Anasayfa / Haberler / ÇEVİRİ | İtalya üç Dünya Kupası’nı kaçırdı. Suçlu ülkenin göç politikaları mı?

ÇEVİRİ | İtalya üç Dünya Kupası’nı kaçırdı. Suçlu ülkenin göç politikaları mı?

New Yorker’da Albert Samaha yazdı: Fransa, Almanya ve İspanya kadrolarını göçmen çocuklarının yetenekleriyle yenilerken, neredeyse tamamen beyaz kalan İtalya, sıkı vatandaşlık yasalarının bedelini ödüyor olabilir.

İtalya’nın 2006 Dünya Kupası finalinde Fransa’yı yendiği gece, Mario de Rossi Puglia’daki küçük bir üniversitede sınavlarına çalışıyordu. Ertesi gün sınavı vardı ama yine de kendini kutlama için meydana attı; gece geç saatlere kadar sokaktaydı. Ertesi sabah sınava uykusuz gözlerle, üzerinde Azzurri formasıyla girdi.

O günlerde İtalya, dört Dünya Kupası şampiyonluğuyla Avrupa’nın en başarılı futbol ülkesiydi. Bugün kırk yaşında, uluslararası futbolcu transferleri konusunda uzmanlaşmış bir menajer olan de Rossi, “O zamanlar futbol dünyasının merkezindeydik” diyor. “Ve şimdi bakınca, neredeyse geri döndürülemez gibi görünen düşüşün tam da oradan başladığını düşünmek insanı sarsıyor.”

İtalya, sonraki iki Dünya Kupası’nda, 2010 ve 2014’te, tarihine yakışmayan performanslarla grup aşamasında elendi. Ardından 2018 Dünya Kupası öncesinde akıl almaz olan gerçekleşti: İtalya turnuvaya katılamadı. Bu, İtalyan futbolu için ulusal bir skandaldı; dibe vuruş sanıldı. Ta ki dört yıl sonra aynı şey bir kez daha yaşanana kadar.

2026 Dünya Kupası elemelerine girilirken, daha önce hiçbir eski dünya şampiyonu üst üste üç turnuvayı kaçırmamıştı. Fransa, İspanya, İngiltere, Almanya, Portekiz, Belçika ve Hollanda gibi İtalya’nın Avrupa’daki geleneksel rakipleri elemelerde rahat ilerlerken, İtalya yine zorlandı. Sonunda Kuzey İrlanda ve Bosna-Hersek gibi daha küçük ülkelerle play-off oynamak zorunda kaldı.

Norveç karşısında alınan iki yenilginin ardından İtalya’nın Dünya Kupası bileti için son şansı, 31 Mart’ta Zenica’da Bosna-Hersek’e karşı oynanan tek maçlık finaldi. Bosna-Hersek, yalnızca otuz dört yıllık bir ülkeydi; nüfusu İtalya’nın yaklaşık yirmide biri kadardı ve tarihinde sadece bir kez Dünya Kupası’na katılmıştı.

İtalyan forvet Moise Kean’in erken golü kısa süreli bir umut yarattı. Ancak Bosna-Hersek 79. dakikada eşitliği yakaladı, ardından penaltılarda kazandı. Zenica’da tribünler sevinçten yıkılırken, Adriyatik’in öbür yakasında İtalya’yı sert bir hesaplaşma bekliyordu.

Maçtan sonra de Rossi’nin telefonu susmadı. “Meslektaşlar, futbol sektöründen insanlar, kulüp yöneticileri, arkadaşlar… Herkes arıyor, mesaj atıyordu” diyor. İtalya’nın dört bir yanında televizyonlarda, podcast’lerde, yemek masalarında, barlarda, WhatsApp gruplarında ve forumlarda aynı öfkeli soru tartışılıyordu: İtalya’nın efsanevi futbol düzeni Avrupa’nın geri kalanının bu kadar gerisine nasıl düştü?

Cevap arayan çoktu, teori de çoktu. Kimileri suçu gol atmaktan çok temkinli kalmayı önceleyen eski moda teknik direktörlerde buluyordu. Kimileri gençlerin artık eskisi kadar futbola ilgi duymadığını söylüyordu. Kimilerine göre sorun, Serie A kulüplerinin kadrolarını yabancı oyuncularla doldurması, İtalyan gençlerin ise yedek kulübesinde çürümesiydi.

