Muhalefet artık koyun güdebiliyor (*)

     

    Bir siyasi partinin başarılı olmasının iki anahtarı vardır. Anahtarlardan biri, kendisinin mümkün olduğunca doğru bir yol izlemesidir. Temel sorunları doğru tesbit etmesi, halkın taleplerine gözlerini ve kulaklarını açması, dertlere deva olacak reçeteler üretmesi, söylemi ve eylemiyle güven vermesidir.

     

    Diğer anahtar ise, rakiplerinin yanlış sokaklarda dolanmasıdır. Dünyayı kendinden ve çevresinden ibaret sanan, insanlara değmeyen, gerçek sıkıntılara kulaklarını kabartmayan ve başka mahallelerden bihaber bir rakip ya da rakipler, bir partinin hedefine varması için büyük bir şans oluşturur.

     

    İlk dönemlerinde AK Parti, başarıyı sağlayan her iki anahtara da sahipti. Bir taraftan kendisi doğruları yapıyordu. Ülkenin iktisadi, siyasi ve hukuki standartlarını yükseltmeye gayret ediyordu. Temel hizmetlerin daha iyi verilmesini sağlamak için devletin alt yapısını güçlendiriyordu. Farklı toplumsal kesimlerin rahatsızlıklarına eğiliyordu. Özgürlükler tahkim ediliyor, vesayete karşı mücadele ediliyordu. Batı — özellikle Avrupa Birliği — ile daha yoğun bir ilişki ağı geliştiriliyor, bölge ülkeleri ile bağlar kuvvetlendiriliyordu. Uzunca bir süre ülkenin elini kolunu hem içte hem dışta bağlayan meselelerle yüzleşmekten imtina edilmiyor, çözülmeleri için ciddi adımlar atılıyordu. 

     

    Yel değirmenleriyle savaşmak

     

    Diğer taraftan ise, son derece yetersiz bir muhalefet vardı. Bilhassa ana muhalefetin hali evlere şenlikti. Her şeyden evvel özgürlüklerle arası iyi olmayan bir muhalefetti bu. Sivil-asker ilişkiler, başörtüsü yasağı, Kürt meselesi, Alevi meselesi, gayrimüslim azınlıkların hukuki durumlarının iyileştirilmesi ya da idari yapının adem-i merkezileştirilmesi gibi kangrenleşmiş sorun alanlarındaki her türlü demokratik girişime otomatik olarak karşı çıkıyordu.

     

    Muhalefet âdetâ yel değirmenleriyle savaşıyordu. Halkın gerçek gündeminde yer almayan konuları bir hayat memat meselesine dönüştürüyor, bütün muhalefetini bunun etrafında örüyor ama insanların yaralarına merhem olabilecek tek bir kelime etmiyordu. Siyaset dışı unsurlardan medet umuyor, demokratik sisteme müdahale girişimlerine göz kırpıyordu. Ezcümle, ortada halkın iktisaden ve siyaseten kendisine bel bağlamasını kendi elleriyle imkânsızlaştıran bir muhalefet tipi vardı.

     

    Tablo böyle olunca, AK Parti’nin — yerel, genel veya halk oylaması fark etmez — girdiği bütün seçimleri kazanması kaçınılmaz oluyordu. Ancak bundan da ders çıkarılmıyor, muhalefet yenilginin faturasını kendisine değil halka kesiyordu. Her seçimde sırtının yerden kalkmamasının nedeni kendi yanlışları olamazdı. Sebep, halkın bilinçsizliği ve cehaletiydi; halkın beş kilo makarnaya ve iki torba kömüre oyunu satmasıydı. Oysa halk bir aydınlansa, bir cehaletinden sıyrılsa hakikati görecek ve fevç fevç muhalefet saflarına katılacaktı. 

     

    Merkezde kimlik değişimi

     

    Seçmenlerin tercihleri böyle bir okumaya tabi tutulduğundan, sandık her kurulduğunda AK Parti uzak ara zafer ipini göğüslüyor, muhalefet ise arkadan nal topluyordu. Ancak bir süredir bu dengede, AK Parti adına menfi, muhalefet adına ise müspet bir değişim gözlemleniyor. İki noktaya temas edilebilir bu meyanda.

     

    Birincisi, AK Parti çevrenin partisiydi. Misyonu, çevrenin özgürlük ve eşitlik taleplerini merkeze taşımaktı. Üstlendiği görev zorlu bir mücadeleyi gerektiriyordu. Nitekim AK Parti bu yolda müesses nizamla çetin bir kavga verdi. Kavgayı verirken farklı toplumsal kesimleri arkasına aldı, onları da bu mücadelenin bir parçası kıldı ve bu sayede iktidar koltuğundan düşmeden durabildi.

