Ali Bulaç, Yoldaki İşaretler’de Yusuf Manav, Mustafa Erdem Yavuz, Mehmet Oğuzhan Kaya ile İslamcılığın serüvenini konuştu: “İlk nesil İslamcılar özgürlüklerden yanaydılar. Mustafa Kemal de hem bu kökenden geliyor. Başlangıçta Mustafa Kemal sahneye İslamcı olarak giriyor.” “Yeşil Kuşak Projesi söylemi bir komplo teorisidir. Böylesine konforlu, kolaycı açıklamalara kapılmamak gerekir. Arap Baharı da, Türkiye’de yaşanan süreçler de içsel toplumsal mekanizmaların sonuçlarıdır, bir inficardır.” “70’lerde komünizm tehdidi fazlasıyla abartıldı. Oysa Müslümanlar için asıl büyük tehlike komünizmden değil, kapitalizmden, sağcılıktan, muhafazakarlıktan geliyordu.” “İslamcılık adına konuşan şairler ve retorik sahipleri bir nefret dili üretiyorlar ve beraber yaşamayı da imkansız kılıyorlar.”
İmamoğlu, kılıçlı yemin okuyan teğmenlere sahip çıktı: "O gençlerin heveslerini size kırdırmayacağız. Teğmenler de aileleri de boyunlarını bükmesin. Buradan teğmenlere söylüyorum: 'Mustafa Kemal'in askerleriyiz' demeye devam edin. Yok darbeymiş, siyasetmiş, düşmanlıkmış... Hadi oradan, hadi oradan. Kaldı ki bu millet sizin kararlarınızın ne kadar sık değiştiğini biliyor. 2019’da Sisi katildi, benim de adım Sisi idi. Şimdi ‘Kardeşim’ oldu.”
26 yaşındaki Türk kökenli Amerikan vatandaşı Ayşenur Ezgi Eygi, Batı Şeria’da İsrail ordusu tarafından katledildi. Ayşenur, zeytinliklerini işgal etmek isteyen İsrailli yerleşimcileri protesto etmek için topluca Cuma namazı kılan Filistinlilere destek vermek için Betia kentine gitmişti. Korumak istediği zeytin ağaçlarının gölgesinde son nefesini veren Ayşenur katledilmesi, vatandaşı olduğu ABD’yi henüz öfkelendirmedi. Türkiye’nin ise Ayşenur’a sahip çıkması için yapabileceği çok şey var.
İtalya'da bu yıl 81'incisi düzenlenen Uluslararası Venedik Film Festivali sona erdi ve Isabelle Huppert başkanlığındaki yarışma jürisi, Pedro Almodóvar'ın yeni filmi The Room Next...
Büyük Uçurum Oteli, gazeteci Stuart Jeffries tarafından yazılmış harika bir kitap. (Bana göre, bu yazın en iyi kitabı!). Gereksizliklerinden arındırılmış, neşeli ve coşkulu, derinliği ve sadeliği tam olarak birleştirmiş bir anlatım… Sosyal eleştirinin en önemli ekollerinden, tüketim toplumu, kitle kültürü, kültür endüstrisi ve otoriter kişilik gibi bugün artık ana akım olmuş çalışmaların öncülüğünü yapmış olan Frankfurt Okulu’nu kuran ve sürdüren, Adorno, Horkheimer, Marcuse, Fromm, Pollock, Neumann ve Habermas -ve hatta Benjamin, ve hatta Brecht!- gibi önemli bir entelektüel kuşağın ortak biyografisi. Hepsinin Yahudi olduğunu, oradan oraya sürülen bir yersiz yurtsuzlukla sürekli büyük korkularla yaşadıklarını düşünürsek, aynı zamanda trajik öyküsü de denebilir.