında mutlak kutuplaşma ve kavga yerine böyle bir görüş birliğinin oluşması, parlamenter demokrasinin nasıl bir “oligarşik” dejenerasyonu temsil ettiğini apaçık yansıtıyor.)

     

                                                              *          *          *

     

    İlk başta gözde kaçan bu olay nasıl duyuldu? İkinci istifa bağlamında. Hayret bir şey; bu sefer de 5 Mayıs’ta (yukarıda sağda gördüğünüz) Profesör Neil Ferguson istifayı basmış, benzer bir nedenle. Kimmiş bu prof? Dünyanın önde gelen matematiksel epidemiyologlarından, “salgın modelci”lerinden biriymiş. Yeni belirli sayısal verilerden, istatistiklerden,  demografiden, enfeksiyon hızından, ölüm oranlarından vb hareketle, yeni patlak veren herhangi bir bulaşıcı hastalığın nasıl gelişebileceğine dair matematiksel modeller kuruyor, nicel öngörülerde bulunuyormuş.

     

    Bir Küresel Bulaşıcı Hastalıklar Analizi Merkezi’nin direktörüymüş (MRC Centre for Global Infectious Disease Analysis). Gerek Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO/DSÖ), gerekse çeşitli hükümetlere, Batı Afrika’da patlak veren Ebola salgınlarından şimdiki pandemiye kadar bir dizi hastalık konusunda danışmanlık yapmaktaymış. 2001’deki “deli dana” veya şap hastalığına; 2006’daki kuş gribi salgınına, 2009’daki domuz gribi salgınına karşı mücadeleye büyük katkıda bulunmuş.

     

    (Bütün bunları giderek büyüyen bir şüphe ve endişeyle okuyup öğreniyorum doğrusu. Biliyorsunuz, her şeyden önce Batı bilimi temelden sakat. Dahası, Batılı doktorlar insanlığın kalanını aşılar ve antibiyotiklerle öldürmeyi amaçlayan korkunç bir komplonun içinde. Neil Ferguson denen bu zat da tam bir Üst Akıl örneği. Fazla etkili yerlere tırmanmış. Kimbilir hele Afrika ülkelerinin gizli genetik bilgilerini ele geçirip halklarını köleleştirmeye yönelik ne biçim komplolar tezgâhlıyordur!)

     

    Dememe kalmadı… öğrendim ki hazret, daha Ocak başlarında tehlikenin vahameti karşısında bütün dünyayı uyarmada çok tâyin edici bir rol oynamış. Çin yetkililerinin sadece otuz kırk vaka diye işi hafifsemeye çalıştığı bir sırada, sadece Wuhan’da yüzlerce, belki binlerce kişinin virüsü kapmış olması gerektiğini ispatlamış. (Fakat niye biyolojik bir silâh olarak laboratuarda üretildiği teorilerine girmemiş; bakın bu da şaibeli bir durum.)

     

    Devamında, Neil Ferguson İngiltere’nin en prestijli yüksek öğrenim ve araştırma kurumlarından, sırf bilim, teknoloji, tıp ve işletme odaklı Imperial College London’ın COVID-19 mukabele ekibinin başına geçmiş. Şubat ve Mart başlarında (Türk asıllı kahramanımız) Başbakan Boris Johnson’ın Trump benzeri Muhafazakâr liderliği hâlâ koronaya herhangi bir grip türü muamelesi yapar ve yayılıp geçsin, “sürü bağışıklığı” oluşsun, öyle hallederiz diye düşünürken, Mart ortasında Ferguson bu rotada ısrar edildiği takdirde “korkunç bir epidemi” sonucu 250,000 (= çeyrek milyon) insanın öleceğini ortaya koymuş. Bu da hükümetin politika değiştirip çok sert kısıtlamalar getirmesine yol açmış. Boris Johnson 23 Mart’ta virüsün yayılmasını önlemek için günlük hayata bir dizi yasak empoze etmiş. Bu çerçevede, insanlara mümkün olduğu kadar dışarı çıkmamaları söylenmiş. Üzerine, ayrı yaşayan çiftlerin kendi evlerinde kalması talimatı da eklenmiş. Bu arada Neil Ferguson “Profesör Karantina” (Professor Lockdown) diye anılır olmuş.