De Rossi’ye göre ise meselenin kökü, futbol dünyasında pek az kişinin açıkça konuşmak istediği bir yerde yatıyordu: İtalya’nın genç oyuncu havuzu, ırkçı göç ve vatandaşlık politikaları yüzünden daralıyordu.

“Herkes başını başka yöne çeviriyor, çünkü bakmak istemiyor” diyor. “Dünyanın değiştiğini görmek istemiyorlar.”

Fransa ve İspanya gibi Avrupa’nın önde gelen milli takımları, kıtadaki yeni göç dalgalarının izlerini kadrolarında taşırken, İtalya hâlâ neredeyse tamamen beyaz bir takım görüntüsü veriyor. Takımın başarısızlıkları arttıkça bu farkı görmezden gelmek de zorlaşıyor.

Herkes İçin Spor İtalyan Derneği’nin politika direktörü Daniela Conti’ye göre milli takımın bu tek renkli yapısı, “bu ülkede yaşayan gençlerin” büyük bir bölümünü dışarıda bırakan yasa ve uygulamaların sonucu. Conti, “Futbol, toplumda olan biteni birebir yansıtıyor” diyor.

İtalya, Avrupa’nın en yaşlı nüfusuna sahip ülkesi. 2004 yılında 41 olan medyan yaş, 2024’te 49’a yükseldi; bu da Avrupa Birliği ortalamasının dört yaş üzerinde. Dolayısıyla 15 yaş altındaki nüfus giderek küçülüyor.

Ancak asıl dikkat çekici nokta şu: Fransa, Almanya ve İspanya gibi ülkeler yaşlanan nüfusun yarattığı açığı göçmenler ve onların çocuklarıyla telafi ederken, İtalya vatandaşlık konusunda çok daha katı bir politika izliyor. İtalyan kökenli olmayanlar, ülkede doğmuş olsalar bile vatandaşlığa ulaşmakta ciddi engellerle karşılaşıyor. Vatandaş olmayanlar ise doğal olarak milli takımda forma giyemiyor.

Üstelik İtalyan futbolunu yöneten isimlerin bir bölümü de uzun yıllar bu dışlayıcı anlayışı açıkça savundu. Milli takım altyapısını 2010-2014 arasında yöneten Arrigo Sacchi, 2015 yılında altyapılarda “çok fazla siyah oyuncu bulunduğunu” söyleyerek “İtalya artık onurunu ve gururunu kaybetti” ifadelerini kullanmıştı. 2014-2017 yılları arasında İtalya Futbol Federasyonu Başkanı olan Carlo Tavecchio ise siyah futbolcular hakkında kullandığı ırkçı ifadeler nedeniyle FIFA tarafından altı ay boyunca tüm görevlerden men edilmişti.

İtalya, 2003 yılında futbol federasyonu da dahil kamu kurumlarındaki ayrımcılık iddialarını incelemek için Irk Ayrımcılığıyla Mücadele Ulusal Ofisi’ni kurdu. Kurumun Genel Müdürü Mattia Peradotto ise milli takımın başarısızlığı ile ırkçılık arasında bir bağ kurulmasına katılmıyor.

“Böyle bir yorumu ilk kez duyuyorum” diyen Peradotto, “Daha az çeşitliliğe sahip bir kadronun yapısal ırkçılığın sonucu olduğunu düşünmüyorum. Bu ikisi arasında doğrudan bir ilişki göremiyorum” ifadelerini kullandı.

Peradotto’ya göre Fransa ve İngiltere gibi eski sömürge imparatorluklarıyla İtalya’yı karşılaştırmak da doğru değil. Çünkü bu ülkeler çok daha erken dönemlerde büyük göç dalgaları yaşadı. Ayrıca İtalya’nın genç milli takımlarında Avrupalı olmayan kökenlerden gelen oyuncuların sayısının her geçen yıl arttığını, bunun da devletin dezavantajlı mahallelerde spor tesislerine yaptığı yatırımların sonucu olduğunu savunuyor. Milli takımın yıldız ismi Moise Kean’in de Fildişi Sahili kökenli bir ailenin çocuğu olduğunu hatırlatıyor.

Ancak Bosna-Hersek karşısında İtalya’nın tek golünü atan Kean, aynı zamanda sahaya çıkan tek siyah İtalyan oyuncuydu. Sakatlığı nedeniyle eleme maçlarının yarısını kaçırmasına rağmen takımın en golcü ismi olmayı başardı.

Kaçırdığı maçlardan biri, Norveç’in İtalya’yı 4-1 yendiği karşılaşmaydı. Avrupa’nın en kuzeyindeki ülkelerden biri olan Norveç sahaya Afrika kökenli iki futbolcuyla çıkarken, Akdeniz’in kapısındaki ve nüfusu Norveç’in yaklaşık on katı olan İtalya’nın kadrosunda tek bir siyah oyuncu bile yoktu.

Riccardo Bia ise bu yıl umutluydu. Babasıyla birlikte yönettiği menajerlik şirketi yüzden fazla İtalyan futbolcuyu temsil ediyor; bunlardan biri de milli takım formasını giyiyor. Ona göre İtalya’nın Dünya Kupası’na katılacak kadar yeteneği vardı.

“Muazzam bir hayal kırıklığı yaşadık” diyor.

Sorunu düşündüğünde aklına geçen yıl izlediği Coppa Italia finali geliyor: Milan-Bologna maçı. İlk 11’lerde sahaya çıkan 22 futbolcudan sadece üçü İtalyandı.

“Serie A’da çok fazla yabancı oyuncu var” diyor Bia. Ona göre milli takımı yeniden ayağa kaldırmanın yolu, kulüpleri genç İtalyan futbolculara daha fazla süre vermeye zorlayacak kurallar getirmekten geçiyor.

Asıl korkusu ise daha büyük: Çocukların artık tuttukları takımın oyuncularını bile tanımadığı bir kuşağın yetişmesi.

“Yeni neslin futbola olan tutkusunu kaybetmesinden endişe ediyorum” diyor.

Bu görüş bugün İtalya’da neredeyse ortak kabul görüyor. Televizyon yorumcularından gazete köşe yazarlarına, internet forumlarından futbol programlarına kadar pek çok kişi milli takımın gerilemesini Serie A’daki yabancı oyuncu sayısıyla açıklıyor. Irk Ayrımcılığıyla Mücadele Ulusal Ofisi’nin Genel Müdürü Peradotto da en üst düzey kulüplerde yeterince İtalyan oyuncu bulunmamasının milli takımın rekabet gücünü olumsuz etkilediğini düşünüyor.

Bu tartışmanın kökleri ise neredeyse bir asır öncesine uzanıyor. 1922’de iktidara gelen Benito Mussolini, futbolu ulusal kimlik inşasının önemli araçlarından biri olarak gördü. O yıllarda henüz 60 yıllık bir devlet olan ve her yıl yüz binlerce vatandaşını göç nedeniyle kaybeden İtalya için futbol, birleştirici bir güçtü. Mussolini yönetimi yeni stadyumlar inşa etti, yabancı futbolcuların oynayamadığı Serie A’yı kurdu ve 1934 Dünya Kupası’na ev sahipliği yaptı. İtalya o turnuvayı kazandı, ardından 1936 Olimpiyat altın madalyasını ve 1938 Dünya Kupası’nı da alarak futbolun zirvesine çıktı.

İtalya, Fransa’nın Gerisinde Nasıl Kaldı?

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Serie A yeniden yabancı futbolculara açıldı. Ancak 1958 Dünya Kupası’na katılamamak ve 1966’da Sovyetler Birliği ile Kuzey Kore karşısında alınan tarihi yenilgilerin ardından lig, yabancı oyuncu yasağını yeniden yürürlüğe koydu.

Sonuç kısa vadede başarılı oldu. İtalya 1970 Dünya Kupası’nda finale yükseldi, 1982’de ise üçüncü kez dünya şampiyonu oldu.

Ancak aynı dönemde Serie A, yabancı oyunculara yönelik katı kuralları kademeli olarak gevşetmeye başladı. 1988’e gelindiğinde kulüpler üç yabancı oyuncu oynatabiliyordu. Yedi yıl sonra ise bir mahkeme, Avrupa Birliği ülkelerinden gelen futbolcular için bu kotaların uygulanamayacağına karar verdi. Böylece İtalya’ya dünyanın dört bir yanından yetenekli oyuncuların akışı başladı ve bu süreç hiçbir zaman durmadı.

Mario de Rossi’ye göre bunun nedeni basit:

“Bugün İtalya’da oynayan yabancılar, İtalyan oyunculardan daha iyi.”

