Anasayfa / Manşet / Bakırhan: Kürtlüğün asabiyesi ve dinamizmi ile Ankara’nın siyasi aklı buluşsun

Bakırhan: Kürtlüğün asabiyesi ve dinamizmi ile Ankara’nın siyasi aklı buluşsun

Tuncer Bakırhan: “Kürtlüğün asabiyesi ve dinamizmi ile Ankara’nın siyasi aklı buluşsun.” “Süreç heba olmadı, olmayacak; biz onu güçlendirmek için gece gündüz çalışıyoruz.”

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Independent Turkish’ten Nevzat Çiçek’in sorularını yanıtladı.

Bakırhan’ın cevaplarından öne çıkanlar:

– Kürtlüğün asabiyesi ve dinamizmi ile Ankara’nın siyasi aklı buluşsun.

– Ankara Kürdün merkeze gelişine hazır olmalı, korkularını aşmalı.

– Kürtler sadece bulundukları coğrafyada değil, yaşadıkları ülkelerin başkentlerinde de güçlü olabilmeli.

– Terörsüz Türkiye yerine “Demokratik Türkiye” ismi neden olmasın?

– Devlet Bahçeli’nin açıklamalarına yanıt: “Suriye gündemiyle sessiz moda alınan sürecin tekrar esas gündem olmasını sağlayan kritik bir açıklamadır.”

– Kendilerine yönelik olarak Bahçeli’nin açıklamaları için: “Sayın Bahçeli’nin açıklamalarının bize bakan yönü açıktır. Üstümüze düşeni yaparız.”

– “Ulusal birlik” çağrımız; hak temelli, demokratik, barışçıl bir birlik çağrısıdır.

– Grup bağlamında ifade ettiğim “Ulusal birlik” çağrısı; dört parçanın birleşmesi gibi jeopolitik bir hedef değil.

– Beklentimiz açık: Somut adımlar, somut sonuçlar.

– Süreci “heba ettik” iddiası bizim açımızdan üzerinde durulacak bir gündem değil. Bunu söyleyenler gayet iyi biliyor sürecin heba olmadığını. Bundan ötürü partimize ve arkadaşlarımıza haksızlık doğru değildir. Süreç heba olmadı, olmayacak; biz onu güçlendirmek için gece gündüz çalışıyoruz.

– DEM Parti olarak devletin demokrasiye dümen kırması için dönüştürücü; toplumsal kaygıları düşürmek adına da dengeleyici olmayı hedefliyoruz.

– Siyaset, hukuk ve güvenlik eşik aşılırsa güven hali oluşacak, tarih yön değiştirecek.

– Komşu komşunun külüne muhtaçtır. İki komşu ev arasındaki duvar alçaldığında, her iki taraf da rahat nefes alır.

– Yakın zamanda Sayın Bahçeli ile herhangi bir görüşme gerçekleşmedi. Ama gerçekleşmesi barışa ulaşma yolunda faydalı olacaktır.

Tuncer Bakırhan’a yönelttiğimiz sorular ve aldığımız yanıtlar şöyle:

Suriye’de 30 Ocak’ta varılan anlaşma ile yeni bir dönem başladı. Bu anlaşmayı ve yeni dönemi nasıl yorumluyorsunuz?

Bu anlaşmanın başarısı siyaseten sonuç üretmesine bağlıdır. Malum söz uçar, icraat kalır. Bu bakımdan mutabakatının hemen ardından Kobanê, Haseke ve Kamışlo’da entegrasyon adımlarının başlaması umut vericidir. Yine diyebilirim ki bu uzlaşı, aktüelde yaşanan gelişmelere bakıldığında, Ortadoğu’nun kangrenleşmiş yarasına sürülen etkili bir merhemdir. Anlaşma sonrası Sayın Erdoğan ve Bahçeli’nin destek açıklamaları son derece kıymetlidir. “Komşu komşunun külüne muhtaçtır” diyen hikmetli bir atasözü vardır. İşte Türkiye, bu anlaşmanın sadece askeri değil; ticarete, sokağa ve yaşama dokunması için aktif bir destekçisi olmalıdır diye düşünüyorum.

2026 dünyasında artık köhnemiş “tekçi” dayatmaların yerini, halkların kendi renkleriyle katıldığı yerel demokrasiye bırakması çok kıymetlidir. Daha önce de ifade ettik. Merkez ile yerelin çatışması değil, uyumu Suriye’nin birliğini kurtaracaktır.

Bu anlaşma sonrası sürecin de hızlanması gerektiği bir gerçektir. Toplumun da siyaset kurumundan beklentisi budur. Bu yeni dönem, coğrafyamızın barış anahtarı olarak sıkıca sahiplenilmelidir.

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Şam arasında imzalanan anlaşma Türkiye’nin kendi iç barış sürecine nasıl bir imkan veya zorluk yaratır?

Söz konusu anlaşmaya tarafların riayet etmesi durumunda başta Türkiye olmak üzere tüm bölgeye etkisi son derece olumlu olacaktır. Ama özellikle Türkiye’de yürüyen sürecin ivmesini iki temel nedenden ötürü artıracağına inanıyorum. Birincisi; Rojava, Türkiye’nin güvenlik kaygı eşiğini yükselten önemli bir faktör olarak görülüyordu. Siyasi, idari ve toplumsal özgünlüğünü koruyarak Şam ile uzlaşan bir Rojava, zamanla bu kaygı eşiğini düşürecektir.

İkincisi; Türkiye’deki Kürtlerle Rojava Kürtleri arasında çok yakın sosyolojik, tarihsel ve siyasi bağlar vardır. Türkiye’nin Rojava’ya tehdit penceresinden bakmaması, Kürtlerin de sürece olan güvenini ve desteğini güçlendirecektir.

