Ocak ayında Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nda kürsüye çıkan Mark Carney, savaş sonrası kurallara dayalı dünya düzeninin artık geçiş değil, bir “kopuş” yaşadığını söylemişti. Carney’ye göre büyük güçler artık ekonomik entegrasyonu silaha, gümrük vergilerini kaldıraca, tedarik zincirlerini baskı aracına dönüştürüyordu. Konuşmasında ABD’yi doğrudan hedef almasa da mesaj açıktı: “Orta güçler birlikte hareket etmeli, çünkü masada değilsek menüdeyiz.” Carney, ülkelerin artık tek başına bir hegemonla pazarlık yaparak zayıf konumdan taviz vermek yerine, ortak duruşla kendi kurallarını yazabilecek bir “üçüncü yol” inşa etmesi gerektiğini savundu.
Bu konuşma, sadece bir sözden ibaret kalmadı. Sonraki aylarda Kanada, Kuzey Avrupa ülkeleriyle Arktik savunmasında güçlerini birleştirdi; Avrupa’da Almanya, Fransa, Britanya, Ukrayna ve altı ortak ülke NATO zirvesi sonrası Paris’te ortak bir füze savunma girişimi başlattı. Kısacası, ABD’nin uzun süredir tekelinde tuttuğu güvenlik mimarisine paralel yapılar hızla şekillenmeye başladı.
ABD’nin tepkisi: Colby doktrini
Bu gelişmelere sessiz kalmayan Pentagon, cephe hattına 2026 Ulusal Savunma Stratejisi’nin mimarı olarak bilinen Elbridge Colby’yi sürdü. Colby, Mayıs ayında Carney’nin Davos konuşmasını doğrudan gerekçe göstererek ABD-Kanada ortak savunma kurulunu askıya almış, “artık retorik ile gerçeklik arasındaki farkları görmezden gelemeyiz” demişti.
14 Temmuz’da ise Colby, konuyu bir kez daha gündeme taşıdı ve yedi mesajlık bir açıklamayla “orta güçler” fikrini toptan reddetti. Colby’ye göre:
• Bu strateji ciddi bir tehdit değil, ama bazı müttefiklerin buna inanıp “zaman, para ve siyasi sermaye” harcaması asıl endişe kaynağı.
• ABD yönetimi “esnek realist” bir çizgide; dünyayı çıkar, coğrafya, ekonomi ve askeri güç üzerinden okuyor. “Orta güçler” kavramı ise ülkeleri birbirine bağlayacak tutarlı bir zeminden yoksun.
• Müttefiklerin ABD’den uzaklaştığı iddiası gerçeği yansıtmıyor; tam tersine, Trump yönetimi altında ABD ile angajman talebinin arttığını görüyorlar.
• Silah satışları ve savunma sanayii konusunda da hiçbir ülke veya ülke grubunun ABD’nin ölçeğine ya da kalitesine rakip olamayacağını savundu.
Karşı cephe: “Önce siz güveni yıktınız”
Colby’nin açıklaması, Washington’ın dış politika çevrelerinde de bölünmeye yol açtı. Eski ABD’nin Ankara Büyükelçisi Phil Gordon, müttefiklere adeta vasal muamelesi yapılırken — toprak bütünlüklerinin tehdit edilmesi, tek taraflı gümrük vergileri, güvenlik taahhütlerinin sorgulanması, sözleşmeli silah teslimatlarının saptırılması — sonra bu ülkelerin özerklik ya da alternatif ortak aramasına şaşırmanın “olağanüstü” bir çelişki olduğunu yazdı. Gordon’a göre müttefikler ABD’ye hâlâ ihtiyaç duysa da, “başka planlar yapmadıklarını düşünmek bir fantezi.”
Tartışma, aslında iki farklı dünya okumasının çatışması: Carney ve destekçileri, ABD’nin artık öngörülebilir bir müttefik olmadığını, dolayısıyla orta güçlerin kendi kaderini kendisinin belirlemesi gerektiğini savunuyor. Colby ve Pentagon ise bunun gereksiz bir “dikkat dağıtıcı” olduğunu, ABD’nin askeri ve teknolojik üstünlüğünün alternatifsiz kaldığını iddia ediyor. Bu arada Hindistan gibi bazı ülkeler “orta güç” etiketini bile reddederek kendilerini “ortadaki güç” olarak tanımlıyor — bu da kavramın kendisinin ne kadar tartışmalı olduğunu gösteriyor.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.