Futbol menajeri Riccardo Bia ise çözümün belirli sayıda İtalyan oyuncuyu zorunlu kılan bir kota sistemi olabileceğini düşünüyor. Ama ona göre sorun yalnızca yabancı oyuncular değil.

Altyapı tesisleri yıllardır yeterli yatırım alamıyor. Genç futbolcuları yaratıcılıktan uzaklaştıran, risk almayan ve hücum futbolunu körelten anlayış hâkim. Üstelik çocuklar artık eskisi gibi sokakta saatlerce top oynamıyor.

Bia’nın babası, Serie A’da Napoli forması giymiş eski bir futbolcu. Ona sürekli çocukluğunu mahallenin sokaklarında top peşinde geçirerek büyüdüğünü anlatıyor.

“Belki de artık çocukların dışarıda oynaması güvenli değil” diyor Bia. “Zaman değişti.”

Fransa’nın Yükselişi

Bia’ya göre İtalya’nın gerilemesini anlamak için 2006 Dünya Kupası finalinden bugüne Fransa’nın geçirdiği dönüşüme bakmak yeterli.

1998’de ilk Dünya Kupası’nı kazanan Fransa, son yirmi yılda dünya futbolunun en güçlü ülkelerinden biri haline geldi. 2018’de yeniden şampiyon oldu, 2022’de final oynadı ve 2026 Dünya Kupası’na da yıldızlarla dolu bir kadroyla geliyor.

Kadronun önemli bölümü, 2025 UEFA Şampiyonlar Ligi şampiyonu Paris Saint-Germain’in oyuncularından oluşuyor. Üstelik hiçbir İtalyan kulübü son 16 yılda bu kupayı kazanamadı.

Bia, Fransa’nın başarısında göçmen kökenli oyuncuların belirleyici rol oynadığını düşünüyor.

“Daha fazla göç alan bölgelerden geliyorlar” diyor.

“Muhtemelen sokakta futbol oynayarak büyüyorlar. Çoğu ekonomik olarak zor şartlardan geliyor ve önlerine çıkan fırsatı değerlendirmek için büyük bir açlıkla mücadele ediyor. Bugün Fransa’nın dünyanın en iyi milli takımlarından biri olmasının nedenlerinden biri de bu.”

“Sorun Yabancılar Değil, Vatandaşlık”

Bosna-Hersek yenilgisi sonrası Roma’da yaşayan futbol tutkunu ve spor sosyoloğu Davide Valeri de gece boyunca uyuyamadı.

“Instagram’ı açtım, ardından YouTube’u ve Twitter’ı. Saatlerce podcast dinledim, taktik analizleri ve istatistikleri okudum” diyor.

Valeri’ye göre İtalya’da hâkim anlatı yanlış bir noktaya odaklanıyor.

“Burada herkes Serie A’da çok fazla yabancı olduğu için kaybettiğimizi söylüyor. Oysa mesele tarih ve vatandaşlık politikalarıyla doğrudan bağlantılı.”

2006 Dünya Kupası’nda final oynayan Fransa kadrosunun yarısından fazlası Afrika kökenli oyunculardan oluşuyordu ve sonraki yıllarda da bu tablo değişmedi. Bu futbolcuların büyük bölümü, Fransa’nın eski sömürgelerinden gelen ailelerin çocuklarıydı.

Modern İtalya kurulmadan önce Fransa dünyanın dört bir yanında sömürgeler kurmuş, bu ülkelerle uzun süreli insani bağlar geliştirmiş ve zaman içinde bu toplulukların önemli bir bölümüne Fransız vatandaşlığı tanımıştı.

İtalya da Somali, Eritre, Libya ve Etiyopya’yı işgal etmişti. Ancak bu ülkelerden göçü hiçbir zaman teşvik etmedi.

Teresa Fiore bu farkı şöyle özetliyor:

“Fransa ve İngiltere’deki göç dalgaları büyük ölçüde eski sömürgelerden geldi. İtalya’nın hikâyesi ise farklı. İtalya kendisini sömürge geçmişiyle yüzleşmek zorunda hisseden bir ülke olarak görmüyor. Bu yüzden kendini yeniden tanımlama baskısını da yaşamıyor.”

