Feshedilen Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ordusuna entegrasyonunun sağlanmasını değerlendiren DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Suriye’nin geçiş dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed El Şara’nın danışmanı olarak atanan SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi ile Kuzey ve Doğu Suriye Dış İlişkiler Dairesi Eş Başkanı İlham Ahmed’in Türkiye’ye davet edilmesi için TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a çağrı yaparak, “GDEM Parti olarak böyle bir çağrı yapıyoruz. Tabii ki gelmeliler, buraya davet edilmeliler. Yakın zamanda belki Suriye parlamentosun üyesi olarak göreceğimiz İlham Ahmed, niye Meclis Başkanı tarafından Türkiye’ye davet edilmesin ve neden gelmesin? Niye dostluk ilişkileri geliştirilmesin?” dedi.
Örgütün fesih kararı aldığı PKK lideri Abdullah Öcalan’la ilgili olduğu iddiasıyla paylaşılan tutanaklara ilişkin de konuşan Doğan, Öcalan’ın bu metinler için “Bana kurulmuş bir kompla” ifadesiyle neyi kastettiğini henüz öğrenemediklerini belirterek, düşüncelerinin öğrenilmesi için gazetecilerin Öcalan’la İmralı Cezaevi’nde görüşmesi gerektiğine ilişkin çağrılarını yineledi. Öcalan’la görüşmenin provokatif girişimler ile sürece ilişkin olası riskleri de azaltabileceğini ifade eden Doğan, “Sürecin ivme kazanmasını istiyoruz ve hızlı bir biçimde ülkeye dönüşlerin sağlanabilmesi için gereken bütün mekanizmaların işlevlerini tamamlayabilmelerini bekliyoruz. Provokasyonlar ve sürecin enfekte edilmesi riskine karşı süreci çok sarkıtmamak gerekiyor” dedi. Doğan, henüz Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve MHP lideri Devlet Bahçeli ile görüşme planı olmadığını da bildirdi.
DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin Merkez Yürütme Kurulu (MYK) gündemine ilişkin basın toplantısı düzenledi. Doğan’ın konuşmasından satır başları şöyle:
“Barış ve demokrasi talebinden bahsediyoruz ve bu talebi gerçekleştirebilmekten bahsediyoruz. Türkiye’de bu konuda azımsanamayacak kadar büyük bir çaba var. Ve bu çabanın da bu kurullara akması gerekiyor. Bu katkının da görülmesi gerekiyor bu kurullarda. Ne demek istiyorum? Daha somut ifade etmek gerekiyorsa; sivil toplumun katkısını almak, bu konuda çalışmış ve deneyimi olan insanların bugüne kadar biriktirdiklerini o kurullara aktarabilmek için onların da bu sürecin takibini sağlayabilmelerinin olanaklarını oluşturmak gerekiyor. Yani yalnızca bürokratik bir alana sıkışmış bir koordinasyondan değil, toplumsallaşan bir süreçten ve toplumun farklı kesimlerini de bu kurulların içerisine dahil edebilecek mekanizmaların etkin bir biçimde devreye konulmasından bahsediyorum. Çünkü biz bu süreci barış ve demokratik toplum süreci olarak adlandırıyoruz. Bir inşa sürecinden bahsediyoruz ve toplumun desteğinin doğrudan burada görünür olmasının ne kadar kritik olduğunu hep birlikte yaşadık, gördük.
Şimdi yine bir başka beklentimiz ve kritik bir konu: Sayın Öcalan’ın bu süreçte üstlendiği bu ağır ve tarihî sorumluluğu yürütebilecek imkânlara ve şartlara kavuşması gerekiyor. Yalnızca silahsızlanmanın koordinasyonu açısından değil, Sayın Öcalan’ın kendi sözleriyle ifade etmek gerekirse Kürt-Türk tarihsel ittifakını ve birlikteliğini kalıcı bir hale getirmek için de bu sürecin içerisindeki pozisyonunun belirginleştirilmesi ve koordinasyonu sağlayabilecek bir hale getirilmesi partimiz açısından oldukça kritik bir başka nokta.
“Yeni dönemin dili yeni sözlerle, yeni kelimelerle olmalı”
Yine Sayın Öcalan’ın kendi ifadesiyle, mesajından alıntıyla: ‘Sabırla bu yolu açmanın tarihi bir fırsat olduğunun bilincinde olarak basit, dar ve geleceğe hizmet etmeyen yaklaşımları terk ederek birlikte ortak yaşamı öğrenelim’ diyor. Biz de bunun altını önemle çiziyoruz. Bunun altını çizerken yine bir dil hatırlatması yapıyoruz. Bu yeni dönemin dili yeni sözlerle, yeni kelimelerle olmalı. Sürekli itham eden, sorgulayan, yargılayan bir dil yerine empati yapabileceğimiz bir dili, karşılıklı hassasiyetleri gözeterek geliştirebilmeliyiz. Bu da partimizin çok önemsediği konulardan biri.
“Barış ısrarımızdan ve talebimizden vazgeçmeyeceğiz”
DEM Parti olarak bulunduğumuz her yerde, seslenebildiğimiz tüm kürsülerde hep şunu söyledik: ‘Türkiye’nin ihtiyacı kalıcı ve onurlu bir barışın koşullarını yaratabilmektir’ dedik. Üstelik en koyu karanlık zamanlarda da söyledik. Hiç vazgeçmedik barış ısrarımızdan ve talebimizden. Her ne olursa olsun bu talepten vazgeçmeyeceğimizi de tüm bedelleri göze alarak, tüm riskleri göze alarak her zaman ifade ettik ve bunu ifade etmekten kaçınmadık.
