Mücahit Bilici

Sözün yolculuğu

Söz ve bilgi o kadar çok demokratikleşti ki ulemanın sırrı bozuldu, kerameti kalmadı. 'Rasyonel doğruluk', 'fikri keskinlik' yerine, beğeni ve 'güven duyma' hakim angajman biçimi halini aldı. Doğru’nun iktidarı birkaç cepheden sarsıldı. Söz, Doğru'dan boşanıyordu. Hoşlanmanın, hoşuna gitmenin doğrudanlığı uzmanlık dolayımının iktidarına isyan etti. Uzmanlar ve kurumlar boşa düştüler. Bilginin demokratikleşmesi, kitabı dağıttığı gibi doğru’yu da sübjektifliğin atmosferine düşen bir meteor gibi paramparça etti. Artık muhatapları adedince doğru var. Çünkü her tüketici aynı zamanda bir üretici idi. Yerli malı doğrunun üretilmesine post-truth da diyebiliriz, doğrunun postu deldirmesi de.

Vatan kavramı nasıl doğdu?

Vatan kavramı, akrabalığın iskan olunan toprağa gömülmesiyle doğdu. Akrabalık kandan toprağa geçmek suretiyle vatan denilen şeyi mümkün kıldı. Bu yüzden toprağa akrabalık ilişkisi atfeden sözler (ana-vatan, baba-vatan) bu transferin duygusal kalıntılarıdır. Eskiden çadır anlamına gelen “yurt” kelimesi de tıpkı vatan kelimesi gibi günümüzde, eski anlamından boşanıp o yeni anlama büründü.

Aşiret ve Şirket (Kirve ve Bono)

Aşiret ve şirket iki yakınlık biçimi. Aralarında bir akrabalık var mı? Acaba hangisinin asabı daha çabuk bozulur? Hangisi hangisini kıskanır? Kısaca bir bakalım isterseniz.

Son bakışta şair

Bütün inşa ettiği görkemli fikri ve estetik eserler ve poetik azamete rağmen şair de bir insandır; kalbi çırpınan bir insan. Sevdiği kadını görmek için onun yolunun geçtiği muhite gitmiştir. Onunla karşılaşma ümidiyle zamane tabiriyle 'stalk'lama yapmıştır belki de. Aşkta tarih durduğu için sevgili yirmi yaşında ne ise doksan yaşında da odur. Ve o görünür. İşte karşıdan geliyordur. Şair yarım asır sonra hala aynı heyecanla ona doğru yürür. Elinde belki Cağaloğlu’ndan kalma bir kitap poşeti.

Şeyhler, Seyyidler, Saidler memleketi

Selfie çağından önceki prehistoryadan bakıyorlar bize. Bakışları haşin. Ehlileştirilmeye direnen bir vahşilik var o bakışlarda. Yani yüzlerinde bugünkü yapay tebessümlerimizden ve riyakar medeniyetten eser yok. Fotoğraf makinasının kapanına yakalanmış yabani kaplan gibiler. Gördüğümüz suretleri genelde destursuz alınmıştır. Türkiye’de Cumhuriyet’in karanlıkta kalan yüzü (sivil cumhuriyet) hakkıyla günışığına çıktığında bu ülkenin bir şeyhler, seyyidler, Saidler memleketi de olduğu gerçeğiyle karşı karşıya kalınacak. Şimdilerde hainlik yaftasıyla saygısızlık yapılan bu üç zatın tarihsel figürler ve mazlum insanlar olarak kıymetini bir gün daha iyi anlayacağız.

Filistin bir ne meselesidir?

Gazze’de yaşananlar benim nispeten uzak durduğum Filistin meselesinde beni (başka insanlar gibi) yüzleşmeye zorladı. İtiraf etmem gerekirse, Gazze denilen ve iki milyondan fazla insanın hapsedildiği bir toplama kampının gerçek mahiyetini görmek zorunda kaldım. İçim acıdı. Müslümanlığım beni teskin etse de insanlığım bu zulme isyan ediyor. Bugün hem Müslümanların hem de Yahudilerin selameti için gerekli bir uyanışın yankılarını görüyoruz. Bunun belki de ilk adımı “cesaret”tir.