Türkiye’nin kaygısının azaldığı, Kürtlerin memnun olduğu bir Rojava denklemi, Türkiye’nin iç barışına muazzam ölçüde olumlu yansıyacaktır.  İki komşu ev arasındaki duvar alçaldığında, her iki taraf da rahat nefes alır; Rojava’daki normalleşme de Türkiye’nin iç huzuruna giden yolda kritik bir dönüm noktası olacaktır.

Devlet Bahçeli’nin son dönemde Kürt meselesine dair kullandığı dili nasıl tanımlıyorsunuz? Bu açıklamaları bir zihniyet değişiminin işareti olarak mı görüyorsunuz, yoksa konjonktürel çıkışlar mı? Bununla bağlantılı olarak Bahçeli sürecin arkasında durduğunu da “dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” diye açıkladı. Hedef olarak da “Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmet’ler makama, Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız net” diye özetledi. Bu açıklamanın sürece etkisi ne olur?

Sayın Bahçeli’nin grup toplantısında umut hakkına, kayyımlara ve Sayın Demirtaş’a dair söyledikleri önemlidir. Bir süredir Suriye gündemiyle sessiz moda alınan sürecin tekrar esas gündem olmasını sağlayan kritik bir açıklamadır. Vurgu boyutu ile ikinci bir 22 Ekim diyebiliriz.

Sayın Bahçeli’nin bahsettiği adımların atılmasıyla Suriye’deki gelişmeler ve komisyon sürecinden ötürü bir süredir sessiz moda alınan barış ve demokratik toplum sürecinin önü açılır. Süreç gündemine dönmemiz gereken bu günlerde, ön açıcı ve hızlandırıcı adımların iktidar tarafından atılması gerekiyor.

Öte yandan Sayın Bahçeli’nin partimize dönük çağrısı ve kaygılarını da dinledik. Eminiz ki, en çok Sayın Bahçeli ve MHP’liler bizim barış talebinde ne kadar ısrarcı ve inatçı olduğumuzu biliyor. Sayın Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı Asrın Çağrısı’na hem fikri hem de kalben katılıyoruz, destekçisiyiz. Çağrının barışa dönüşmesi için elimizden geleni yaptık ve yapmaya devam edeceğiz.

Bu kapsamda, Sayın Bahçeli’nin açıklamalarının bize bakan yönü açıktır. Üstümüze düşeni yaparız. Fakat iktidarın, Sayın Bahçeli’nin bahsettiği ve süreci hızlandıracak, önünü açacak adımları atması hepimizin ortak beklentisi ve talebidir.

SDG-Şam arasında çatışmalar sürerken, özellikle Irak Kürdistan Özerk bölgesinde yaşayan halkın, Suriye Kürtlerine desteği çarpıcıydı. Öncesinde KDP ve KYB, Türkiye Kürtlerine daha mesafeli yaklaşırken bu açık desteği nasıl yorumladınız? Kürtlerin birliğinden kastınız ne? Kürt Ulusal Birliği”ni sağlama zamanıdır sözleriniz çok tartışılıyor ne demek istiyorsunuz?

Kürt halkı bugün farklı ülkelerin sınırları içinde, farklı coğrafyalarda, farklı toplumsal koşullar ve kültürlerde yaşıyor. Ama eşit yurttaşlık, kimliğin tanınması, dil-kültür hakları, adalet, barış ve demokrasi gibi temel talepler bakımından ortak bir kaderi ve ortak bir duygusu var. Bir yerde inkâr, baskı ya da hak ihlali yaşandığında, buna karşı duygudaş olmak, ses olmak, demokratik dayanışmayı büyütmek zaten en doğal tutumdur. Dolayısıyla bizim “ulusal birlik” çağrımız; hak temelli, demokratik, barışçıl bir birlik çağrısıdır.

Grup bağlamında ifade ettiğim “Ulusal birlik” çağrısı; dört parçanın birleşmesi gibi jeopolitik bir hedef değil. Tarif ettiğimiz ulusal birlik; ruhta, duyguda, dayanışmada ve siyasette ortak tutumdur. Toplumu gerilime sürükleyen, korku üreten yorumlara değil; demokratik siyaseti güçlendiren, ortak aklı büyüten, barışı çoğaltan bir anlayışa işaret eder. Bu birlik, çatışmayı değil; diyaloğu, çözümü ve toplumsal dayanışmayı büyütmek içindir.

Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, Orta Doğu gezisinin dönüşünde Suriye’deki anlaşma ve Meclis Komisyonuna dair önemli açıklamalar yaptı. Bu açıklamaları nasıl değerlendirdiniz?

Sayın Cumhurbaşkanı’nın Şam-Rojava çatışmasında daha itidalli bir dil tutturması ve son dönemdeki sürece yönelik pozitif açıklamalarını önemsiyoruz. Türkiye’nin üzerindeki Suriye yükünün hafiflemesi, ülkemizin barış ve demokrasi menziline daha kararlı adımlarla yürümesi için tarihi bir fırsattır. Dış cephede kapanan her yara, iç barış için açılan bir kapı olmalıdır.

Komisyon çalışmalarının uzlaşı zemininde olgunlaşmasını ve Türkiye’yi gerçekten ferahlatacak bir ufuk açmasını bekliyoruz. Ancak artık sözün eyleme, raporun hayata dönüşme zamanıdır. Hukuki düzenlemeler yapılmalı, özgürlük alanı genişlemeli, toplumsal barışın önündeki engeller kaldırılmalıdır. Beklentimiz açık: Somut adımlar, somut sonuçlar.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın