Yıldıray Oğur
Putin’in bile gerisine düşmek…
CHP ve Özel’in halkını 13 yıl bombalamış ve Rusya’yı çağırıp bir de onlara bombalatmış Esad gibi bir demokrasi ve sandık aşığında bulduğu huzuru, Şara’nın kaçırdığı anlaşılıyor. Gerçekten Türkiye’deki Esadçılık ve Şara karşıtlığı bir dış politika konusu değil, üzerine uzun uzun düşünülmesi gereken bir iç politika meselesi. Özgür Özel’in Abdülcanbaz karikatürlerindeki tiplemelere ya da Kubilay’ı öldüren irticacılara benzeyen Şara’sı bir komşu ülkenin lideri değil, ontolojik bir iç düşman.
Birilerinin hayali, birilerinin kabusu
Yüzde yüze yakın Arap Rakka ve Deyrrozzor’u silah zoruyla elinde tutmuş, her köşesine Apo resimleri asmış, tehlikeli gördüğü herkesi çocuk demeden IŞİDçi diye hapse atmış, Rudaw’a ve Barzani partilerine bile tahammül edememiş, içinde onlarca demokratik geçen yönetim modelini örgüt komiserleriyle yürütmüş, Mazlum Abdi’nin tepesine bile komiser atamış, elde ettiği petrol gelirlerini şehirlerde tünel kazdırmaya harcamış, dağlarda zamanı durdurmuş bir örgütün hayalleri sadece Arapların değil, Kürtlerin de kabusu olabilirdi.
“Abdi, Savunma Bakan yardımcılığı için isim verdi. ‘Terörsüz Türkiye’ ismi dahil güncellenebilir”
Ankara’ya göre ABD’nin çekilmesiyle Rojava ve SDG meselesi bitmiş oldu. Örgütün de bu gerçeği kabul etmesi, Şam ile entegrasyonuna engel olmaması bekleniyor. Suriye’nin çatışma olmadan bir çözüme kavuşmasından sonra çözüm sürecinin ivmesinin artırılması, hızlandırılması hatta güncellenmesi düşünülüyor. Hatta Terörsüz Türkiye adı yerine, sürecin bundan sonraki kısmı için daha kapsayıcı ve pozitif başka bir ad kullanmak bile gündemde.
Dijital imzalar kurumadan..
Bundan sonra Türkiye, kendi sürecini kurtarmaya bakmalı.
Bunun için de acil olarak kendi vatandaşı olan Kürtlerle konuşan liderlere ihtiyacımız var. Şu anda esas olarak Türkiye’deki Kürtlerin ülkeye bağlılık hissinin tazelenmesi gerekiyor.
Bunun için çok fazla duygusal yatırım yaptıkları Suriye’de Kürtlerin haklarının garantisi olacağını gür sesle söyleyen bir Ankara’yı duymak isteyeceklerdir.
Her şeyin askeri ve istihbari çözümü yok. Rojava ve SDG deneyimi bunun en son örneği oldu.
Devlet yönetme sanatının temeli rıza kazanmaktır.
Ankara’da herkes bunu birbirine hatırlatsa iyi olur.
Buyurun tekrar çözüm sürecine…
Bu, faturası çözüm süreci ve Türkiye’ye çıkarılacak bir final değil.Aksine, çözüm sürecinin önünde en büyük taş az hasarla yoldan kaldırılmış oldu. Suriye’de beşeri coğrafya, silahla zorla elde tutulan coğrafyaya baskın geldi. 10 Mart Mutabakatı’na SDG’nin eli güçlüyken uyulması için talimatlar vermiş İmralı’nın eli güçlenecektir. Suriye’deki doğal ve beşeri çözüm, Türkiye’deki çözüm sürecinin ivmesini hızlandırır.
Furkan günleri ve fitne zamanları
Bütün çözümleri sopayla arayan İttihatçılar, yoldaşları Arnavutların önce gönlünü kaybetmişti.
Bugün elindeki iktidar gücüyle herkesi sorgu suale çeken Ahmed Rızalara değil, herkese nasihat eden Ahmed Naimlere ihtiyaç var.
