Bir hakaret olarak Cumhurbaşkanını ismiyle zikretmek

Bülent Nomer, Ölü Ozanlar Derneği’ndeki öğretmen Bay Keating’i kıskandıracak bir olgunluk ve iddiasızlıkla hayata dair mütevazı öğütler veren, kavgaya girmeyen, kendi halinde bir insandı. Şimdi ise sadece kendine has bir sınav metodu uyguladığı için linç ediliyor ve istifaya zorlanıyor.

Mısır’ın efsaneleşmiş lideri Cemal Abdulnasır’ın karikatür ve fıkralara özel bir ilgisi olduğu söylenir. Rivayete göre, işler kötüye gidip de hiciv dolu fıkralar kendisini hedef almaya başlayınca, dayanamayıp bu “güncel fıkraların” sahibinin bulunup yakalanmasını ister polis şefinden.

Sahiden de böyle biri vardır. Haftalar sonra başkanlık sarayına getirilip huzura çıkarılan bu kişiye Nasır aklındaki fıkraları teker teker sayıp her seferinde “bunu da sen mi uydurdun” diye sorar. “Evet efendim” cevaplarına hiddetlenip, “Sen de benim gibi Mısırlısın, görmüyor musun? Ülkeni muasır, galip, özgür ve saygın bir ülke haline ben getirdim” deyince adam yutkunarak cevaplamış:

“El-Reis, işte bu son anlattığınız fıkrayı ben uydurmadım.”

Doğruluğu teyide muhtaç olsa da, basit ve çarpıcı, fıkra içinde fıkra… İfade özgürlüğünü lime lime eden rejimlerde dolaylı siyasi mizah âdetâ doğal bir sonuç.

Türkiye’deki vahametin durumunu da bu endeksten ölçebiliriz. Geçtiğimiz aya kadar ekonomi politikaları dahil iktidarı kategorik bir şekilde savunan, muhalif mevkidaşlarını tehdit eden bir ülkücü milletvekili bile, karşısına geçtiği iktidarın eleştirisini yaratıcı ve dolaylı bir yoldan yapmayı tercih ediyor.

Korku ikliminin altında ezilen farklı fikirler, bazen siyasi mizahın merkez üssü Twitter’da, bazen bir prime time komedi şovunun skecinde, bazen de bir final sorusunun A şıkkında kendini gösteriyor…

İktidar kanadında infial

İktidar kanadında infial yaratan Marmara Üniversitesi olayından bahsediyorum. Gün boyunca Twitter’da tabldot menüdeki “kripto fetöcü dhkpcli batı uşağı militan” yakıştırmalarının hedefi bu defa Marmaralı bir hoca oldu.

Kanal 24, TRT, AA, Yeni Şafak, Sabah, Takvim ve EnSonHaber’in “Marmaralı akademisyenden Erdoğan’a akılalmaz hakaretler” başlıklı, hedef gösteren yayınlarını bürokratlar, danışmanlar ve bakanların alıntılı hakaretleri takip etti ve mesele bir anda sosyal medya gündemine oturdu.

Herkesin konuştuğu bu kişi, Marmara Siyasal’ın en sevilen akademisyenlerinden Bülent Nomer. Onun tüm öğrencileri olan biteni Twitter’da ilk gördüğümüzde bir “eyvah” çektik.

Hazırladığı ekonomi final sınavında “Bir çift ayakkabı almak istedin ama senin için çok pahalı, bu ne anlama gelir?” sorusunun cevap şıklarından biri “Tayyip’e sor”du. Başka bir sorunun cevap şıkkında da “Tayyip her zaman kazanır” yazıyordu.

Yani tüm “yargılansın, atılsın, ihraç edilsin, evi basılsın, ev adresi nerede?” taleplerinin ardında bu vardı. Peki suç ve hakaret nerede? Seneler boyu öğretmen-öğrenci arasında oluşmuş özel bir dili anlatmaktan daha zor bir şey yok ama yine de deneyelim:

Birinci suç, ayakkabı pahalılığını Cumhurbaşkanı’na havale etmek: Yani hayat pahalılığını Erdoğan’a şikâyet edenler, daha birkaç gün önce “Cumhurbaşkanı talimat verdi, fiyatlar düşecek” haberlerini paylaşanlar, ayakkabı fiyatlarının Cumhurbaşkanına sorulmasını yadırgıyor.

İkinci suç, Cumhurbaşkanına ismiyle hitap etmek: Bu seviyeyi açıklamak için, bırakın normal ülke liderlerini, Sezar’dan Esad’a, tarihteki sayısız diktatörün bile destekçileri tarafından ilk isimleriyle anıldığını hatırlatmak gerekir. Tayyip ismi herhangi bir sözlükte olumsuz bir anlama karşılık gelmiyor. Erdoğan düşmanı eski düzen ana akım medyanın son demlerinde çokça kullanıldı ama artık belirleyici bir ayrıma işaret etmiyor. Sokak röportajlarında çoğu vatandaş cumhurbaşkanını Tayyip diyerek övüyor.

