Son bir buçuk yılda “yeni nesil suç örgütleri” olarak tanımlanan yapılara yönelik operasyonlarda yaklaşık 10 bin kişi tutuklandı, 18 binden fazla kişi gözaltına alındı. Bu rakamlar yalnızca güvenlik bürokrasisini değil, toplumun tamamını düşündürmeli.
Çünkü bu tablo, sadece suçla mücadeleyi değil, kaybetmekte olduğumuz bir kuşağı anlatıyor.
Bir ülkenin en büyük serveti gençliğidir. O gençliği umudunu, hayallerini ve aidiyet duygusunu yitirmiş halde suç örgütlerinin içinde görmek, yoksulluk sarmalının belki de en acı sonucudur.
Daha önce de yazmıştım: Şiddetin azalmasıyla ortaya çıkan boşluğu, derinleşen yoksulluk dolduruyor. Bugün görüyoruz ki o boşluğu giderek daha fazla suç örgütleri dolduruyor.
Üstelik bunlar klasik mafya yapılanmaları değil. Büyük ölçüde gençlerden oluşan, gevşek hiyerarşili, sosyal medya üzerinden örgütlenen, sokak çeteleri biçiminde hareket eden yeni yapılar. Gençlere para, güç, statü ve aidiyet duygusu vaat ediyorlar. Umudunu kaybetmiş gençler ise kendilerine yeni bir “aile” ararken bu yapıların içine çekiliyor.
İçişleri Bakanlığı’nın açıkladığı veriler, tablonun büyüklüğünü ortaya koyuyor.
2025 yılında organize suç örgütlerine yönelik 1.730 operasyonda 7.659 kişi tutuklandı, 14.075 kişi gözaltına alındı. 2026’nın ilk dört ayında ise 676 operasyonda 2.219 kişi tutuklandı, 4.963 kişi gözaltına alındı. Sonraki aylarda düzenlenen operasyonlarla bu sayı daha da arttı. Kesin güncel toplam açıklanmamış olsa da, bilinen resmi rakamlara göre son bir buçuk yılda tutuklananların sayısı 10 bine yaklaşıyor, gözaltına alınanların sayısı ise 18 bini aşıyor.
Bu rakamların düşündürücü bir başka yönü daha var.
Cezaevlerinde PKK/KCK mensubu olarak bulunan tutuklu ve hükümlü sayısı yaklaşık 4.218. Buna karşılık sadece son bir buçuk yılda yeni nesil suç örgütleri kapsamında tutuklananların sayısı bunun iki katından fazla.
Elbette bu iki kategori hukuki ve toplumsal olarak aynı şey değil; doğrudan karşılaştırılmaları doğru olmaz. Ancak ortaya çıkan büyüklük, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu yeni toplumsal sorunun boyutunu göstermesi açısından dikkat çekici.
Bu gençler yalnızca suç dosyalarının sanıkları değil. Aynı zamanda bu ülkenin çocukları, kardeşleri ve geleceği.
Sosyal medyada lüks hayat, kolay para ve güç görüntüleriyle büyüyen; eğitimden umudunu kesmiş, iş bulamayan, ailesi ekonomik baskı altında yaşayan binlerce genç için suç örgütleri kısa yoldan çıkış kapısı gibi görünüyor.
Oysa bu bir çıkış değil; bir tuzak.
Her tutuklanan genç, yalnızca cezaevine giren bir kişi değildir. Aynı zamanda umudunu kaybeden bir aile, daha da yoksullaşan bir mahalle ve geleceğinden eksilen bir ülke demektir.
Üstelik bu kısır döngü kendi kendini besliyor. Yoksulluk suçu büyütüyor, suç yoksulluğu derinleştiriyor.
Bu nedenle yalnızca operasyonlarla sonuca ulaşmak mümkün değil. Elbette hukuk işleyecek, suçla mücadele kararlılıkla sürecek. Ancak güvenlik politikalarının yanında gençlere gerçek bir gelecek sunacak sosyal politikalar geliştirilmedikçe bu döngü kırılmaz.
İş, eğitim, spor, kültür, meslek edinme imkânı ve en önemlisi aidiyet duygusu…
Suç örgütlerinin doldurduğu boşluğu ancak bunlar doldurabilir.
Türkiye’nin ihtiyacı, gençliği suç örgütlerinin elinden alacak uzun vadeli bir devlet politikasıdır.
Aksi halde bugün 10 binlerle ifade edilen rakamlar yarın 50 binleri, 100 binleri konuşmamıza yol açabilir.
Kaybettiğimiz her genç, yalnızca bir istatistik değildir. Bu ülkenin geleceğinden kopan bir parçadır.
Çünkü yoksulluk sarmalının en acı tablosu, suç örgütleri değil; o örgütlerin içine sürüklenen gençlerdir.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.