Çünkü Kuran’ı Kerim’de bahsedilen Furkan gününde değil, hadiste bahsedilen fitne zamanlarındayız.
O zamanlarda ne yapılması gerektiğini de en iyi İslamcılar bilirler.
Rojava hayali ve hayalkırıklığı
Esad’ın devrilmesiyle Rojava’yı bir hayal olarak var eden parametrelerin neredeyse hepsi değişti. Sahadaki radikal değişimi yanlış okumanın sonu da Suriye ordusunun askeri müdahalesine karşı sessiz kaldığı için Haseke’deki ABD üssünün demir kapılarını tekmelemek oldu. Ortadoğu’da artık her yer direniş devri kapanıyor, her yer müzakere devri açılıyor.
Halep’te “hendek direnişi” kararını kim verdi?
SDG içinde 2021’den beri süren ayrışma Halep’te görünür oldu.
Sonuç; hendeklerdeki gibi hiçbir başarı ihtimali olmayan, halkın direnişe katılmayıp terk ettiği kuşatılmış bir şehirde “direndik, teslim olmadık” cümlesi için yitirilmiş hayatlar…
Artık Batı’da da etkili olmayan
propagandalar…
Elinin altındaki gücü ve kozlarını ve insan sermayesini beyhude direnişler için harcayan bir örgüt.
Kürtlerin menfaatinin artık her yerde direniş değil, her yerde müzakere etmek olduğu çok açıkken üstelik.
Tuhaf olanı Türkiye’de barışan Kürtlere burun kıvıranlar, yapma diyenler, direnen, savaşan Kürtlere bastır, pes etme diyorlar.
Halep’te çatışma, Paris’te görüşme ve Almanya’da çıkan bir gazete…
Yani SDG-Şam mutabakatı, İsrail-Şam mutabakatıyla birbirine bağlanmış gibi görünüyor.
Kürt kamuoyu bu iddiayı bir devlet propagandası olarak görse de Suriye-İsrail-Türkiye arasında Suriye merkezli güç mücadelesini SDG’nin bir fırsat olarak gördüğü, İsrail’in de Dürziler ve SDG meselesini Türkiye ve Suriye’ye karşı bir kart olarak kullanmak istediği bir saha gerçeği artık.
Neden ‘Saraydan Kız Kaçırma’dan daha kolay oldu?
Maduro’nun yatağından eşiyle kaçırılmasında hala hukuk, meşruiyet, demokrasi arayanlarınki artık bir çeşit mafyatik liberalizm oluyor herhalde. Zulüm altında inleyen halklara özgürlük ve demokrasi dağıtan ABD hikayesine Trump bile kıs kıs gülüyor olmalı. En son Danimarka Krallığı altında inim inim inleyen Grönlandlı yerlileri özgürleştirmeyi vaad etti, Kolombiya’nın görev süresi Mayıs’ta dolacak devlet başkanını “hasta kokain mafyası” ilan edip devirmekle tehdit etti. Çünkü derdi halkları özgürleştirmek değil, Batı Yarımküre’de patron kim göstermek.
Mahmur ve performatif aktivizm
Gün boyu siyasetçiler, bürokratlar, bazı gazeteciler, hatta akademisyenler bu fedakarlığı yapıp 1 Ocak sabahı Galata’da olduklarını bize bizzat kendi fotoğraflarını paylaşarak gösterdiler.
Klişe ifadeyle “Filistin mitingine katılım sağladık” mesajını açık açık verdiler.
Ama ortama en yabancı kulüp yöneticileriydi. Onlar Gazze eylemine değil, Bilal Erdoğan’ın organize ettiği Gazze eylemine gelmişlerdi.
Onların ki daha çok performatif bir aktivizmdi.
Havf ve reca arasında yeni bir yıla…
Havf, kelime anlamı olarak korku demek, reca ise ümit.
İkisi arasında kalmak doğal olarak ilk başta kararsızlık, gelecek endişesi, depresif bir hal, çaresizlik, fetret gibi hissettiriyor.
2025’den 2026’ya girerken Türkiye ve Dünya’ya hakim olan duyguları bu kavramlarla anlatmak mümkün.