Bülent Nomer’in @EmniyetGM hesabından sonra en çok şikâyet edildiği adres Rektör Erol Özvar’ın profiliydi. Hatta Kanal 24’te konuşan program sunucusu “ÜNİVERSİTEDE SİYASİ PROPAGANDA” KJ’sinin eşliğinde “Akademiye siyaset, ideoloji sokuyorlar” deyip rektörü çıkışır bir edayla “görevini yapmaya” çağırıyor. Neden çıkışıyor? Cevap Özvar’ın sabitlenmiş tweetinde saklı:

Yani Kanal 24 sunucusu açıkça sayın rektöre atanmışlığını, neden orada bulunduğunu hatırlatıyor!

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Varank ise yoğun gündemi arasında meseleyi Boğaziçi olayıyla birlikte değerlendirmiş: https://twitter.com/varank/status/1354722782853128193?s=20

“Bu aşağılık politik ağzı rahatça kullanabilmek için hukuka uygun rektör atamalarını dahi militan eylemine çevirenlerin de asıl derdi budur!

“Üniversiteleri bir bilim merkezi olarak değil de kokuşmuş ideolojilerinin arka bahçesi görenlerin eğitimden anladığı seviyesizlik ortada.”

Üniversitelerin ön bahçesine baksak önce? Konusu açılmışken Marmara’dan başlasak?

Aşağıda gördüğünüz, önümüzdeki sene faaliyete geçecek ana kampüsün, pardon külliyenin ön girişi. Bu icraat yapılırken hiçbir akademisyene, hiçbir öğrenciye danışılmadı:

Partili Cumhurbaşkanı siyaset üstü; kampüs külliye; Tayyip demek de hakaret — ama Marmara Üniversitesi Recep Tayyip Erdoğan Külliyesi Şifa Kapısı’nın girişinde her türlü siyasi fikrini güvenlik emanetine bırakması gerekenler öğrenciler, akademisyenler oluyor.

Siyasal Bilgiler Fakültesinde siyaset konuşuluyor mu? Türkiye’nin yeni normaline alışmış olanlara garip gelebilir ama, iktidar yanlısı olmayan profesörlerin, akademisyenlerin de fikirleri var. Davutoğlu da eleştiriliyor, Erdoğan da. Ama Bülent Nomer’i tanımlayacak şeyler arasında muhaliflik ilk üçe zor girer.

“Eğer hava güzelse, sinemada iyi bir film varsa, çıkın dışarı arkadaşınızla yahut sevgilinizle, gelmeyin o gün sınıfa. Muaf sayıyorum” der.

Derse bir film repliği ya da bir hikâyeyle hatta bazen bir şarkıyla başlardı. Sonunda da ne yapar eder konuyu arz-talebe, oyun teorisine bağlardı. İkame mallar konusunu işlerken karpuzun binbir türlü yenme şeklini anlatır, yer fıstığı ezmesi tarifi verirdi.

Neredeyse tüm öğrencileri şahit ki, siyaset hariç sınıfta yapılabilecek her şeyi yaptı. Kimsenin inancını, yönelimini incitecek bir şey söylemedi. Ölü Ozanlar Derneği’ndeki öğretmen Bay Keating’i kıskandıracak bir olgunluk ve iddiasızlıkla hayata dair mütevazı öğütler veren, kavgaya girmeyen, kendi halinde bir insandı.

Şimdi ise sadece kendine has bir sınav metodu uyguladığı için linç ediliyor ve istifaya zorlanıyor. Siyasete değil, ‘siyaset üstü’ne dokunduğu için hedefte. İhraç edilmesini öğrencileri ya da kurumdaki meslektaşları değil, üniversitenin yanından geçmeyenler istiyor. Her yerde dolaşan o ekran görüntüsünü paylaşan da bir ihbarcı değil, aslında soruyu eğlenceli bulup kaydeden ve kendi arkadaşlarına gönderen bir öğrenciydi.

Durumu açıklamaya çalışan, “bildiğiniz gibi değil mizah bu işte” deyip çırpınan öğrencilerin tek derdi var: Bir haksızlık daha yaşanmasın. İnancımızı ve itimadımızı çoktan kaybeden üniversite bari bunu yapmasın. İleriki dönemde ders başı yapacak yeni öğrenciler şimdiden cezalandırılmasın.

Cumhurbaşkanı isminin zikredilmesi nedeniyle soruşturmaya konu olan Marmara Üniversitesi, hâlâ Erasmus gibi Exchange programlarında AB içindeki en saygın, en köklü üniversitelerle eşdeğer tutuluyor, öğrenci değişimleri buna göre yapılıyor. Örneğin her sene öğrenci yollanan Portekiz’in 800 yıllık çınarı Coimbra Üniversitesinde, bir dönem okulun hukuk fakültesinde hocalık yapan ve daha geçen hafta yüzde 60’la seçilen Cumhurbaşkanı da ismiyle anılıyor. Bazen de dillerde dolaşan “Bay Selfie” lakabıyla.

Kadın düşmanlığıyla, diktatoryal temayülleri olmakla suçlanıyor, yine aynı okulun mezunlarından Diktatör Salazar’ın çakması olduğu söyleniyor. Ve bunu diyenler ertesi gün de elini kolunu sallaya sallaya okula geliyor.

Bana da bu demokrasi tecrübesini bir seneliğine tadıp geri dönmek düşüyor.

Bu fıkrayı da biz uydurmadık…

Önceki İçerikEtyen Mahçupyan’la İnsanı Anlamak: Yerli ve milli zihniyet
Sonraki İçerikHukuku bu kadar eğip bükersen…