     

    Derken, tarih sanki tekerrür edivermiş. The Telegraph gazetesi, Ferguson’un ilişkide olduğu bir kadının karantina koşullarında en az iki kez profesörün evine gelip gittiğini açıklamış. İsmini de vermiş (Antonia Staats) ve sevgililerin manşetten resimlerini yayınlamış. (Bağımsız basını yok edememişler ki zamanında!) Bunun üzerine, Dr. Catherine Calderwood gibi Prof. Neil Ferguson da fazla hassas davranıp abartmış olayı. Kendisi bağışıklık kazandığı inancıyla “bir takdir hatâsı” yaptığını ve “yanlış” davrandığını; (mutlak bir sokağa çıkma yasağı olmadığı halde) “sosyal mesafenin korunmasına yönelik net mesajların altını oymuş olmaktan derin bir pişmanlık duyduğunu” belirterek, Acil Durumlar Bilimsel Danışma Kurulu SAGE’den (Scientific Advisory Group for Emergencies) istifa ettiğini açıklamış.

     

    BBC’nin konuyu izleyen muhabiri, Prof. Ferguson’u (Birleşik Krallığın baş tıp danışmanı Prof. Chris Whitty ve baş bilim danışmanı Sir Patrick Vallance ile birlikte) mevcut krizin “en etkili bilim insanlarından biri” olarak nitelemiş ve dolayısıyla istifasını “gerçekten büyük bir olay” olarak kaydetmiş. Fakat hayret; kimse çağırıp istifasını geri alması ve göreve devam etmesini istememiş Neil Ferguson’dan. İskoçya’daki gibi bir bocalama bile olmamış. Tersine, Sağlık Bakanı Matt Hancock “doğru karardı” ve artık hükümete danışmanlık yapmayı sürdürmesi “kesinlikle imkânsızdı” demiş. Sosyal mesafenin korunması kurallarının “son derece ciddî” ve “herkes için geçerli” olduğunun altını çizmiş. İskoçya Ulusal Partisi’nin İngiltere parlamentosundaki milletvekili (ve gene bayan) Philippa Whitford, gerek Dr. Calderwood ve gerekse Prof. Ferguson olaylarının, halktan gerçekten zor şeyler istemeye “ama sizin için geçerli değilmiş gibi davranmaya” örnek teşkil ettiğini vurgulamış. Aman! Polis de yarım yamalak karışmış. Scotland Yard (= İngiltere’nin Kentsel Güvenlik Servisi’nin, Metropolitan Police Service’in merkezi), Prof. Ferguson’un yaptıklarının “tabii hayal kırıklığı yarattığı”nı, ama memurlarının herhangi bir takibata girişmeyeceğini duyurmuş.

     

                                                                        *          *          *

     

    Devamı da ilginç. Orada kapanmış mesele. Sansasyonel şok dalgaları biçiminde köpürtülmeye devam etmemiş. Muhafazakâr milletvekili Sir John Redwood, Neil Ferguson’un istifasının ardındaki olay kamuoyunu çok da ilgilendirmez demiş. “Önemli olan, milletçe doğru tavsiyeler alıp almadığımız ve bu berbat krizi nasıl aşacağımızdır.” (Niye? İster uysun ister uymasın, muhalefete bağırıp çağıramaz mıydı bir süre?) İşçi Partisi’nin gölge sağlık bakanı Jonathan Ashworth, “hayatî önemdeki” sosyal mesafe kurallarına herkesin uyması gerektiğini, ama hiç kimsenin özel hayatı konusunda yorum yapmayacağını söylemiş. (Diyanet Başkanlığı yok mu bu memleketin? YÖK nerede? Neden üniversiteden de atmamışlar?) Heyhat. Imperial College London, profesörün “önemli araştırmalarına yoğunlaşmaya devam” ettiğini açıklamış.

     

    Ne kadar yadırgadım, anlatamam. Neresinden baksanız farklı bir kültür. Çok farklı bir siyasî kültür, kuşkusuz.

     

     

    Önceki İçerikAtık sularda 100 gün yaşayabiliyor
    Sonraki İçerikErdoğan’dan AB Delegasyonu’na tam üyelik çağrısı