Miss Türkiye’nin mahremiyet refleksi…
Annesi gururla kızını tebrik ederken başörtüsünün boğazını örttüğü kısmı bir miktar açıldı ve Türkiye güzeli, annesinin açılan başörtüsünü hızlıca kapattı.
O klişe laf bu kez kullanılabilir; “Üzerine tezler yazılacak” birkaç saniyeydi yaşanan.
Eğer bu yıldan ileriye birkaç görüntü kalacaksa mutlaka bir tanesi bu olmalı.
Bizi esas ilgilendiren çarpık ilişkiler…
Ortada çok açık bir gerçek var: Şu anda Suriye’de Türkiye ve İsrail arasında bir soğuk savaş yaşanıyor. SDG-Şam ilişkisi bu soğuk savaşın ortasındaki en sıcak ve çatışmalı konu. İçeride çözüm süreci hızlanırken, yasa tasarısı Ocak ayında Meclis’in önüne gelmeye hazırlanırken, PKK yeni adımlar atmaya hazırlanırken her şey bu cevabı bekliyor. Peki birlik ve beraberliğe uzun süreden sonra sahiden ihtiyacı olan Türkiye ne bekliyor? Ela Rümeysa Cebeci’nin itirafçı olup olmayacağını ve Sadettin Saran’ın test sonucunu.
Halkı kin ve nefrete Murat Övüç mü tahrik ediyor?
Her hafta birine piyangosu vuran halkı kin ve nefrete tahrik suçundan geçen hafta hapse kim girdi? Murat Övüç. Murat Övüç’ün her hafta çoğunluğunu başörtülü kadınların doldurduğu kadınlar matinelerinde oturanları halaya kaldırmak dışında halkı tahrik edebildiğini kimse görmedi. Ama stadyumlarda gerçekten halkı kin ve tahrik edenlere, onlara destek veren alfa erkeklere dokunmak kolay değil. Ama Murat Övüç’e dokunmak serbest ve maliyetsiz.
Polis kayıtlarındaki ilk Mehmet Akif…
Mehmet Akif, bütün hayat boyunca Asım’ın neslini hayal etti.
Türkiye’de İslamcılar onun nesli olduklarını iddia ettiler. Hatta bazıları çocuklarına onun adını verdi.
Ama bir yüzyıl sonra onun tam adını Google’yınca çıkanlarla, onun yaşadıkları arasında uçurumlar var.
İnşallah ikincisi de aklanır ve Mehmet Akif adının üzerindeki gölge kalkar. Yeni nesiller de çocuklarına bu adı verirken düşünmezler.
100 yılda iki Mehmet Akif arasındaki büyük uçurumun nasıl oluştuğu sorusunun cevabı bir yüzyıllık modernleşme hikayemiz de aslında.
Belki de çürüyen toplum değildir?
Şiilikte cevaz verilen bir taktik olan ‘takiye’den yıllarca Türkiye’de İslamcıların kendilerini saklayıp laik, demokrat gibi görünmesi olarak bahsedildi. Son medya skandalıyla öğrendik ki aslında seküler hayatlar yaşayanlar da dindar, muhafazakar, yerli ve milli görünerek takiye yapabiliyormuş. Elit pozisyonlara tanıdık nepotizmiyle adam seçerseniz, o pozisyonları korumanın tek kriteri de mutlak sadakat ve parti çizgisini savunmak olursa sonucun ne olmasını bekliyordunuz ki? Bu dar kadroculuğun doğal sonucu sığlaşma, kalitesizleşme, ahlaki yozluk olacaktı tabii.
Müzelik bir müzede bir gece…
Şimdi bu ibretlik müzeyi gezen insanlar çıkışta bu müzede teşhir edilen ayıpların bir kısmının işlendiği bir ülkeye geri dönüyorlar. Evet işkence ve idam artık yok. Ama hala cezaevleri bu müzede sergilenen çeşitlikte siyasetçi, gazeteci, yazar, siyasi mahkum dolu. O halde bu müzede artık devletin ayıplayarak sergilediği ne?
Suriye bir kere daha çözümü bozabilir mi?
