Ana SayfaManşetHukuku bu kadar eğip bükersen...

Hukuku bu kadar eğip bükersen…

Anayasa’da yapılan değişikliklerin çoğu AKP’nin ilk “çıraklık” döneminde yapılmış ve Anayasa, AB hedefi doğrultusunda değişikliklere uğratılmıştır. Bu değişikliklerin en önemli yanı da Anayasanın ve yasaların olabildiğince AİHS sistemine uydurulması olmuştur.

Cumhurbaşkanı başdanışmanlarından bir “hukukçu”nun değerlendirmeleri bir hukukçu olarak beni hayrete düşürdü.

Sabah Gazetesinde yer alan mülakatta iki konuya ilişkin olarak özetle şöyle diyor:

Birincisi: “Parlamenter sistemle ilgili muhalefetin tüm beklentileri bir hayalden öteye gidemez. Bu gerçekçi ve dürüst bir siyaset değil. Niye böyle bir hayal kuruyorlar; çünkü halk karşıtı güç odaklarını ortadan kaldırdığı için (…) yani milli egemenliği parçalamak istiyorlar…”

Dünyada eşi menendi olmayan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin, yani “Parti devleti” sisteminin, bir partinin genel başkanını Cumhurbaşkanı yapan sistemin ülkeyi ne hallere soktuğu ortada. Resmin ne olduğunu çok komprime ve net olarak görmek için Gürbüz Özaltınlı’nın “Sistem ve Zihniyet Üzerine” adlı son yazısını okumanızı salık veririm.

Gelelim benim asıl üzerinde durmak istediğim ikinci konuya:

Kavala ve Demirtaş ile ilgili olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) vermiş olduğu ihlal kararları iç hukukumuzda uygulanmıyor. Avrupa’da hak ihlalleri sıralamasında ikinci durumdayız. Bu nedenle AB yaptırımlarının gündeme gelmesi üzerine; AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanın çok “veciz” bir şekilde yaptırımların, dolayısıyla AİHM’in ihlal kararlarının kendilerini “ırgalamayacağını…” ifade ediyor.

“Hukukçu” başdanışmanı da özetle şöyle diyor: Mahkeme kararları üzerinde iki türlü denetim vardır. Hiyerarşik denetim ve yönlendirici denetim. Hiyerarşik denetim dikey bir ilişki içerisinde temyiz mercilerine aittir. Bunlar Yargıtay ve Danıştay’dır. AİHM ve AYM’ hiyerarşik değil yönlendirici denetim yapar. AİHM ve AYM kararları dosyaların “yeniden ele alınması” konusunda bağlayıcıdır. Mahkemeler yeniden baktığında yeni hüküm kurulabilir veya kurulmayabilir. (…) AİHM kararlarının esastan bağlayıcı olmadıkları bu kadar açık iken ve yetki bağımsız mahkemelere aitken nasıl ileri sürüyorlar…” 

Tezin acayipliğini cehalete verip geçebilirdim.

AİHM ve AYM’nin bireysel başvurularla ilgili olarak vermiş olduğu kararların tek ve biricik fonksiyonunun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Anayasamızda yer alan temel hak ve özgürlüklerin korunması ile ilgili olduğunu artık her hukukçu biliyor.

Ve sanki kendileri, Anayasa’nın 2004 yılında yani AKP’nin “demokratlık” döneminde yasalaştırdığı 90. maddesine eklenen son fıkrayı bilmiyor!

Oysa o ek fıkrada şöyle deniyor: “Usulüne göre yürürlüğe konmuş olan milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla, kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.”

Bu ek’in AİHS’deki karşılığı 46. maddede yazılıdır.

46. maddenin 1. fıkrasında şöyle deniyor: “Yüksek akit taraflar taraf oldukları her davada Mahkemenin kesin kararlarına uymayı yükümlenirler.”

