İngiltere Başbakanı Boris Johnson, karantina döneminde Başbakanlık binasında gerçekleşen partilerin tüm sorumluluğunu üzerine aldığını ve “(Başbakanlıktaki partilere ilişkin raporun) sonuçları ne kadar acı ve can sıkıcı olsa da ve ne kadar mahcup edici olsa da ilerlemeye devam etmeliyim ve hükümet ilerlemeye devam etmeli” dedi.
BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Bachelet, Çin Devlet Başkanı Şi ile görüştü. Çin Dışişleri, Bachelet’in görüşmede “Çin'in yoksulluğu ortadan kaldırma, insan haklarını koruma, ekonomik ve sosyal kalkınmayı sağlama konularındaki başarılarına hayranlığını” dile getirdiğini iddia etti. BM’den açıklamayla ilgili bir yalanlama gelmedi. Görüşme ziyaretin en önemli gündemi olan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki kamplarla ilgili yeni sızıntı belgelerinin yayımlanmasından saatler sonra gerçekleşti. Görüşmede Şi, ülkelerin kendi koşullarına göre “farklı insan hakları geliştirme yolları” olabileceğini öne sürerek “ülkelerin insan haklarını geliştirme yollarına saygı duyulmalı” dedi.
“Dikkat çekici bir şey var. Daha önce Danimarka Başbakanı Rasmussen’in NATO Genel Sekreterliğini veto etmiştik. Danimarka, İsveç ve Finlandiya uluslararası toplumda en saygın üç ülke. Sanki Türkiye’nin böyle ülkelere alerjisi varmış gibi bir izlenim çıkıyor ortaya. (…) Şu kesin ki Türkiye’nin imajı ciddi yara aldı. Davasını iyi anlatamadı, eğer dava var ise. Ne istediği konusunda da kafalar karışık. Sadece Batılıların değil, herkesin kafası karışık.”
Çin’de Uygur azınlığın tutulduğu, uluslararası kamuoyunda “toplama kampı” olarak adlandırılan yerleşkelerle ilgili yeni sızıntı belgelerde, toplama kamplarında tutulanlar ile fişlenen akrabalarına ait Çin polisi tarafından çekilmiş 5 binin üzerinde fotoğraf ve onlara yöneltilen suçlamalar yer alıyor. Belgeler, önümüzdeki günlerde Uygur Özerk Bölgesi’ne geçmesi beklenen BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Bachelet’in Çin ziyareti sürerken yayımlandı.
II. Abdülhamit ve İttihat ve Terakki dönemlerinin en yetkin akademisyenlerinden biri olan Şükrü Hanioğlu , Independent Türkçe’den Cihat Arpacık’ın son günlerde yeniden alevlenen Abdülhamit tartışmasına dair sorularını cevapladı: “Unutulmamalıdır ki, Mehmed Âkif'ten Manastırlı İsmail Hakkı'ya, Said-i Nursî'den Said Halim Paşa'ya uzanan bir yelpazedeki İslâmcı muhafazakâr entelektüeller 1908 sonrasında da onun bir daha geri dönmemesi gerekli bir ‘istibdad’ dönemi olarak kavramsallaştırılmasına katkı vermişlerdir.”