‘Muhafazakâr zihniyet, karım dayak yesin ama devlet dahil kimse karışmasın, diyor’

Muhafazakâr zihniyet çok başarılı bir algı operasyonu yaparak, manipüle edilmiş haberleri yayma konusunda ciddi bir başarı gösterdi. Kadına şiddeti önleyen İstanbul Sözleşmesi’ni; aileyi yıkan, eşcinselliği meşrulaştıran, eşcinsel evliliği kabul ettirecek, yaygınlaşmasına sebep olacak bir sözleşme olarak lanse ettiler.

İstanbul Sözleşmesi’nin feshine karşı çıkanların farklı kesimlerden ve ideolojilerden olması gerçekten ilginç. Kadın, erkek, Atatürkçü, laik, seküler, libaral, ateist, deist kesimden itirazlar yükseldi; ancak genellikle dindar, İslamcı, sağcı, milliyetçi kesimden tepki geldi. Bunların hepsine muhafazakâr zihniyet diyorum. Çünkü toplumsal gelişimi, değişimi yakalayamamış, kabullenememiş ve her değişimi neredeyse aileyi yıkacak, ülkemizi parçalayacak birer gelişme olarak gören zihinsel yapıya ve algıya sahipler.

Aslında muhafazakâr zihniyet çok başarılı bir algı operasyonu yaparak, manipüle edilmiş haberleri yayma konusunda ciddi bir başarı gösterdi. Kadına şiddeti önleyen İstanbul Sözleşmesi’ni; aileyi yıkan, eşcinselliği meşrulaştıran, eşcinsel evliliği kabul ettirecek, yaygınlaşmasına sebep olacak bir sözleşme olarak lanse ettiler. Çünkü özellikle muhafazakâr zihniyetin sağcı ve İslamcı kesimi aile içinde yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen, aile kurumuna aşırı önem atfederek kutsal sayıyor ve kadınlarla ilgili kazınmaların aileyi çözeceğine inanıyorlar. Tüm bunlardan yola çıkarak ve siyasi iktidarın yapısını dikkate alarak baskı grubu oluşturup sözleşmeden çekilme kararını aldırdılar.

Muhafazakâr zihniyetteki “Kutsal ailede” en büyük görev ve sorumluluk kadına yükleniyor. Kadının yüklenen bu sorumlulukları irdelemesi, sorgulaması ya da reddetmesinin ailenin yıkımına sebep olduğu düşünülüyor. Kadının okuması, çalışması, seyahat özgürlüğünün olması, kendini toplumda kişiliği ile var etmesi, aile içi sorumluluklar dışında başka alanlarda da görev almak istemesi ailenin dağılmasının en önemli nedenleri arasında sayılıyor. Bu zihniyete göre “kadın sorunu”; kadınların kendilerine yüklenen rolleri sorgulamaya ve itiraz etmeye başladığından bu yana devam etmekte.  Erkekler ellerindeki iktidarı kaybetmemek için karşı çıkıyor; her türlü yalan, iftira, bu da yetmedi “Batı bizi çökertmek istiyor, batı ailemizi yıkmak istiyor” argümanına sarılarak algı oluşturuluyor. İşin ilginç tarafı bunu da Batı literatürünün okutulduğu üniversitelerimizde, Batı paradigmasının zihinsel performansından yararlanarak yapıyorlar.

İstanbul Sözleşmesi’ne karşı çıkmalarının en önemli sebeb, onun, kadınların insan olarak ailede var olma ve insanca yaşama isteğini destekleyen bir sözleşme olmasıdır. Çünkü kadın; aile, ev, hane ve toplum içerisinde uğradığı her türlü şiddeti İstanbul Sözleşmesi’nin etkisiyle düzenlenen yasalardan aldığı güç ve destekle yargıya taşıyabiliyor. Muhafazakâr zihniyet eskiden olduğu gibi “Kol kırılır yen içinde; karım dayak yesin ama devlet dahil, kimse karışmasın” geleneğinin devam etmesini istiyor.

İstanbul Sözleşmesi’ne karşı çıkanların kadına şiddete karşı çıkmakla ilgili sundukları şey ise Kur’an kadınlara şöyle değer vermiştir, hadislerde kadınlar şöyle müjdelenmiştir. Tamam da inandığınız ilkelere göre bir hukukî metin önerin, deyince söylemden öteye geçemediklerini gördük. Şiddet konusunda hukukî karşılığı olmayan sözleri de kadınlar ciddiye almıyor.

Kadınların insani birey olma yolundaki mücadelelerinde İstanbul Sözleşmesi, insanlık için olumlu bir aşamadır. Bu sözleşmedeki hakların uygulanması ve muhafazası için mücadele edilmelidir.

________

Yasemen Çoban, tarihçi-ASAP kurucu üyesi.

Önceki İçerikFeminist romancı Saadavi Mısır’daki kadın mücadelesini anlatıyor
Sonraki İçerik“Türkiye’nin NATO üyeliğinin sürmesi ittifakın da Ankara’nın da çıkarına”