Ruhumuzdaki şeytan (1) Prehistoryadan Ortaçağa

Tahmin edilebileceğinin aksine, Ortaçağ Hıristiyanlığı cadı avlarından yana değil. Tersine, bu tür “bâtıl” inanışları çoktanrıcılığın kalıntısı sayıyor ve aslı astarı olmadığını belirtiyor; sathın altında, popüler kültürdeki yaygınlığını önlemeye çalışıyor. 15. ve 16. Yüzyıllar ise, Ortaçağdan Erken Moderniteye geçişte farklı bir kırılma noktasını oluşturuyor.

04.06.2019 12:27
Halil-Berktay
Yaşarken ve Okurken
yazarlar@serbestiyet.com
@HalilBerktay

 

[4.6.2019] “Barış İçin Akademisyenler” (ya da 1128’ler) dilekçesi hakkında yazdığım iki yazıdan sonra, bir de şunu düşündüm: Bir bakıma bu hukuk faciası, binlerce yıllık bir inanışın tekrar satha çıkması. Ruhumuzdaki şeytanı taşlama, ya da içimize girmiş cinleri kovalama -- kovalayamazsak da o bedeni yokedip işi kökünden halletme çabaları, çok eskilere uzanıyor.

 

Tarih öncesinden başlayarak hemen bütün ilkel kültürlerde, hâkim inanç sisteminin meşru veya resmî (sayılan) uygulayıcıları (klan veya kabile sihirbaz hekimleri, şamanlar, utacılar, rahip veya papazlar) dışındaki kişilerin, tamamen kendi kişisel çıkarları doğrultusunda başkalarına özel büyüler uygulayabileceği korkusu, çok yaygın bir popüler katman oluşturmakta. Bu yolla,  örneğin tarladaki ekinleri mahvedebilecekleri, geceleri göğe yükselip uçabilecekleri, şimşek ve yıldırımlara hükmedebilecekleri, yağmur yağdırabilecekleri ya da yağdırtmayabilecekleri, kadın ve erkekleri birbirlerine âşık edebilecekleri veya eşleri birbirinden soğutup evlilikleri çökertebilecekleri, Latincede incubus denen erkek cinlerin kadınları veya succubus denen dişi cinlerin erkekleri baştan çıkarabileceği varsayılıyor. Bazı varyantlarda, bu tür özel büyücülük işleriyle uğraştığı düşünülenlerin toplumdan (klan ve kabilelerinden) sürülüp atıldıktan sonra doğada başıboş gezen “kirli” ruhlara ya da dinî anlamda “murdar” (temizlenmemiş, arındırılmamış) bir kavme (örneğin troll denen orman cücelerine) dönüştüğü anlatılarına da rastlanıyor.

 

Küçük bir not: Germen-İskandinav mitolojisindeki bu troll’leri, günümüzde trol denen bazı medyacı ve köşe yazarlarıyla karıştırmamanızı rica ederim; orijinalleri, modern cyber-mutant’larının yanında çok halim selim kalıyor.

 

Daha ciddî ve önemli bir not: Her halükârda, bu tür bütün faaliyetler İngilizcede witchcraft (cadılık) sözcüğüyle karşılanıyor; yapanlara da witch (cadı) deniyor. Kökeni Eski İngilizce kadar gerilere gidiyor. Burada bir erkek-dişi ayırımı mevcut. 5.-10. yüzyılların Anglo-Saksoncasında wicca erkek, wicce dişi cadıları ifade ediyor. 1066’daki Norman istilâsı sonrasında Orta Fransızca’nın yoğun etkisi altında kalan Orta İngilizce’deki wicche sözcüğü ise artık nötr; ister erkek ister dişi bütün cadılar için kullanılıyor. Lâkin iş burada kalmıyor. Günümüzün Standart İngilizce’sine geçişte, witch veya cadı tamamen dişileşiyor. Erkek cadılar hem çok önemsizleşiyor, hem de wizard veya warlock gibi daha sınırlı, witch/cadı kadar popülerleşmeyen adlarla anılmaya başlıyor. Sonuçta, cadılık hemen tamamen kadınlara mahsus bir mahiyet kazanıyor. Patriyarkinin gözünde kadınların bölücü, ayartıcı, yoldan çıkarıcı, erkek kardeşliğini bozucu, fitne ve nifak kaynağı potansiyelini yansıtıyor.   