Uyulmaz ise 2. Fıkraya göre durum Bakanlar Komitesine iletilir.

Yine uyulmaz ise siyasal yaptırımlar devreye girer ve o ülke temel hak ve özgürlükleri tanımayan ülke statüsüne alınır.

Ve sonunda uygar uluslar liginde küme düşersiniz.  

Bu esasın bu sözleşmeleri konu alan AYM kararları için de geçerli olduğu artık herkes tarafından kabul edilmektedir.

Her ne kadar bu Anayasa çok eleştirilse de artık sayısını aklımda tutamadığım kadar çok miktarda değişikliğe uğramıştır. Ve bu değişikliklerin önemli bölümleri de AKP’nin ilk “çıraklık” döneminde yapılmış ve AB hedefi doğrultusunda değişikliklere uğratılmıştır. Bu değişikliklerin en önemli yanı da Anayasanın ve yasaların olabildiğince AİHS sistemine uydurulması olmuştur.

Zaten yukarıda belirtmiş olduğumuz Anayasa 90. maddenin son fıkrasının esbabı mucibesi de budur.

Sözleşmeyi ve Anayasanın insan haklarıyla ilgili hükümlerini iç hukukta uygulamakla yükümlü olan AYM kararlarının niteliği ayrıca Anayasa 153. maddenin son fıkrasında da yazılmıştır. Şöyle deniyor:

“Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazetede hemen yayınlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.”

Yani netice olarak gerek AİHM ve gerekse AYM kararları mutlak olarak uygulanmak mecburiyetindedir.

Başdanışman herkesi kör ve alemi sersem sandığından AİHM ve AYM kararlarını CMK (Ceza Muhakemesi Kanunu), HMK (Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu) ve İYUK (İdari Yargılama Usulü Kanunu) arasına sıkıştırmış…

Gerçekten de bu yasaları ilgilendiren AİHS’nin 6. ve Anayasanın 36. maddeleri usul hukukunu yani adil yargılanma hakkına uygun yargılamayı içermektedir.

Buna göre AİHS ve AYM’de yazılı insan haklarını konu alan her yargılamada adil bir usul uygulanmalıdır.

Yani;

Mahkeme tarafsız ve bağımsız olmalıdır;

Davalar hakkaniyete uygun görülmelidir;

Kesin hüküm verilinceye kadar masumiyet hakkı tanınmalıdır;

Kişiye, kendisine karşı yapılan suçlamayı anlayacağı bir dil kullanılmalıdır;

Savunma için gerekli zamana sahip olunmalıdır;

Bir savunmandan faydalanma hakkı bulunmalıdır;

İddia tanıkları, çapraz sorguya alınabilmelidir;

İşte bunlar usul hukukunu ilgilendirmektedir.

Bu kurallar yerine getirilmemişse AİHM ve AYM ihlal kararı verir. Ve dosyayı bu usule uyulmak suretiyle yeniden yargılanma yapılması için ait olduğu mahkemeye gönderir. Mahkeme bu ihlalleri gidererek yeni bir yargılama yapar ve başdanışmanın dediği gibi ya kararında direnir ya da değişiklik yapar.   

İşte hazret bu konuya işaret ediyor.

Ediyor ama eksik söylüyor.

Çünkü AİHS ve Anayasada yer alan hükümler bunlardan ibaret değil.

Mahkemeler yukarıda yazılı hususları dikkate alarak hüküm verse dahi aşağıda yazılmış olan temel hak ve özgürlükler ihlal edilmişse hem AİHM hem de AYM’nin yine ihlal kararı vermesi gerekir. Bunun için de mahkemeler yeniden yargılama yapar ama yargılama sonunda mutlaka AYM’nin veya AİHM’nin karar ve belirlemelerine artık uymak zorundadırlar.