Gördüğümüz anneler; mezarsız ölülerine ağlayan anneler, evlatlarının mezar taşlarına ulaşmak isteyen anneler, kemiklerini arayan anneler barış istiyorlar. Ve diyorlar ki: ‘Başka hiçbir anne aynı acıyla sınanmasın. Biz evlatlarımızı kaybettik, bu son olsun.’ Türk ya da Kürt, hangi etnik kimliğe sahip olursa olsun artık bu ülkede hiçbir genç toprağın altına düşmesin. Artık hiçbir genç hayatını kaybetmesin. Hepsi bu ülkenin insanları. Hiçbir ayrım gözetmeksizin anneler bunu yüksek sesle ifade ediyor. Bu sesi duymamız gerekiyor. Acıları da anneleri de yalnızca Kürtlerin ya da yalnızca Türklerin acısı diye kategorize etmemek gerekiyor.
TBMM Başkanı’na çağrı
Bir yandan tüm bunlar yaşanırken Suriye’deki gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz. Birbiriyle bağlantılı olarak da bazı gelişmeleri değerlendirmek gerekiyor. Türkiye eğer kendi barışını sağlayabilirse, bunu kalıcı hale getirebilirse tüm bu gelişmeler Orta Doğu’da da bir modele dönüşebilir. Suriye Kürtlerinin Suriye’nin geri kalanıyla bütünleşmesi için çok önemli bir eşik atlandı. SDG Komutanı Mazlum Abdi bizzat duyurdu. DEM Parti olarak Suriye’nin bu büyük adımları atma cesareti göstermesini sağlayan herkesi tebrik ediyoruz ve bunların diyalog yoluyla çözülebilmesi için ortaya konan çabayı, gayreti çok önemli buluyoruz.
eredeyse tüm hayatını cephelerde, çatışma alanlarında geçirmiş olan Mazlum Abdi’nin Rojava meselesini hukuk ve siyaset zemininde çözme iradesi göstermesi hafife alınamayacak bir kararlılık örneği. Bunun da özellikle altını çizmek istiyorum. Yine bu sürecin önemli aktörlerinden biri olan İlham Ahmed’in; özellikle Kürt kadınının, genel olarak da Orta Doğu kadınının keskin zekâsı, mücadele azmi ve diplomasi becerisiyle, kadınların yok sayıldığı ve yok sayılması için o vahşetin yaşatılmaya çalışıldığı bir coğrafyadan çıkıp bütün dünyanın saygı duyduğu bir siyasetçi ve diplomat haline gelmesi ve bunun için çaba sarf etmesi çok büyük bir başarı.
‘Mazlum Abdi Türkiye’ye gelecek mi? İlham Ahmed Türkiye’ye gelecek mi?’ diye soruluyor. Gelmeli, davet edilmeliler. Biz DEM Parti olarak böyle bir çağrı yapıyoruz, daha önce de yapmıştık. Tabii ki gelmeliler, buraya davet edilmeliler. Yakın zamanda belki Suriye parlamentosu üyesi olarak göreceğimiz İlham Ahmed niye Meclis Başkanı tarafından Türkiye’ye davet edilmesin ve neden gelmesin? Niye dostluk ilişkileri geliştirilmesin?
Öcalan’la ilgili tutanaklar
Sayın Öcalan’la ilgili sızan metinlerin gerçek olmadığını hem İmralı açıklamıştı, akabinde Kandil’den ve sonra Öcalan’dan da açıklama geldi. Dolayısıyla bunlar gerçek olmayan metinler. Ama Öcalan’ın mesajındaki ‘bana yönelik komplo’ ifadesini sordunuz. Niye böyle değerlendiriyor? Buna aslında doğrudan Sayın Öcalan yanıt vermeli. İşte bu yüzden gazeteciler görüşebilmeli. Bu yüzden toplumun farklı kesimleri Öcalan’la doğrudan temas kurabilmeli. Heyetimiz henüz gitmedi. Neden bunu böyle değerlendirdiğini doğrudan kendisine sorma imkânımız da olmadı. Sizler de soruyu yöneltemiyorsunuz. Biz ancak yorum yapabiliyor oluyoruz bu durumda. O yorumu da Öcalan’ın barış ve çözüm arayışlarıyla bağlantılı bir biçimde yapmak gerekiyor.
Doğrudan niye kendisine yönelik bir komplo olarak değerlendirdiğini heyetimiz görüştüğünde belki açıklar. Ama ben buradan, DEM Parti olarak sizlerin aracılığıyla bir kez daha çağrımı yinelemek istiyorum: Gazeteciler artık özgürce sorularını Sayın Öcalan’a yöneltebilmeli, sorabilmeli. Sürece ilişkin merak edilenleri doğrudan kendisi yanıtlayabilmeli. Böylelikle hem bu tür provokatif girişimler ve riskler azaltılabilir hem de kamuoyunun merakı giderilebilir.
Sayın Bahçeli ya da Sayın Cumhurbaşkanı’yla yeniden bir görüşme planlaması henüz yok. Önümüzdeki dönemlerde, günlerde benzer planlamalar olabilir. Sonuç itibarıyla biz bu sürecin ivme kazanmasını istiyoruz ve önümüzdeki günlerde hızlı bir biçimde ülkeye dönüşlerin sağlanabilmesi için gereken bütün o etkin mekanizmaların işlevlerini tamamlayabilmelerini bekliyoruz. Riskler, provokasyonlar ve hep söylendiği üzere sürecin enfekte edilmesi riskine karşı süreci çok da sarkıtmamak gerekiyor.”
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