 

Yeniçağın veya Erken Modernitenin büyük cadı avları, tam da bu anlam kaymasıyla elele gidiyor. İlginçtir, İlkçağda var da, özellikle Ortaçağ boyunca gerek dinî, gerekse din dışı (seküler) makamlar özel büyücülük veya cadılık iddialarını o kadar da ciddiye almayabiliyor. Çoktanrılı Roma’da bu korku hayli derin. Öyle ya; ortalıkta bu kadar çeşitli ilâh ve ilâheler varsa, bir bakıma herşey mümkün demektir. İÖ. 1. yüzyılda askerî diktatör Sulla, ardından ilk imparator Augustus, İS 1. yüzyıl ortalarında Tiberius Claudius, büyü kitapları ile büyü yapmaya yarayabilecek maddelerin bulundurulmasını yasaklayan kanunlar çıkarıyor. Tacitus bu ve benzeri yasaklara tâbi pratiklerden “bâtıl inançlar” (superstitio) diye söz ediyor. Şarap tanrısı Baküs (Eski Yunan’da Dionysos) adına düzenlenen Bacchanalia şenliklerini hedef alan yasak ve baskılar, İÖ 186-180 arasında belki 5000 idamla sonuçlanıyor.

 

Derken Hıristiyanlık, ilk ağızda ve uzun süre önemli bir tutum değişikliğini beraberinde getiriyor. İnternetten derlediğim, herkese açık bilgilerden bazılarını aktarıyorum. Kalabalık cadı idamları İS 4. yüzyılda Hıristiyanlığın resmî din olmasıyla birlikte son buluyor. 306 yılının Elvira (şimdiki Grenada), 314 yılının Ankara, 692 yılının Konstantinopolis’te yapılan Kubbealtı (Trullo) sinodları (kilise konsilleri), “şeytana tapma” karşılığı sadece nisbeten hafif çile cezaları öngörmekte. Bu, Katolik Kilisesi’nin Hıristiyanlık öncesi inançlardan beslenen kitle fanatizmini önleme kaygısını yansıtıyor. Nitekim dört büyük Kilise Babası’ndan, 4. yüzyılın ikinci yarısı ile 5. yüzyıl başlarında Kuzey Afrika’nın Hippo (bugünkü Annaba) kentinde yaşayan Aziz Augustinus, cadılık-büyücülük diye bir şey olmadığı görüşünde. 643 tarihli bir Lombard yasası, kimsenin kadın hizmetçisini cadı diye öldürmeye kalkmaması gerektiğini, zira bunun “mümkün olmadığı”nı ve “Hıristiyan dimağlarca kabul edilemiyeceği”ni belirtiyor. 785’teki Paderborn Konsili, (Almanya’daki) Saksonların Hıristiyanlaştırılması açısından tâyin edici. Enteresandır, bu konsilde cadılığın varlığına (mümkün olduğuna) inanmak da, insanları cadı suçlamasıyla yargılamak da toptan yasaklanıyor. Hattâ herhangi bir kimseyi cadı diye yakanlar için idam cezası tesis ediliyor.

 

866’da Papa I. Nikola cadılık iddialarıyla açılan soruşturmalara işkence yasağı getiriyor. 900 dolaylarına izafe edilen Episkopal Ahkâm (Canon Episcopi), Augustinus’un öğretileri doğrultusunda, cadılık-büyücülük diye bir şeyin varlığını kabul etmeyi dahi doğru öğreti dışına itiyor. Macaristan kralı Kalman, 1100’de çıkardığı yasalarında “cadılar mevcut olmadığından” cadı avına çıkmayı yasaklıyor. 1020 dolaylarında Worms Piskoposu  Burchard, sihirli iksirlerin kısırlaştırma veya çocuk düşürtme gücünü de, cadılara atfedilen bütün diğer marifetleri de toptan reddediyor. Papa VII. Greguar, 1080’de Danimarka kralı III. Harald’a yazdığı bir mektupta, fırtına veya çıkardıkları ya da mahsule zarar verdikleri gerekçesiyle cadıların yakılmamasını emrediyor. 1258’de Papa IV. Aleksandr, Kilisenin cadılık-büyücülük iddialarını soruşturmamasını buyuruyor. 14. yüzyılda İspanya’da vücut bulan ilk Katolik Engizisyonu dahi, (Albicilik veya Katharizm gibi) sapkınlıkla örtüştüğü düşünülen durumlar hariç, cadılık-büyücülük meselelerinden uzak durmayı tercih ediyor.

 

Buna karşılık Yeniçağın şafağında cadı avcılığının patlaması ve yaygınlaşması, Hıristiyan doktrininde önemli bir değişimle ilgili. En tepedeki başlık resmi, 1585’te İsviçre’nin Baden kentinde üç cadının diri diri yakılmasını gösteriyor. Bu, Ortaçağ değil artık. Erken Modernite ve belki Kilisenin alışılmış hegemonik gücünden değil, tersine, zayıflamasından kaynaklanan başka bir zulüm. Devam edeceğim.

 

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.