10 Mart için yıl sonuna kadar süre var ve SDG adım atmazsa bir askeri operasyon olabileceği söyleniyor. Ama bu takvim ABD’de de Kongre’nin Sezar Yaptırımları’nı kaldırmak için öngördüğü takvimle çakışıyor. SDG’ye dönük bir askeri operasyonla Kongre aynı zamanlara denk gelirse? Ve ortaya yeni savaş görüntüleri çıkarsa? Kongre yaptırımları kaldırır mı yine de? Böyle bir çatışma Türkiye’deki sürecin sonunu getirmez mi? O yüzden her iki tarafın da dikkatli olması gereken bir dönemdeyiz.
PKK zaten bitirilmiş miydi?
Süreç başladığından bu yana en yaygın itiraz PKK’nın zaten bitirildiği, bu çözümün nereden çıktığı oldu. Halbuki PKK’nın askeri olarak sonuç alabilmesinin imkansız olması ve hareket kabiliyetinin minimize edilmesi başka PKK’nın bitirilmesi başka bir şey. Ayrıca Türkiye PKK’nın bittiğini ilk kez duymuyor. Geçen hafta Ankara’da konuştuğum bir üst düzey güvenlik yetkilisi “PKK’yı dağdan ancak Öcalan indirebilir. Yoksa yıllarca daha o dağlarda kalırlar, bir şekilde varlıklarını sürdürürler” derken süreçle yakalanan fırsatın değerini anlatmaya çalışıyordu.
CHP’nin ‘Kürt Sorunu’, Kürtlerin sorunlarını çözebilir mi?
CHP’nin komisyon raporunda sıraladığı 11 öneride bu komisyonun kuruluş amacı olan silah bırakma yasası meselesiyle ilgili hiçbir şey yok. Önerilerde 19 Mart tutuklularının bırakılması var ama PKK tutuklularının ne olacağı yok. Silah bırakacak, kendini tasfiye edecek PKK’lılar ne olacak? Yok. CHP Kürt Sorunu’nu da şu maddeyle çözeceğini düşünüyor galiba: “Kürt Sorununun Çözümü İçin Demokratik Siyaset Ortamın Oluşturulması”. Anadilde eğitim, vatandaşlık tanımı, yerel yönetimlerinden güçlendirilmesi? Hiçbir somut vaat ve öneri yok.
Çözüm Süreci’nde top MİT’ten Meclis’e geçti
PKK militanları bazıları kilometrelerce uzunlukta olan bir kısmı hastane bazıları sosyal tesise dönüştürülmüş ve on yıllardır her türlü askeri operasyona rağmen ellerinde tuttukları mağaralardan ve üs bölgelerinden Irak’ın Türkiye sınırının daha iç kısımlarına doğru çekildiler. Bu adımla MİT, PKK’nın silah bıraktığını hem devlete hem de Meclis’e teyit etti.Bu teyit kritik, çünkü devlet ve Meclis adım atmak için bu teyitin gelmesini bekliyordu. Ve top artık siyasetin ayağında. MİT ayağa pası attı, kaleyi görüp topu ağlara bırakma sırası siyasette…”
Büyük ülkenin, küçük insanları…
Hizbullah Genel Sekreteri’nin Papa ziyaretiyle ilgili ADD Genel Başkanı’ndan daha ilerici ve laik olabildiği bir coğrafyada yaşamak kaderimiz olmamalıydı. Büyük Türkiye hayalleri kuranların çoğunun çok küçük bir dünyaları var. O dünyaya artık Türkiye sığmıyor. Maalesef küçük insanların da büyük bir ülkesi olamıyor.
Papa Anıtkabir defterinde neden Atatürk’ü anmadı?
