Karantina süreci çocuklarımızı nasıl etkiliyor?

İşsizlik, parasızlık, kapatılmışlık derken kendi dertlerimiz üzerinde fazlaca yoğunlaştık ama acaba çocuklarımız bu süreçten nasıl etkileniyor? David Robson’ın 4 Haziran’da BBC sitesinde yayımlanan kapsamlı araştırması alarm verici olgular ve tahminlerle dolu. Bu önemli yazıyı Neyyir Berktay’ın çevirisiyle sunuyoruz.

Bugünkü çocuklar ve ergenler büyüdüklerinde kendilerini, hayatları daima bir global pandeminin gölgesinde kalacak bir ‘kayıp kuşak’ olarak mı görecekler?

Covid-19’un gençleri etkileme yollarının en görünür ve en tartışmalı olanı, okulların kapanması. UNESCO’ya göre, şu ana kadar 190 ülkede yaklaşık 1,6 milyar öğrencinin, yani dünyadaki okul çağı nüfusunun yüzde 90’ının eğitimi etkilendi. Bu yazı yazılırken bu çocukların yaklaşık yarısının okullarının açılmasına ilişkin net planlar yoktu.

Okulların kapanmasının virüsün geneldeki yayılmasının kontrol altına alınmasında tam olarak nasıl bir rol oynadığına ilişkin yoğun tartışmalar yapılıyor. Yeni koronavirüsün Wuhan’da ilk kez saptanmasından bu yana 5 ayı biraz geçti. Yani, virüsün bulaşmasını ve alınan her bir önlemin etkisini açıklayan veriler hâlâ yarım yamalak.

Nottingham Üniversitesi halk sağlığı ve epidemiyoloji bölümünden Richard Armitage’a göre, okulların kapanmasının etkisi hakkındaki bu haklı bilimsel sorular, okulların vaktinden önce açılmasının mazereti olmamalı: “Kanıt yokluğu, yokluğun kanıtı olmak zorunda değil.”

Ne de olsa, bulaşma riski kalabalık iç mekânlarda daha yüksek; tehlike çocuklar için onlara ders veren yetişkinler için olduğu kadar fazla olmayabilir, ama sayıları çok küçük olsa da bazı pediatrik vakalarda virüsün son derece güçlü bir reaksiyona yol açtığı da anlaşılıyor. En önemlisi, çocuklar virüsü toplumun en kırılgan mensuplarına, ninelerine ve dedelerine geçiren taşıyıcılar olabilir. Ne de olsa, hijyene büyük önem verdikleri söylenemez.

Bunların hepsi bir arada, önümüzdeki birkaç ay boyunca çocukların çoğunun normal koşullara tam olarak dönmesini beklenir olmaktan çıkarıyor. Karantinada tecrit edilmiş olarak yaşamanın getirdiği diğer stres unsurlarıyla birleştiğinde ise bu, bilişsel, duygusal ve toplumsal gelişmelerini geciktirmek gibi ciddi sonuçlara yol açabilir. Ergenlik çağının en kritik dönemlerinde olanlar için akıl hastalığı riskini bile arttırabilir.

Bütün bu etkenlerden en fazla etkilenecekler en yoksullar olduğu için, sokağa çıkma kısıtlamalarının bütün dünyada varolan eşitsizlikleri arttırması ve bunun yıllar sürecek etkilerinin olması bekleniyor. Armitage’a göre, “Burada en büyük bedeli dezavantajlı çocuklar ödeyecek, en çok onlar geriye düşecek ve pandemi tehlikesi ortadan kalktığında ‘yetişmek’ için en az kaynağa onlar sahip.”

Belçika’nın Leuven Üniversitesi sosyologlarından Wim Van Lancker gibi bazı uzmanlar daha da ileri giderek, bunu “oluşmakta olan bir toplumsal kriz” olarak değerlendiriyor.