Kürtlerin mezar sorunu

Malum Kürtlerin bir mezar sorunu var: Şeyh Said Efendi, Seyyid Rıza, Bediüzzaman Said Nursi. Bu tarihsel simalar, “tarihe doğum”ları engellenemediği için “ölümlerine izin verilmeyen” Kürt büyükleri. Post-Osmanlı başlangıcı temsil eden zımnî bir konsensüs, bir tür Müslümanlık mukavelesi var idi. Bu Kürt büyüklerini meşruiyetten düşüren şey, Kürtlerin taraf olduğu bu Türk-Kürt ortaklığına sadece Türkler adına hareket iddiasındaki rejimin yaptığı ihanet idi. Bugün retrospektif olarak Selahaddin-i Eyyubi’yi Said Nursi’yi, Şeyh Said’i yeterince Kürt olmamakla suçlayan veya Kürt oldukları için Müslümanlıklarını suçlayan bir sathîlik var.

Yerlilik nedir?

Yerliliğin hem ‘doğu’ hem de ‘batı’ için gerekli olduğunu düşünüyorum. Batı öykümeciliğinin eleştirisini ve yerlilik çağrısını Batı karşıtlığı olarak görme eğilimi bu sebeple tam da Batı’yı anlamamış olmakla ilgilidir. Batılının Batılı olmak gibi bir derdi yoktur, olmamıştır. Kendi olma derdi onu Batılı yapmıştır. Ve varsa bir üstünlüğü/başarısı bu kendi olmasından kaynaklanıyor, Batılı olmasından değil. Bu nedenle hem Batı öykünmecisi hem de Batı karşıtçısı aynı yolun yolcusu, aynı sathiliğin kurbanıdır.

Boğaziçi düşerken veya Türkiye üniversitesinin metamorfozu

Bugün üniversitede yaşanan eşzamanlı iki süreç var: Üniversitenin eski elitlere göre kurulu kültürünün ölüme terkedilmesi ve bürokratik olarak yeni merkeze tabi hale getirilmesi. Bu bir tevhid-i tedrisat çalışmasıdır. Bu kez mektep ve medrese buluşturulmuyor; toplumun (algılanan, yenilenen) duygu ve ihtiyaçlarına cevap vermeyen kurumların bürokratik tasfiye veya istilası sözkonusu. İsteyen buna kültürel hegemonya kavgası diyebilir. Eski üniversite bu yüzden metruk bir memur ya da taraftar besleme bahanesi olarak hayatına devam ediyor. Peki üniversite nerede yaşıyor ve yaşatılıyor? Bugün Türkiye’de gerçek üniversite savunma sanayiine göç etti veya orada yeniden doğuyor.

Antisemit kimdir?

Yahudilerin adam olamayacağına inananlar antisemittir. Yahudilerin geçmişte vicdansızca mağdur edildikleri için asla gaddar zalimlere dönüşemeyecek melekler olduğuna inananlar da antisemittir. İsrail’e devletler hukukunda özel muamele yapanlar antisemittir. İsrail’in katliamlarına göz yumanlar antisemittir. İsrail’in biricik olduğunu ve zulüm yapsa bile buna Holokost dolayısıyla izinli olduğunu düşünen veya buna itiraz etmeyen antisemittir. İsrailli insanların insaniyetin vicdan, anlayış ve hürmetine (yahut başka şekilde söylersek İslam’ın rahmet, şefkat ve hidayetine) layık olmayacak kadar kötü olduğunu düşünen antisemittir. Peki antisemitizmin çaresi nedir? Yahudilerin bir millet olarak sıradanlaşması. Günahı ve sevabıyla insan olarak görülmesi. Buna engel olan herşey antisemitizmi teşvik edici veya kolaylaştırıcıdır.

Kur’anizmin Kemalizmi

Bu yıl 10 Kasım anmaları geniş bir Atatürk sahiplenmesine sahne oldu. Öteden beri Atatürkçülük tarikinde gidenler, AKP’nin iktidar tecrübesinin savundukları şeyi (Atatürkçülüğü) haklı çıkardığını hissederek Ata’larına daha bir sahip çıktılar. Daha ilginç olan şey ise daha geniş kesimlerde Mustafa Kemal’in “anlaşılması” ve takdir görmesi oldu. Özellikle geleneksel olarak Atatürkçülüğe mesafeli olan eski dindar veya dindarlıktan yeni küsmüş insanların Mustafa Kemal Paşa’da kurtarıcı bir ruh veya damar görmeleri Türkiye’de son dönemdeki dikkat çekici gelişmelerden biridir. Peki neden böyle oluyor?