Papa’nın ziyaretiyle yaratıcı işlere imza atıldı: Doğrudan tarih uyduruldu. İznik Konsülü’nün 1600’üncü yıldönümünde 1925’de meğer Atatürk Papa’nın Türkiye’ye gelmesine izin vermemiş. Ama haklı oldukları bir konu olabilir. Vatikan’ın Atatürk’le ilgili hatıraları iyi olmayabilir. Çünkü 1929’dan 1960’a kadar Türkiye İstanbul’da görev yapan müstakbel Papa Roncalli ise dini kıyafet yasağıyla sınanmıştı
Dağdan ‘kandırılarak’ indirilenler…
CHP’nin yaktığı yeşil ışıkla harekete geçen muhalif kanaat önderleri günlerdir terk edilmiş aşık gibi öfkeli bir dille DEM’i ve süreci linçliyorlar. Kulağa en kötü geleni DEM’in hapishanede siyasetçiler ve belediyelerde kayyımlar varken iktidarla süreç yürüttüğü için suçlanması oldu. Kürtler ve DEM’lilerin kendi çıkarlarını bile düşünmekten aciz olduklarını, iktidar tarafından kandırıldıklarını söylüyorlar. Yani bir zamanlar devlet Kürtlerin dağa çıkmasını kandırılmayla açıklıyordu şimdi de bazıları Kürtlerin dağdan inmesini kandırılmayla açıklıyor.
Örgütüne silah bıraktırırken Öcalan’ın “teröristbaşı” olduğunu hatırlayanlar…
CHP’nin kararı İmralı’ya görüşmeyi, PKK ile müzakere etmeyi kriminalize eden bir öfke patlamasını da tetikledi. Son iki günde son 10 yılda işitmediğimiz kadar PKK ve Öcalan laneti ve hakareti işittik. Üstelik bugün lanetledikleri PKK iki ay önce kendini fesh etmiş bir örgüt, Öcalan ise bu kararı aldırmış örgütün lideri. Seçimlerde ne olduğu herkesin malumu “Kürt siyasal hareketiyle” gizli ve açık ittifaklar kurmakta bir beis görmeyenler, örgütünü fesh etmiş Öcalan’la çözüm için bir saatlik teması bir anda suç ve ayıp ilan ettiler.
“Barış konusunu Meclis’te ihtiraslarına vasıta yapmak istiyorlardı”
Dün yaşananlar göstermiştir ki Türkiye’de bir iktidar değişiminde bir çözüm sürecinin yaşanma ihtimali çok düşüktür. Kürt meselesinin çözümü için gerçek imkan ve fırsat elimizdekinden ibarettir. Devletin ve Devlet Bahçeli’nin bu açılımından daha ilerisi ufukta görülmemektedir. Türkiye’de muhalefetin mevcut ideolojik formasyonundan daha iyisinin çıkması da zordur.
77 yaşındaki Bahçeli ne yapmak, nereye varmak istemektedir?
Bundan bir yıl önce henüz Bahçeli sadece DEM’e el uzatmış ama Öcalan çağrısını yapmamışken 12 Ekim 2024 günü “Bahçeli, yerli De Klerk olabilir mi?” başlıklı bir yazı yazmıştım. Evet, Bahçeli son bir yılda yaptıklarıyla bir yıl önceki biraz iddialı yazımı doğruladı ve bizim De Klerk’imiz oldu.
Muhsin Batur’un gerisine düşmek…
Devletin Dersim özründen 13 yıl sonra bugün CHP’li bir Alevi milletvekilinin Dersim’i anması bile linç edilmesine yetebiliyor. Toplumlar her zaman ileri gitmiyor bazen geriye de gidebiliyor. 2011’de özür dileyen Erdoğan’ın hatta 1987’de genç bir asker olarak yaptıklarından en azından utanan Muhsin Batur’un bile gerisine düşenlere kısa bir hatırlatma…
AK Parti üzerine doktora yapmış bir CHP lideri…
Tıpkı Kremlinologlar gibi Özgür Özel’e de AK Partiolog ve Erdoğanolog diyebiliriz. AK Parti’nin ve Erdoğan’ın sadece siyasi hamleleri konusunda değil aynı zamanda iktidar içi gruplar, aktörler, güç dengeleri konusunda da doktora düzeyine ulaşmış. AK Parti ve Erdoğan severlerle nasıl konuşulacağını iyi biliyor, hassasiyetlerin farkında. Özel, iktidarın hayallerindeki Cumhurbaşkanı adayı olmayabilir.
EN SON HABERLER