O halde olgular ne? Ve çok geç olmadan bu sorunları hafifletmek için ne yapılabilir?

Başarı uçurumu

Önce çocuğun entelektüel gelişimi üzerindeki etkileri ele alalım.

Bu etkiye ilişkin bazı ipuçları kar nedeniyle yaşanan kısa süreli tatillerle ilgili çalışmalardan elde edilebilir. Washington DC’deki American University’de kamu yönetimi profesörü olan Dave Marcotte 2007’de Maryland’deki üçüncü, beşinci ve sekizinci sınıf öğrencilerinin standart test sonuçlarını incelemişti. Okulların kapanmasından en çok etkilenenler en küçük öğrencilerdi; kaybedilen her gün, okuma ve matematikte istenen sonuçlara ulaşan çocuk sayısını yüzde 0,57 oranında azaltıyordu. Öğrenciler kötü hava koşulları nedeniyle ortalama 5 gün kaybetmişti ve bu genel başarısızlık oranını yüzde 3 oranında arttırmıştı. Bu ise 30 öğrencili bir sınıfta kabaca bir çocuk anlamına geliyordu.

Açık ki, eğitime kısa süreyle ara verilmesi bile uzun süreli bir etki yaratabiliyor. Güncel krizde ise dikkate alınması gereken sadece kaçırılan öğrenme fırsatları değil. Daha ciddi kaygı, okulların uzun sürelerle kapanması durumunda birçok çocuğun bildiklerini unutmaya başlaması. Bu gerilemenin onarılması çok daha zor olacak.

Marcotte çocukların okul yılı boyunca gösterdikleri gelişime ilişkin araştırmalara dikkat çekiyor. Bekleneceği üzere, çocukların çoğu dönem boyunca düzenli bir ilerleme kaydediyor, uzun yaz tatili boyunca ise, özellikle matematik gibi alanlarda bu durum, kimi zaman radikal şekilde tersine dönebiliyor. Marcotte’a göre, “ABD’de, akademik yıl boyunca kazanılanın yaklaşık yüzde 25’i yazın kaybediliyor.”

Okullar Eylül’e kadar açılmazsa birçok çocuk üst üste 20 haftayı aşkın süre boyunca okuldan uzak kalmış olacak ve bu şimdiye kadar görülmemiş bir süre. Dolayısıyla varolan verilerden ekstrapolasyon yapmak (yıllık serilere dayanarak o yıllar dışında kalan bir yılın değerini tahmin etmek –Serbestiyet) mümkün değil.

“Öğrenme kaybı artışının lineer bir çizgi mi izleyeceğini yoksa birikimli bir şekilde artarak daha bile büyük mü olacağını bilmiyoruz,” diyor Marcotte. Eğitime ayrılan zamanın yetişkinlerin zekâsını belirlediği dikkate alınırsa, bu, çocukların bilişsel becerileri üzerinde ömür boyu sürecek ciddi etkiler yaratabilir.

Marcotte, uzaktan eğitim girişimlerinin bu dezavantajın önüne geçilmesine yardımcı olabileceğini ummakla birlikte farkın tamamen giderilebileceği konusunda kuşkulu: “Gerçek dünyada bağlantılar kurmak, akranlarla zaman geçirmek ve derslere yoğunlaşmak, aynı odada ve meşgul olduğunuzdan çok daha kolay.”

Marctte’a göre, en kötü senaryoda bazı öğrenciler, normal bir okul tatilinde gerçekleşecek olandan bile daha fazla gerileyebilir, çünkü müzik dersi, müze ve kütüphane ziyareti ya da yaz kampı gibi entelektüel olarak geliştirici faaliyetlerden de yararlanamayacaklar. Okulda öğrendiklerini düzenli bir şekilde pekiştirmeye ve dünyaya ilişkin genel bilgi ve kavrayışlarını genişletmeye dönük bu olanakları olmayacak.