     

    Fakat aradan geçen sürede merkez, AK Parti’yi kendine çekti. Daha önce Demokrat Parti ve Anavatan Partisi’nde de görüldüğü üzere, bu kez merkezin değerlerini AK Parti topluma dayattı. Böylece, çevredeyken özgürlük ve eşitlik söylemlerini dilinden düşürmeyen AK Parti, merkezde yasakçı ve vesayetçi bir kimlik edindi.

     

    Yerel yönetimlere bakış, bu kimlik değişiminin en net görülebileceği alanlardan biri. Herhalde 2004’te hazırladığı Kamu Yönetimi Reformu Tasarısı’nda merkezin yetkilerini sınırlayan ve yerelin yetkilerini alabildiğince artıran AK Parti ile 2020’de belediyelerin salgında mağdur olan vatandaşlara yardım çabalarını sabote eden ve bunu “devlet içinde devlet olma çabası” olarak niteleyen AK Parti’nin aynı parti olduğu söylenemez. İkisi arasında dağlar kadar fark var.

     

    Halkla kavga etmeyi bırakmak

     

    İkincisi, AK Parti’deki bu negatif görüntüye karşılık, muhalefette nisbeten olumlu bir görüntünün belirmesidir. Muhalefet halka kavga etmeyi bıraktı; CHP, bir türlü temas edemediği dindar-muhafazakâr kitle ile arasındaki buzları eritmeye çalıştı. Meselâ Kılıçdaroğlu, ülkenin onca sorunu varken CHP’nin başörtüsü yasağını savunmasını büyük bir yanlış olarak niteledi. Yakıcı sorunlara odaklandı. Gerginlik siyasetinin kendi zararına neticeler ürettiğini gördü, daha yumuşak ve uzlaşmacı bir dile yöneldi. Salt eleştirmekle kalmadı, çeşitli sorunlara yönelik öneriler sundu. Birbirinden son derece farklı muhalefet partilerini seçimde iş görebilecek bir çatı altında tutmayı başardı.

     

    İktidar ve muhalefet kanatlarındaki bu değişim, 31 Mart yerel seçimlerine direkt tesir etti. AK Parti, gerek büyük bir sembolik değere sahip olan ve gerekse iktidar ağının devamı için büyük bir önem arz eden büyükşehir belediyelerini kaybetti. Muhalefet, Türkiye’nin ekonomik, siyasi ve kültürel hayatını biçimlendiren merkezlerde iş başına geldi. Belediyelerde gösterilecek performans, muhalefetin ülke yönetimine ne kadar hazır olup olmadığını göstermesi bakımından önem taşıyordu.

     

    Boşa çıkan anlatı

     

    AK Parti’nin muhalefetin elindeki belediyelere göz açtırmama gayretini bu bağlamda değerlendirmek gerekir. Zira AK Parti’nin muhalefete yönelik argümanlarından en önemlisi “Bu muhalefet iki tane koyunu güdemez” propagandasıydı. AK Parti, bahusus kendi seçmenlerine, sürekli ülke yönetiminin beceriksiz bir muhalefete bırakılamayacağını anlattı. Muhalefet sürekli şikâyet ederdi ama hiçbir icraat yapamazdı. Elinden bir iş gelmeyen, yapılanı da kötüleyen bir muhalefetten uzak durmak gerekirdi. 

     

    Dolayısıyla iktidar, bu nedenle belediyeleri iş göremez hale getirmeye uğraşıyor. Yardımlarla halka ulaşmanın siyasi faydasının muhalif belediyelere yazılmasını istemiyor. Çünkü muhalefetin belediyelerde başarılı olması halinde “koyun güdemezler” anlatısının boşa çıkacağından korkuyor. Fakat korkunun pek bir faydası yok; görünen o ki, muhalefet artık koyunları güdebiliyor ve iktidarın telâşla muhalefetin önünü kesmek için yaptıkları da dönüp kendi kalesine gol oluyor.

     

    (*) Kürdistan 24, 29.04.2020

    https://www.kurdistan24.net/tr/opinion/6677bbed-241a-4897-9d56-c45238ba9095

     

     

    Önceki İçerikYaz sıcakları virüsü yok edecek mi?
    Sonraki İçerikParis Saint Germain şampiyon ilan edildi