1980’ler ve 1990’larda Afrika ve Asya’dan on binlerce kişi İtalya’ya yerleşmeye başladı. Bu, uzun yıllar boyunca göç veren bir ülke olan İtalya için yeni bir deneyimdi.

1992’de çıkarılan vatandaşlık yasası görünüşte yurtdışındaki İtalyan diasporasının geri dönüşünü kolaylaştırıyordu. Ancak aynı zamanda İtalyan kökenli olmayan göçmen ailelerin çocukları için vatandaşlığa erişimi zorlaştırıyordu.

İtalya’da doğan göçmen çocukları otomatik olarak vatandaş olamıyor; yalnızca 18 yaşına girdikten sonraki bir yıllık süre içinde başvuru yapabiliyor.

Bu sistemden etkilenen isimlerden biri de Mario Balotelli’ydi.

Palermo doğumlu Balotelli, 17 yaşında Inter formasıyla Serie A’da oynamaya başladı. Ancak Ganalı anne ve babası nedeniyle İtalya Milli Takımı’nda forma giyebilmek için bir yıl daha beklemek zorunda kaldı.

Bir maçında tribünlerde açılan pankartta ise şu yazıyordu:

“Siyah İtalyan diye bir şey yoktur.”

Balotelli, vatandaşlık aldıktan sonra 2011 yılında İtalya Milli Takımı adına gol atan ilk siyah futbolcu olarak tarihe geçti.

Göç Alan Ülkeler Kazandı, İtalya Yerinde Saydı

Son on beş yılda İspanya da köklü bir dönüşüm yaşadı. Bir zamanlar İtalya’dan daha az göçmen kabul eden ülke, bugün yaklaşık üç kat daha fazla göç alıyor.

2010 Dünya Kupası’nı tamamen beyaz bir kadroyla kazanan İspanya, 2026 Dünya Kupası elemelerinde ilk 11’inde Afrika kökenli üç oyuncuya yer verdi. Bunlardan biri de annesi Faslı, babası Ekvator Gineli olan 18 yaşındaki yıldız Lamine Yamal’dı.

Almanya da benzer bir değişim geçirdi. 2010 yılında yaş yapısı ve göç düzeyi bakımından İtalya’ya oldukça benzeyen ülke, sonraki beş yılda iki katından fazla göçmen kabul etti. Bugün Almanya’nın medyan yaşı İtalya’dan üç yaş daha genç.

2014 Dünya Kupası’nı kazanan Alman takımının ilk 11’inde Gana, Tunus ve Türkiye kökenli göçmen ailelerin çocukları yer alıyordu. Bugünkü Alman Milli Takımı’nda ise Afrika veya Asya kökenli 11 futbolcu bulunuyor.

2014 Dünya Kupası’nı kazanan Almanya’nın takım menajeri Oliver Bierhoff da geçen ay La Gazzetta dello Sport’a verdiği röportajda aynı noktaya dikkat çekti.

“Almanya ve Fransa, göçmen ailelerin çocukları sayesinde büyük ilerleme kaydetti” diyen Bierhoff, modern futbolda teknik kadar sosyal dinamiklerin de belirleyici olduğunu vurguladı.

“Nasıl bir hayat yaşadığınız, nereye ulaşmak istediğiniz ve daha genç yaşta ne kadar fedakârlık yapmaya hazır olduğunuz çok önemli. Yeni gelenlerin sahip olduğu açlık ve mücadele isteğine herkesin ihtiyacı var.”

“Dört Buçuk Milyon Potansiyel Sporcuyu Kaybettik”

İtalya’da spor yöneticileri de mevcut vatandaşlık yasalarının ülke sporuna zarar verdiğini açıkça dile getiriyor.

2017 yılında İtalya Ulusal Olimpiyat Komitesi Başkanı Giovanni Malagò, son 15 yılda ülkenin 14-19 yaş aralığında yaklaşık 4,5 milyon potansiyel sporcuyu kaybettiğini söyledi.

Dört yıl sonra ise vatandaşlık başvurularındaki bürokratik süreci “Dante’nin cehennemini andıran bir labirent” diye tanımladı.

Çeşitlilik Futbol Dışındaki Sporlarda Görünüyor

Göçmen kökenli sporcuların başarısı İtalya’da aslında yeni bir olgu değil.