Derinleşen eşitsizlikler

Çocukların hepsi aynı şekilde etkilenmeyecek. Bu da bazı uzmanların eğitim başarısı açısından zengin ve yoksul aileler arasında zaten çok ciddi boyuttaki uçurumun derinleşeceğinden korkmasına yol açıyor.

Örneğin, ABD’de yaz tatillerindeki öğrenme kaybının çocuğun koşullarına bağlı olduğunu biliyoruz. Bazı araştırmalara göre, daha zengin çocukların okuma becerileri bu dönem boyunca gelişirken, tatil boyunca daha az eğitim kaynağı olan yoksul ailelerde daha büyük kayıp yaşanıyor.

Devletler evde eğitimi teşvik etmeye çalışıyor, ancak bu, okulun kaynaklarına erişebilmek için iyi bir bilgisayar, güvenilir internet bağlantısı ve çalışmak için sakin bir oda gerektiriyor. Evde eğitim, anne babanın derslere yardım edebilmelerini sağlayacak yeterlilikte eğitimli oldukları ve yeterli zamana sahip oldukları varsayımına dayanıyor. “Ne yazık ki bu varsayım her zaman geçerli değil ve bu, birçok çocuğun, özellikle dezavantajlı koşullardakilerin akademik gelişiminin okulların kapalı olduğu sürede duracağı ve başarı uçurumunun derinleşeceği anlamına geliyor” diyor Armitage. İngiltere’de yapılan yeni bir araştırma da zengin ailelerin çocuklarının evde eğitimine yoksul ailelerinkinden yüzde 30 oranında daha fazla zaman harcandığını ortaya koyuyor.

Van Lancker de, sessiz bir çalışma alanı ve internet bağlantısının birçok kişi için büyük bir sorun oluşturduğuna katılıyor: “Yoksulluk içinde ve fazla kalabalık evlerde yaşayan çocuklar için pek sağlanabilir koşullar değil bunlar. Birkaç ay sürecek çok çok uzun bir dönemle karşı karşıyayız. Bu sürede dezavantajlı çocuklar pek bir şey öğrenememiş olabilecek ve gelecek dönem okullar açıldığında uçurum derinleşmiş olacak.”

Evlere kapanmanın, ikinci dillerini ev dışında  öğrenme ve pratik yapma olanağı kısıtlanacak ilk kuşak göçmenlerin çocuklarını daha da fazla etkilemesi sözkonusu olabilir.

Bu eşitsizlikler okullar açılmaya başladığında da ortadan kalkmayacak. Londra’da bir düşünce kuruluşu olan Institute for Fiscal Studies’de Alison Andrew, Sarah Cattan, Monica Costa Dias ve meslektaşları tarafından yapılan bir araştırmaya göre İngiltere’de yoksul aileler çocuklarının eğitime dönmesine izin verme konusunda daha isteksiz: “Coronadan sağlık açısından en çok kimlerin etkilendiği hakkında ortaya çıkmakta olan bilgilere göre yoksul bireylerin maruz kalma olasılığı daha yüksek. Ve bu yoksul ailelerdeki bireylerin kaygısını arttırıyor olabilir.”

Virüsün işini kaybetme gibi ekonomik etkilerinin genelde yoksulluğu arttıracağını akılda tutmakta yarar var. Bu artan sınıf ayrımlarını telafi etmek için bir şey yapılmazsa etkileri yıllar sürebilir. “Ne kadar gençseniz, yetişkin döneminize uzanan etkilerin olma ihtimali o kadar yüksek. Bu etkilerin zaman içinde katlanacağını biliyoruz,” diyor Van Lancker.

Akıl sağlığı

Bu kapatmaların en bâriz kurbanı çocuğun entelektüel gelişimi olsa da, tehlikede olan tek şey o değil.  Öğrenciler arasında akıl sağlığı bozulmasını genellikle ilk fark eden ve onları tedaviye teşvik eden öğretmenler olur ve birçok okul rehberlik ve psikoterapi olanağı da sunar. Örneğin ABD’de ergenlerin yaklaşık yüzde 13’ü psikolojik tedaviyi okullarında alır. Psikolojik sorunları nedeniyle tedavi gören kırılgan ergenlerin yüzde 35 gibi ciddi bir bölümü için tek destek kaynağı okullarıdır.

Uzaktan bir miktar yardım sağlanabilir, fakat ‘telepsikolojik sağlık hizmetleri’ ideal olmaktan uzak, tam da uzaktan öğrenmeyi güçleştiren engellerle karşı karşıya olunduğu için. “Psikolojik sağlık hizmetleri bir de belli bir mahremiyet gerektirir ve bütün ailelerin bunu sağlayacak ev düzeni yok,” diye açıklıyor Minnesota Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu’ndan Ezra Golberstein. Bir kere daha, muhtemelen en fazla zarar görecek olanlar en yoksul aileler olacak.

Öğrencilerle düzenli temasta olmadıklarından öğretmenler ve psikolojik danışmanlar da olası istismar vakalarını bildiremeyecek. Armitage’a göre, “birçok çocuk için ev hoş olmayan, istenmeyen ve güvenli olmayan bir yer ve okul çok ihtiyaç duyulan bir sığınak.”

Golberstein Mart ve Nisan 2020’de istismar vakası iddialarının yüzde 27 oranında azaldığını gösteren bir Florida verileri analizine işaret ediyor. Bu dönemde istismarcıların kötü davranışlarından vazgeçmiş olmaları pek mümkün değil, bu da okulların kapanmasıyla çok sayıda vakanın bildirilmediğini gösteriyor.

Üzücü gerçek şu ki, pandemi sırasında çocuk istismarı ve her türlü ev içi istismar muhtemelen arttı. Van Lancker şöyle diyor: “İnsanlar aşırı kalabalık evlere kapanırsa ve yoksunluk içinde yaşarsa bu ev içi istismar olasılığının artmasıyla bağlantılıdır.” Ve en azından kısa bir an için bu suçların birçoğunu pandemi gizleyebilir.

Ergenliğin akıl sağlığı sorunlarının gelişimi ve tedavisi için kritik bir dönem olduğu kabul edilmekedir. Bu sorunlar tedavi edilmezse sonraki yıllarda çözülmeleri çok daha zor olabilir.

Gelişmenin durması

Salgınındaha geniş çaplı sonuçları -bir küresel pandemi sırasında büyümenin yol açtığı kaygı ve aile bireyleri için duyulan korku dahil- görülecek. Öte yandan, çocuklar anne babalarının ve kendilerine bakanların kaygılarına son derece duyarlıdır ve hastalığa, işini kaybetmeye ya da tecridin yol açtığı baskıya dair bu kaygıların bir kısmını soğurmaları muhtemel görünüyor.

Oxford Üniversitesi psikiyatri bölümünden Louise Dalton ve Elizabeth Rapa, HIV ya da kanser hastası kişilerin çocukları üzerinde yapılmış bir araştırmaya dikkat çekiyor. Küçük çocuklar genellikle “sihirli düşünme” sürecine giriyor, olaya kendi düşünce ya da davranışlarının neden olduğuna inanıyor. “Sonunda kendilerini gereksiz yere suçluyor ve bazen inanılmaz derecede suçlu hissediyorlar,” diyor Dalton. Aynı şey bugünkü krizde de olabilir. Her yaşta çocuk ve ergenler için, belirsizlik ve kendi özgürlüklerini kaybetmeleri baş edilmesi güç şeyler ve uzun dönemli davranış sorunlarına yol açabilir.

Maalesef Dalton ve Rapa ailelere bu konularda ve bunların nasıl ele alınacağıyla ilgili yeterli bilgi verilmediği kanısında.  “Şu anda çocukların duygusal ihtiyaçları tamamen ihmal ediliyor,” diyor Rapa. Çocuklara hastalığın fiziksel etkileri ve bulaşmayı önleme yolları hakkında çok bol malzeme verildiği halde, devletin sağlık kampanyaları stresle baş etme konusunda çok az yol göstericilik yapıyor. “[Çocuklar] artık virüs bulaşması konusunda uzman, fakat bunun hakkında nasıl konuşabileceğimiz ve böyle önemli şeyleri nasıl ele alabileceğimiz öğretilmiyor.”

Tecridin ve fiziksel mesafenin duyguları düzenleme, kendini kontrol etme ve akranlarla çatışmaları yönetme gibi sosyo-duygusal becerilerin gelişimini nasıl etkileyeceği de net değil. Çocukların olgunlaşmasına yardım için -özellikle de anne babalar bu beceriler konusunda evde örnek oluşturmuyorsa-  eğitimde kalmanın şart olduğu ve eğitimin dışında olmanın bu konuda ilerlemeyi geciktireceği artık biliniyor. Genel olarak, çok kardeşi olan çocukların toplumsal becerileri daha hızlı geliştirdiği anlaşılıyor. Dolayısıyla en fazla etkilenenler tek çocuklar olabilir. (Öte yandan, tek çocukların da başka avantajları olabilir, örneğin anne babaları evde eğitimlerine yardımcı olmaya muhtemelen daha çok zaman ayırabilir.)

“Geçmişte ne olduğunu görmeye çalışabileceğimiz benzer bir deneyim yok,” diyor Golberstein. “Fakat çocuklar çevrelerine duyarlıdır ve tepki verir ve hayatın erken aşamalarındaki stres etkenlerinin çocuk gelişimi, akıl sağlığı ve beşerî sermaye gelişimi üzerinde etkisi vardır, dolayısıyla oldukça kaygılıyım.”

Kolay yanıtlar yok

Bu konularda kolay çözümler yok. Örneğin, eğitimde artan eşitsizliklerin önüne geçilmesi için öğretmenlerin, bilgisayar ya da internet bağlantısı gerektirmeyen çalışma seçenekleri sunması lazım. “Öğretmenlerin, çocukların ödevlerini yoksunluk koşullarında bile yapabilmesini sağlamaları gerekir,” diyor Van Lancker.

Devletler de, çocukların ihtiyaç duydukları okuma materyallerine erişmesini sağlayacak gezici kütüphane gibi projeleri hayata geçirebilir. “Bunlar küçük şeyler, ama öğrenmeyi sürdürme konusunda gerçekten fark yaratabilir,” diyor. Uzun dönemde ise, okulların krizden en fazla etkilenen çocuklara dikkatle yaklaşması ve kayıplarını telafi edecek özel önlemler üzerinde çalışması gerekli.

Daha genel olarak ise, Rapa ve Dalton anne babaların ve çocuklara bakanların, ailenin tamamının pandemi sonucunda neler hissettiği konusunda açık ve dürüst konuşmalar yapması gerektiğini savunuyor. Konuyla ilgili olarak cesaretli bir duruş sergilemenin cazip gelebileceğini, ama altta yatan gerilimleri görmezden gelmenin sadece geri tepeceğini söylüyorlar. Bu nedenle, bu tür konuşmaları yürütmeye ilişkin en yapıcı yolları özetleyen bir video yaptılar. “Herkes [stresler] hakkında konuşmaya başladığında, işler iyiye gider,” diyor Rapa.

Ancak anne babaların, öğretmenlerin, sosyal hizmet görevlilerinin, psikiyatristlerin ve politikacıların ortak çabasıyla, her sınıftan çocuğun bu krizden, Covid-19 sonrası dünyayla başetmeye ve onun içinde serpilmeye hazır çıkmasını sağlayabiliriz.

Önceki İçerikTekmeci Yerkel’den Floyd yorumu: Kötülüğün sıradanlığı!
Sonraki İçerikŞeytanın Kileri (*)