6 Eylül 1955 akşamında Rumların evlerinin basıldığı haberi çapulcuların kendisinden önce sokağa ulaşıyor. Rum çocuklar derhal evlerine giriyor. Sokağa büyük bir korku siniyor… Belki korur umuduyla evlere bayraklar asılıyor. 8 numaranın büyük gelini Nazime, evde o an mevcut en küçüğü 10, en büyüğü 19 yaşlarındaki altı çocuğu, dört Rum evinin kapısına dağıtıyor. Görevleri, çapulcular geldiği anda "Burası bizim evimiz amca!" demektir.
Erem Şentürk, YouTube videosunda Sisi ziyaretine “Özür dileriz Esma” paylaşımıyla tepki gösteren Siyer Vakfı Kurucusu Muhammed Emin Yıldırım’ı “İsrail’e kölelik” ile suçladı: Esma'dan falan özür dilemiyorlar. Onlar İsrail'den özür diliyorlar. ‘Özür dilerim Esma’, Akdeniz planına ihanettir, Türkiye'nin mavi vatan mücadelesine ihanettir, İsrail'e hizmet edip, İsrail'e kölelik edip Filistin'e ihanettir aslında.”
Komünizmle Mücadele dernekleri, sağcı mukaddesatçı kuruluşlar, MTTB ve mukaddesatçı mevkuteler durmaksızın komünist tehlikeden söz edip duruyorlardı. Bu nasıl bir nefret, bu nasıl bir korkuydu? Bunun bir abartı olduğuna kanaat getirdim. Biz İslami kesim bunun farkında olmalı, sahte bir tehlikeden ve iç çatışmadan uzak durmalıydık. Bu yönde fikirler bende oluşmaya başladığında Sedat Yenigün’le tanıştık. Onun da kafasında cuk diye oturdu, çünkü MTTB’nin bu yönde manipüle edildiğine muttaliydi, İslami kesimin çatışmaların içine çekilmek istendiğine kesin kanii idi.
Tahir Elçi cinayeti davasında sanık olan 3 polis memurunun haziran ayında beraat etmesi üzerine Birleşmiş Milletler (BM) raportörlerinin imzasını taşıyan rapor yayınlandı. Raporda Türkiye, Tahir Elçi cinayetiyle ilgili kapsamlı bir soruşturma yürütmediği için eleştiriliyor. BM İnsan Hakları ve Terörle Mücadele Özel Raportörü Prof. Ben Saul: “Tahir Elçi'nin öldürülmesinden kimsenin sorumlu tutulmamış olmasından rahatsızım.”
İnsanlar “Kendi” ya da “Olmak” sözcüklerini içeren kitapları çok seviyor. Sanki bir şeyi yaşayamama, bir şeyden eksik kalma telaşı var. Hayat bir açık büfe gibi ve her şeyi tatma hevesi yüzünden burnuna kadar dolmuş olmasına rağmen psikolojik anlamda obezleşmiş bireyler kan ter içinde ellerinde çatal kaşık koşturuyor. Bitti bitecek… Roma’da zenginler daha çok yiyip hayattan tat alabilmek için doydukça vomitaryumda kusar, sonra yeniden sofranın başına otururlarmış. Bugün de psikolojik bir kusmuk seli içindeyiz.