Nazım’a Yolculuk

Bu ciddi arşiv çalışması ve Oral’ın tarih alanında da tecrübeli olması sadece Nâzım Hikmet’in hayatı ve ilişkileri hakkında değil aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemleri ve Cumhuriyet’in 1950’li yıllara kadar olan süreci hakkında da okuyucuya kapsamlı bir çerçeve sunuyor

15.06.2019 10:31
Ayşe-Yırcalı



 

2019’un 3 Haziran’ı Nâzım Hikmet’in 56. ölüm yıldönümüydü. Bu vesile ile Nâzım Hikmet mezarının bulunduğu Moskova’da ve anayurdu Türkiye’de çeşitli etkinliklerde, yazılarda, şiirlerde konuşuldu, hatırlandı.

 

Bu etkinliklerin en kayda değer olanı ise Haluk Oral’ın senelerce uğraş verdiği ve kitaplaştırdığı bir Nâzım Hikmet çalışması; Nâzım Hikmet’in Yolculuğu. Haluk Oral bir matematik profesörü olmasının yanında özel ilgili alanı tarih ve edebiyat olan ciddi bir araştırmacı. Emekli olduktan sonraki dönemde zamanını bu iki alanda yaptığı araştırmalara adayarak, özellikle Çanakkale Cephesi ve edebiyatla ilgili birçok kitap yazdı. Oral, Bir Roman Kahramanı Orhan Veli eseriyle 2016 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü’nü kazandı.

 

Haluk Oral’ın kaleme aldığı Nâzım Hikmet biyografisi öncelikle şaire duyulan sevgi ve saygının, sonra ise seneler süren bir araştırma ve arşiv çalışmasının meyvesi. Kitabın ilk bölümleri Nâzım Hikmet’in aile kökenleri ile başlayıp gençliği, Rusya’daki ilk dönemi, hapishane yılları, eşleri, annesi, geniş ailesi ve dostları ile devam ediyor. Çalışma ağırlıklı olarak Nâzım Hikmet’in 1951’de Türkiye’yi terk edene kadar olan hayatına yoğunlaşıyor. 

 

Oral’ın sözleriyle bu biyografi bir “Nâzım Hikmet Hakkında Bilmek İstediğiniz Her Şey” kitabı değil. Öncelikle belirli bir dönemi ele alıyor, 1951’den itibaren yurt dışında geçirdiği yaşam dahil edilmiyor. Bunun da ötesinde, Oral kitapta Nâzım Hikmet’in kavgalarına yer vermiyor; etrafını saran geniş ailesi ve dostlarına, bu insanların Nâzım Hikmet’in hayatındaki etkilerine odaklanıyor. Bu kitabı neden yazdınız sorusuna “adamı çok seviyorum, o yüzden yazdım” cevabını veren Oral, kitabın klasik bir biyografi olmadığının da altını çiziyor. Kitabın serüveni hakkında yazarın söylediği en çarpıcı sözler ise şöyle: “Şu kadarını söyleyebilirim ki yazmaya başlamadan önce Nâzım Hikmet’i çok seviyordum, kitabı bitirdiğim şu günlerde daha çok seviyorum. Bu yüzlerce kitap ve belgede fikrimi değiştirecek en ufak bir şeye rastlamadım: Nâzım Hikmet’in iyi niyetinden, sorumluluk duygusundan ve vatan sevgisinden her zamankinden daha çok eminim.”

 

Fotoğraflarla, mektuplarla, gazete kupürleri gibi arşiv dokümanları ile zenginleştirilen ve okuyucu için keyifli bir formatta tasarlanan bu kitap Nâzım Hikmet’in hayatı hakkında şimdiye kadar bilinmeyen bazı ayrıntılar ve belgeler sunması açısından önemli. Özellikle Nâzım Hikmet’in aile kökenleri ile ilgili bölümlerde hem tarihsel açıdan hem şairin geçmişi ile ilgili şaşırtıcı bilgiler bulunuyor. Kitabın hemen ilk bölümünde yer alan Nâzım Hikmet’in anneannesinin babası hakkındaki tarihçeye baktığımızda, büyük dedesi Mehmet Ali Paşa’nın esas isminin Ludwig Karl Friedrich Detroit olduğunu ve 1827’de Almanya’da doğduğunu öğreniyoruz. Protestan olan ailesi Fransa’daki katliamlardan Almanya’ya kaçmış, annesi küçük yaşta ölmüş, yetimhanelerde büyümüş Ludwig miço olarak çalıştığı gemi İstanbul açıklarındayken suya atlayarak kaçmış ve büyük bir şans eseri o zamanki Hariciye Nazırı ve sonrasında sadrazam olan Mehmet Emin Ali Paşa’nın koruması altına alınmış. Ludwig İslam dinini kabul ederek Mehmet Ali adını alıyor ve Harbiye Mektebi’nden mezun olarak Osmanlı ordusunda göreve başlıyor. Kırım Savaşı’nda, Bosna ve Karadağ muhaberelerinde hizmet ettikten sonra kendisine mareşal rütbesi veriliyor. En nihayetinde 1878’de İstanbul’u korumak için kurulan ordunun komutanı oluyor. İşin ilginç tarafı Osmanlı-Rus harbi sonrası düzenlenen Berlin Konferansı’nda (1878) Osmanlı’yı temsil eden heyette Mehmet Ali Paşa’nın yer alması ve Alman Şansölye Bismarck’ın bu durumdan duyduğu rahatsızlığı o zaman The Times’a verdiği röportajda dile getirmesi. Mehmet Ali Paşa aynı yıl Arnavutluk’taki isyanları bastırmaya çalışırken şehit oluyor.