Eski İtalya Boks Federasyonu Genel Sekreteri Alberto Tappa, iki yaşına gelmeden İtalya’ya gelen ve 2023 ile 2025 dünya şampiyonalarında madalya kazanan Tunus doğumlu boksör Sirine Charaabi’ye vatandaşlık verilmesi için hükümete açık çağrıda bulundu.

Son iki Olimpiyat’ta İtalya adına madalya kazanan atletizm sporcuları arasında Senegalli ve Nijeryalı göçmen ailelerin çocukları bulunuyor.

2021 Avrupa şampiyonu olan kadın voleybol milli takımında Nijerya ve Fildişi Sahili kökenli oyuncular yer alıyor.

Bu yıl ilk kez T20 Dünya Kupası’na katılan İtalya kriket milli takımında Güney Asya kökenli sporcular forma giyiyor.

2024 Olimpiyat şampiyonu ve Wimbledon finalisti tenisçi Jasmine Paolini’nin de Ganalı bir dedesi var.

“The Balotelli Generation” kitabının yazarı sosyolog Max Mauro’ya göre tablo çok açık:

“Bu çeşitliliği boks, atletizm, voleybol, tenis ve krikette görebiliyorsunuz. Ama sıra ülkenin en görünür ve en sembolik sporu olan futbola geldiğinde aynı manzarayla karşılaşmıyorsunuz. Asıl soru da bu: Futbol neden farklı?”

Milli Takım Gerçekten Ayrımcılık mı Yapıyor?

Elbette vatandaşlık sahibi olmak tek başına milli takım formasını garantilemiyor.

Bir oyuncunun seçilip diğerinin dışarıda bırakılmasının teknik, taktik ve sportif birçok gerekçesi olabilir.

İtalyan futbolu üzerine kapsamlı çalışmalarıyla tanınan tarihçi John Foot da milli takım yönetiminin bilinçli şekilde ırkçı davrandığını söylemenin mümkün olmadığını belirtiyor.

Ancak ona göre gözden kaçan önemli isimler var.

Özellikle İngiltere’de üst düzey futbol oynayan Wilfried Gnonto, Caleb Okoli ve Destiny Udogie gibi siyah İtalyan futbolcuların milli takımda çok daha fazla forma şansı bulabilecek kapasitede olduklarını düşünüyor.

Yeni Başkanın Önündeki Asıl Sınav

İtalya’nın Dünya Kupası dışında kalmasının ardından federasyon başkanı ve milli takım teknik direktörü istifa etti.

Şimdi seçilecek yeni yönetimin önünde iki büyük görev bulunuyor: Hem yeni İtalyan yetenekleri yetiştirmek hem de bu oyuncuların İtalya’yı seçmesini sağlamak.

Sosyolog Davide Valeri’nin aklındaki örneklerden biri, Nijeryalı göçmen bir ailenin çocuğu olarak Aversa’da doğan genç Serie A savunmacısı Honest Ahanor.

Şubat ayında 18 yaşına girerek İtalyan vatandaşlığı kazanan Ahanor, kısa süre sonra Lüksemburg ve Yunanistan maçları için A Milli Takım aday kadrosuna çağrıldı.

Ancak aynı futbolcuyu, üst üste iki Dünya Kupası’nı kaçıran Nijerya da kadrosuna katmak istiyor.

Valeri’nin sorusu şu:

“Gelecekte bu genç oyuncular, en büyük sahnede oynama şansını hangi ülkenin daha fazla sunacağına bakarak farklı tercihler yapmaya başlayacak mı?”

Moise Kean’in Hikâyesi

Milli takımın bugünkü yıldızı Moise Kean, bu tartışmanın en dikkat çekici örneklerinden biri.

Anne ve babası Fildişi Sahili’nden göç etmiş olsa da Kean doğduğunda ailesi uzun süredir İtalya’da yaşadığı için vatandaşlık hakkını kazanmıştı. Böylece Kean doğuştan İtalyan vatandaşı oldu.

10 yaşında Juventus altyapısına girdi, 15 yaşında genç milli takımlara seçildi, 18 yaşında ise A Milli Takım formasını giydi.

2026 Dünya Kupası elemelerinde beş maçta altı gol attı.

Bireysel olarak olağanüstü bir performans sergilese de bu, İtalya’yı Dünya Kupası’na taşımaya yetmedi.

Kean’in ailesinin kökenlerinin bulunduğu Fildişi Sahili ise turnuvaya katılmayı başardı.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın