Feminist romancı Saadavi Mısır’daki kadın mücadelesini anlatıyor

Oral Çalışlar ve İpek Çalışlar, geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden feminist romancı Naval El Saadavi ve eşi Şerif Heteta ile Mısır’da, Kahire’deki evlerinde uzun bir görüşme yapmışlardı. 21 Şubat 2004’te Cumhuriyet gazetesinde, ‘Erkeğin birden fazla kadınla evlenmesini ahlaksız buluyorum’ başlığıyla yer alan bu söyleşiyi okurlarımıza hatırlatmak istedik.

11-16 Ocak 2004 tarihlerinde Ortadoğu’da çatışmaların durmasını isteyen bir grup gazeteci Mısır’ı ziyaret ettik. Sivil toplum kuruluşlarıyla ve önde gelen kanaat önderleriyle görüştük. Hüsnü Mübarek’in Cumhurbaşkanlığı dönemiydi, ülkede askeri rejim vardı. Bu arada İpek Çalışlar’la birlikte Naval El Saadavi ve eşi Şerif Heteta ile uzun bir görüşme yaptık.

Naval El Saadavi ve eşi Şerif Heteta

40 yıldır birlikte olan çift, Kahire’nin yoksul semtlerinden birindeki apartman dairelerinde bizi kabul ettiler. Bize evlerinin Nil nehrine bakan salonunda çay ve kek ikram ettiler.

İkisi de doktor, ikisi de yazar olan Mısır’ın tanınmış iki muhalifi iki yıl önce bir gazete haberi nedeniyle dini otorite tarafından boşanmaya mahkûm edilmişlerdi. Ancak, ünlü çift, “Boşanmıyoruz ve Mısır’ı terk etmiyoruz” demeye devam etti.

Neval El Saadavi, 1931 yılında Kahire yakınlarında bir köyde doğmuş. 10 yaşındayken kendisinden çok yaşlı bir adamla evlendirilmek üzereyken onun üzerine kaynar çay dökmüş ve böylece ilk isyanı ile kaderini değiştirmiş.

Psikiyatri tahsili

Saadavi, Kahire Üniversitesi’nde psikiyatri okuduktan sonra Sağlık Bakanlığı’nda kamu sağlığı yöneticiliğine getirilmiş. Sağlık adı altında bir de dergi çıkarmaya girişmiş. Kadın ve cinsellik; kadın sünneti üzerine makaleleri nedeniyle bakanlıktaki görevine son verilmiş. Enver Sedat onu yazdığı bir makale yüzünden hapse attırmış, ancak bir ay sonra Sedat bir suikastta öldürülünce Saadavi salıverilmiş.

Önce romancı 

Saadavi, “kötü” diye tanımladığı iki evlilik yapmış. Üçüncü eşi Şerif Heteta ile yaptığı evlilikten duyduğu mutluluğu kitaplarına da yansıtmış. Saadavi hem roman hem de denemeleriyle yurtdışında da tanınan bir yazar olarak öne çıkıyor. Kendisini tanımlarken “Önce romancı, sonra aktivist, daha sonra da psikiyatrım”, diyor. Eşi Şerif Heteta uzun yıllar Asya ve Afrika’da görev yapmış, Uluslararası Çalışma Örgütü’nde doktor olarak çalışmış. Neval El Saadavi’nın kitaplarını Arapçadan Batı dillerine çeviren de çoğu kez o. Şerif Heteta geçmişte Komünist Partisi üyesi olduğunu söylüyor. Şimdi küreselleşme karşıtlarıyla birlikteymiş. O da geçmişte hapis yatmış.

İkisi de muhalif

Neval El Saadavi ve Şerif Heteta, Mısır’ın iki ünlü ismi. İkisi de doktor, ikisi de yazar ve ikisi de muhalif. Kahire’nin Yabancılar Mahallesi olarak bilinen yoksul semtlerinden birinde Nil Nehri’ne bakan bir apartman dairesinde yaşıyorlar. Kendileriyle randevulaştıktan sonra kent merkezinden yaklaşık 45 dakikalık bir yolculuk sonunda verdikleri adrese ulaştık. Kapıdaki gençler bizi görür görmez onları aradığımızı tahmin edip bize yardımcı oldular. Bize kapıyı Şerif Heteta açtı. Üzerinde hırkası, günlük kıyafetiyle evine buyur etti. Neval geliyor, dedi. Beş dakika içinde de kitaplarından ve resimlerinden çok iyi tanıdığımız Neval El Saadavi yanımızdaydı. Balkonundan Nil’i gören küçük salonlarında Neval El Saadavi’nin demlediği çayı içerken kendilerinden Mısır’daki son durumu öğrenmeye çalıştık.

Şerif Heteta ve Oral Çalışlar

Hâlâ evliler

İlk sorumuz “hâlâ evlisiniz değil mi” oldu… Ünlü karı koca iki yıl önce bir gazete haberi nedeniyle dini otorite tarafından boşanmaya mahkûm edilmişlerdi. Mısır’da çiftlerden biri din dışı ilan edildiğinde karısına ya da kocasına boşan diyebilen bir sistem var. Muhaliflere uygulanan bu baskı daha önce de Profesör Nasr Ebu Zeyd ve karısına yöneltilmiş, Nasr Ebu Zeyd ve eşi Mısır’ı terk etmek zorunda kalmışlardı.

Hâlâ birlikte olduğunuza göre boşanma dayatmasında bulunanlar maksatlarına ulaşamamışlar.

HETETA – 40 yıldır birlikte yaşıyoruz, bizim evliliğimizde bir sorun yok. Ama, bizi boşanmaya zorladılar. Hac zamanıydı, Neval gazetelerden birine bir mülakat verdi. Daha çok kadınlara ve sosyal sorunlara ilişkindi konuşması. Hac’la ilgili sorular sormuşlardı. Hac ritüellerinden söz ederken “Kara taş öpülüyor. Bu ritüel İslam’a aykırı. Çünkü Muhammed Peygamber taşa tapamayız demişti biçimindeydi, yanıtı. Ancak, burada sansasyonel gazetecilik devreye girdi. Haftalık bir gazete 6 Mart 2001 tarihli birinci sayfasını bu konuya ayırdı. Başlık da şöyleydi: ‘Neval El Saadavi Hac’a karşı çıkıyor.’ Yayının ardından, bütün fanatik gruplar ve müftü deklarasyonlar yayımlamaya başladı.

“Boşanmıyoruz”

Neval’ın aleyhine bir kampanya açıldı. Kafası kesilmeli diyorlardı. Bir hâkim de onu din dışı ilan etti. Ve iyi bir Müslüman olarak bana onunla evli kalmamam bildirildi. Skandal böyle başladı. Bizi boşanmaya zorladılar ama çok büyük bir destek gördük. Davaya pek çok avukat gönüllü geldi. Mısırlılara ek olarak, Tunuslu, Faslı, Lübnanlı, İtalyan ve tabii Arap avukatlar…

SAADAVİ – Boşanmıyoruz ve Mısır’ı terk etmiyoruz dedik. Zor durumda kaldılar. Daha önce de Nasr Ebu Zeyd’le kansına benzer bir şey yapmışlardı. Onlar ülkeden ayrılmışlardı. Kısa süre önce döndüler.

Kadın sünnetini erkek sömürgeci güçlerden, Amerika’dan ve George Bush’tan bağımsız olarak düşünmediğini söyleyen Saadavi nedenini şöyle açıklıyor: “Çünkü Amerika yıllarca köktendinciliği teşvik etti. Bu yüzden Amerika ile kadın sünneti arasında doğrudan bir bağ vardır. Mısır’daki sivil toplum kuruluşları asla bu bağları kurmazlar. Esas tehlike aradaki bağda yatmaktadır.”

İslami evlilik yasası

Ceza hukukunda laik, medeni hukukta ise şeri hükümler geçerli… Sebebi?

HETETA – Mısır’da dini hiyerarşi geleneksel anlamda her zaman güçlü oldu. Ancak Mısır İngiliz sömürgesi olduğu yıllarda, burjuva kesim Batı’nın etkisi altında kaldı. Hukuk sistemi ve yargı sistemi Avrupa, İngiltere ve özellikle Fransa’dan etkilendi. Esas olarak Fransız hukuk sistemini benimsemişiz. Ne var ki yeterli ölçüde laik değildik. Kitle hareketi kişisel yasalarda ve aile yasasında değişikliği zorlayacak ve gerçekleştirecek kadar güçlü değildi. Çünkü dinin esas etkili olduğu alan buydu. Kadınları ilgilendiren yasalar geleneksel biçimde kaldı. Bazı yönlerden modernleşirken bazı yönlerden geleneklere bağlı bir yapı korunmuş oldu. Gelenekler de kadın-erkek ilişkileri ve aile üzerinde etkiliydi… Sonunda bu çok acayip ikili sistem yürürlükte kaldı. Kişisel hayatımız din adamlarının elinde, kamusal hayatımız ise laik sistemle yürüyor.

İslami yasaların değiştirilmesinden söz etmek tehlikeli mi? Parlamentoda bu tür bir faaliyet yürütüldüğü oluyor mu?Daha laik bir hukuk sistemi için çaba gösteriliyor mu?

Saadavi ve İpek Çalışlar

SAADAVİ– Elbette… Arap Kadınları Dayanışma Birliği bunun için çok uğraştı. Tabii çok uğraşıyoruz. En temel sloganlarımızdan biri de laik evlenme yasası. Şu anda İslami evlilik yasası geçerli. Poligami serbest. Benim kocam bir başka kadınla evlenebilir ve hiçbir neden olmadan beni boşayabilir. Bence bu yasa çürümüşlüğün göstergesi. Çünkü bir erkeğin birden fazla kadınla evlenmesini ahlaksız buluyorum.

HETETA – Arap Kadınları Dayanışma Birliği ve diğer baskı grupları bu evlilik yasasını değiştirmek için çok uğraştı. Ama bizim esas sorunumuz İslami köktendincilik. Bütün partiler, hatta Meclis’teki kadınlar bu meseleyi gündeme getirmekten kaçınıyor. Çünkü hepsi yeniden seçilmek istiyor. Bu yüzden kişisel hakları düzenleyen yasaları değiştirmek için uğraşmıyorlar. Böyle bir cesaretleri yok.

Bir parlamento üyesiyle tartışmamı hatırlıyorum. Şöyle diyordu: Ben bu yasaların değişmesinden yanayım. Ama asla bunu kamuoyu önünde dillendiremem. Çünkü, bu yasalar değişsin dediğim zaman, bir daha seçilemeyeceğimi biliyorum. Bu meseleyi gündeme getirdiklerinde, ülkedeki genel atmosferle ters düşeceklerini ve oy yitireceklerini düşünüyorlar.

Devlet Başkanı Mübarek’in önemli bir kadın hakları savunucusu olduğunu söylüyorlar. Ne diyorsunuz?

SAADAVİ – (Kahkahalar atıyor…) Çok modern, hatta post moderndirler.. Cihan Sedat ya da Suzan Mûbarek… Çok da konuşurlar. Kadın meselelerinden de konuşurlar. Ama asla hiçbir şeyi eleştirmezler. Kadının kurtuluşundan ve Amerikan tipi hayat tarzından, Dünya Bankası’ndan bol bol söz ederler.

Sıra erkek sünnetinde

Sizi en çok kadın sünneti üzerine yazdıklarınızla tanıdık…

SAADAVİ – Ben kadın sünnetini gündeme getiren ilk Mısırlı doktorum, yarım yüzyıldır bu konuyu yazıyorum. Şimdilerde erkek sünnetini de yazmaya başladım. Kadın sünnetini 2 yıl önce yasakladılar. Halbuki ben bu yüzden 1971 yılında işimi kaybetmiştim. Ama kadın sünnetini 35 yıl sonra Sağlık Bakanlığı yasakladı. Bedelini biz ödedik. Mübarek şimdi konuşuyor. Kadın sünnetini ben erkek sömürgeci güçlerden, Amerika’dan ve George Bush’tan bağımsız olarak düşünmüyorum. Çünkü Amerika köktendinciliği yıllarca teşvik etti. Sovyetler Birliği ile kavga etmek için. Yeşil Kuşak politikasını düşünün. Bu yüzden Amerika ile kadın sünneti arasında doğrudan bir bağ vardır. Usame bin Ladin’i de Amerika yetiştirmiştir. Ancak Mısır’daki sivil toplum kuruluşları Amerika ile köktendincilik arasında bu bağları katiyen kurmazlar. O zaman onlar sahtedir. Çünkü esas tehlike aradaki bağda yatmaktadır.

HETETA – Onlar daha çok kendileri için eşitlik arıyorlar. Zenginler için eşitlik arıyorlar. Kadınların çalışma alanını genişletmek ve parlamentoya daha çok kadın sokmak istiyorlar. Yanı orta sınıf kadını için eşitlik istiyorlar. Bu da kötü bir şey değil. Ama, aile içinde kadının erkekle eşitliği için çaba harcamıyorlar. Bütün kadınların eşitliğini düşünmüyorlar. Kamusal yaşam içinde eşitlik aramıyorlar. Yani sınırlı bir reform peşindeler.

Yeni neslin durumu ne?

SAADAVİ – Bugün meşru siyasi partilerin tamamı hükümet tarafından yutulmuş durumdadır. Demokrasi olmadığı için… Bütün Arap dünyası diktatörlükler tarafından yönetiliyor. Bu yüzden politika yapılamıyor. İsyan eden hapse atılıyor, dergisi kapatılıyor. Bir de NGO’lar var… Onlar da daha çok araştırma işlevini üsleniyor. Aile içi şiddet, kadın sünneti gibi konulara eğiliyorlar. Ama politikadan söz edemiyorlar. Çünkü kapatılmak istemiyorlar.

ABD’nin Ortadoğu politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

HETETA – Biz Batı Asya, Kuzey Afrika gibi terimleri kullanmayı tercih ediyoruz. Ortadoğu demiyoruz. Buradaki ABD politikası çok çelişmeli. Çifte standartlı bir siyaset izliyor. Üst sınıf kadınların modern olmasını istiyorlar.

Köye yöneliş

Siz şimdi ne yapıyorsunuz?

SAADAVİ – Ben şimdi doğduğum köye yöneldim. Şehir yerine köyümde yaşamaya karar verdim. Köyüm Kafr Tahla’ya yıllarca uğraşıp çok büyük bir kütüphane kurdum. Bilgisayarlar, görsel ve işitsel sistem de yerleştiriyorum. Bir kültür merkezi yaptık. Bir tiyatro kurdum. Çocuklar ve genç kızlar için. Benim köyümde eğitim oranı zaten çok yüksekti. Kahire’ye bir saat uzaklıkta bir köy. Orada Neval el Saadavi’nin kadın ve erkek dostları var.

Neden tutuklanmıştınız?

SAADAVİ -Beni yazdığım bir makale yüzünden hapsettiler. Tek bir makale yüzünden. Ve bu makale, uygulanan politikaları bile eleştirmiyordu, sadece politikalardaki çelişkiyi, ekonomimizi nasıl tahrip ettiğini, zenginle fakir arasındaki açığı nasıl büyüttüğünü ve köktendinci hareketi nasıl cesaretlendirdiğini gözler önüne seriyordu.

Önceki İçerikİttihatçılık Kürtlere derman olur mu?
Sonraki İçerik‘Muhafazakâr zihniyet, karım dayak yesin ama devlet dahil kimse karışmasın, diyor’