 

Nâzım Hikmet’in annesinin dedesi Mustafa Celâleddin ya da esas ismi ile Konstanty Borzecki ise 1826 doğumlu bir Polonyalı. O dönemdeki birçok bağımsızlık yanlısı gibi o da Osmanlı’ya sığınıyor ve Müslüman olduktan sonra Osmanlı ordusunda görev alıp, üst rütbelere yükseliyor.  1861 yılında Karadağ’da savaşırken cephede ölüyor. Oral’ın kaynaklarına göre Türkler hakkında ilk incelemeyi yapan ve Eski ve Modern Türkler isimli bir kitabı olan Mustafa Celâleddin’in çalışmalarından Atatürk’ün de faydalandığı düşünülüyor. Büyük dedesinin Polonyalı olması sebebiyle Nâzım Hikmet yurtdışına çıktıktan sonra Borzecki soyadıyla ona pasaport veren ülke de Polonya oluyor.

 

Kitapta Nâzım Hikmet’in aile kökenleri hakkında sunulan belge ve bilgiler şairin ataları ve ailesi ile ilgili çeşitli söylentilere ciddi cevaplar sunması açısından değerli. Özellikle “kökü dışarıda”, ya da “aslında Almandır, Polonyalıdır” gibi olumsuz ithaflar tarihsel gerçeklik ile karşılanmış oluyor. Dışarıda olan kökleri olsa bile atalarının memleket açısından herhangi bir şaibeli durumu olmadığı gibi üst düzeyde devlet hizmeti yapmış ve bu hizmet sırasında hayatını kaybetmiş kişiler olduğu anlaşılıyor.

 

Bu ciddi arşiv çalışması ve Oral’ın tarih alanında da tecrübeli olması sadece Nâzım Hikmet’in hayatı ve ilişkileri hakkında değil aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemleri ve Cumhuriyet’in 1950’li yıllara kadar olan süreci hakkında da okuyucuya kapsamlı bir çerçeve sunuyor. Geniş aile ağacına yer verilen kitapta Nâzım Hikmet’in ve ailesinin hayatı 19. ve 20. yüzyıl Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinin bir özeti olarak yorumlanıyor. Ressamlar, şairler, devlet adamları, avukatlar gibi mensupları olan bu ailenin birçok ferdinin Nâzım Hikmet’in şairliği ve hayatı üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğunu görüyoruz.

 

İşin bir diğer güzel tarafı Haluk Oral’ın Nâzım Hikmet biyografisinin “Nazım’a Yolculuk” başlığıyla İş Sanat’ta sergileştirilmiş olması. Bu hafta ziyaret ettiğim sergi Oral’ın seçkisi ile kitapta yer alan dönemler ve kişiler eşliğinde Nâzım’ın hayat yolculuğu olarak kurgulanmış. Güzel bir rastlantı sonucu Haluk Oral’ın rehberliğinde gezme fırsatı bulduğum bu sergi 22 Haziran’da sona eriyor, vaktiniz elverirse gitmenizi tavsiye ederim, belki siz de Oral’a denk gelebilirsiniz.

 

Sergiyi gezme fırsatınız olmasa bile Haluk Oral’ın kitabını mutlaka okumalısınız. Hem akademik ciddiyeti olan hem de zengin görsel arşiviyle okuyucuyu cezbeden böylesine emek yoğun çalışmaları sık göremiyoruz, bu nedenle Oral’ın eseri takdire şayan. Yaz için birçok kitap öneri listesinin dolaşımda olduğu şu günlerde benim önerim de Nâzım Hikmet’in Yolculuğu olsun. Yanına okumadığınız bir Nâzım kitabı da eklerseniz keyifli bir yolculuk olacağına eminim.

 

 

 

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.