Yani;

AİHS’nin 6., Anayasanın 36. maddelerine yani adil yargılama kurallarına uygun yargılama yapılsa dahi;

Eğer;

AİHS’nin 2., AY’nin 17/1. maddesinde yazılı Yaşam Hakkı;

AİHS’nin 3., AY’nin 17/3. maddesinde yazılı İşkenceye Maruz Kalmama Hakkı;

AİHS’nin 4., AY’nin 18. maddesinde yazılı Zorla Çalışmama Hakkı;

AİHS’nin 5., AY’nin 19. maddesinde yer alan Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkı;

AİHS’nin 7., AY’nin 38. maddesinde yer alan Cezaların Yasallığı İlkesi;

AİHS’nin 8., AY’nin 20. maddesinde yer alan Özel ve Aile Hayatının Korunması Hakkı;

AİHS’nin 9., AY’nin 24. maddesinde yer alan Düşünce, Vicdan ve Din Özgürlüğü Hakkı;

AİHS’nin 10., AY’nin 25. Ve 26. maddelerinde yer alan Düşünce ve Kanaat; Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyetlerini Kullanma Hakkı;

AİHS’nin 11., AY’nin 33. maddesinde yer alan Dernek Kurma ve Toplantı Yapma Özgürlüğü Hakkı;

AİHS’nin 12., AY’nin 20. maddesinde yer alan Evlenme Hakkı;

AİHS Ek: 1. Nolu porotokolün 1. maddesinde yer alan Mülkiyet Hakkı;

Aynı protokolün 2. ve 3. maddelerinde yer alan Eğitim ve Serbest Seçim Hakları;

AİHS Ek: 6. Protokolünde yer alan Ölüm Cezasıyla Yargılanmama Hakkı…

Bu sınırlamalarla yapılan yargılamalar AİHS’nin 6., ve AY’nin 36. maddelerine yani Adil Yargılamaya uygun icra edilmesine rağmen; salt bu hakların ihlal edildiği tespit edilmişse; yine yeni bir yargılama yapılacak ama yukarıdakinden farklı olarak ve sonuçta AİHM ve AYM kararlarının ihlal tespitinin gereği mutlak olarak yerine getirilecektir.

İhlalin mahiyetine göre tahliye, beraat veya tazminat kararları vermek suretiyle AİHM ve AYM kararları uygulanacaktır.

Yani bu kararlar tam anlamıyla ulusal yargı organlarını bağlar. 

Peki TKP’nin derinlerinden gelip ultra liberalizmle devam ettikten sonra yerli ve milliliğin ve de dindarlığın timsalliğine soyunmuş olan bu başdanışman bunları bilmiyor mu?

Bildiğini ben biliyorum.

Başdanışman olmadan önce anlı şanlı anayasacılarla, sivil anayasa diye diye Anadolu’yu dolaşırken bunları öğrenmemesi mümkün değildir.

Bilmese bu kişi nasıl başdanışman olur!

Sayın AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanının, uygulanmayan AİHM kararları sonucu gündeme gelen yaptırımlar için bizi “ırgalamaz” demesi bu Başdanışmanının kendisine vermiş olduğu yanlış bilgiden kaynaklanıyorsa, buradan kendisini uyarmamız gerekir ki bir kez daha aldatılıyor.

Başdanışmana bir tavsiye de eski tanışıklığımız nedeniyle olsun; kendisinin danışanı AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanının bir özelliğini hatırlatayım; kendisinin manevra kabiliyeti çok gelişmiştir ve sürati de herkesçe malumdur. Ola ki gün gelir bir rejim değişikliği gerekir ve  parlamenter sisteme dönülebilir; AB ilişkilerimiz gerektirirse AİHM kararları artık “ırgalanabilir” mahiyete gelebilir. Cumhurbaşkanımız virajı çok kolay alabilir ama arkadan koşan başdanışman maazallah derin şarampollere maruz kalabilir.

Benden söylemesi.      

Görüldüğü gibi siyasetimizin dili bizim de dilimizi vurdu.

Affola….

- Advertisment -