İfade özgürlüğüne giriş: Posta beygiri, öküz ve ahır

Son iki hafta içerisinde AYM, Ahmet Davutoğlu’na yönelik kullanılan ‘Posta beygiri’ kelimesini ifade özgürlüğü olduğuna, AİHM ise cumhurbaşkanına hakaret suçunun ifade özgürlüğüne aykırı olduğuna karar verdi. Bu esnada, üniversite öğrencisi Y. Emre Deniz’e paylaştığı film kesiti sebebiyle cumhurbaşkanına hakaret suçlamasıyla kamu davası açılırken, bir başka üniversite öğrencisi Alp Emeç ise paylaştığı bir atasözü sebebiyle tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne gönderildi. John Stuart Mill’den, Voltaire’den, Harbert Spencer’dan örnekler vererek ifade özgürlüğünü açıklayacağımız, tartışacağımız ortamın çok ama çok gerisindeyiz. Çünkü yukarıdaki somut örneklerde de görüldüğü üzere, ortada gerçek anlamda bir hakaret dahi yok. Ortada olan şey hukuk garabetlerinden, siyasallaşmış yargının rezaletlerinden başka bir şey değil.

Nisan ayı içerisinde biri Anayasa Mahkemesi tarafından verilen karar biri ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından daha önce verilen bir kararın kesinleşmesi olmak üzere iki önemli gelişme yaşandı. Bu iki kararın da ortak noktası ifade özgürlüğüne ilişkin kararlar olmaları.

AYM: “Kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olan ifadeler de özgürlük kapsamında”

Anayasa Mahkemesi, 2011 yılında MHP MYK üyesi ve genel başkan başdanışmanı olarak görev yapan MHP Bursa Milletvekili Mustafa Hidayet Vahapoğlu’nun dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na yönelik kullandığı ‘posta beygiri’ ifadesi sebebiyle tazminat cezasına çarptırılmasını hak ihlali saydı.

İfade özgürlüğü vurgusu yapılan AYM kararında şu ifadeler yer aldı:

“Demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olan ve toplumun ilerlemesi, bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade özgürlüğü, sadece kabul gören veya zararsız yahut kayıtsızlık içeren bilgiler ya da fikirler için değil, aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerli. Seçmenlerini temsil eden, onların taleplerini ve düşüncelerini politik alana aktaran ve çıkarlarını savunan seçilmiş kimseler için ifade özgürlüğünün özellikle değerli olduğu açık.”

Aslında bu karar, İngiliz edebiyatının önemli yazarlarından ve edebiyatta totaliterizm eleştirilerini en iyi şekilde sunan George Orwell’in ifade özgürlüğü ile ilgili meşhur sözüne benziyor:

“Özgürlük, insanlara duymak istemediklerini söyleyebilme hakkıysa eğer bir anlam ifade eder”

AİHM: “Hakaret suçu açısından cumhurbaşkanının herkesten daha çok korunması özgürlüğün ruhuna aykırı

Yine Nisan ayı içerisindeki Türkiye’yi ilgilendiren ‘ifade özgürlüğü’ konulu bir diğer gelişme ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Vedat Şorli kararının kesinleşmesi.  

2017 yılında Facebook hesabından bir karikatür ve bir fotoğraf paylaşan Vedat Şorli’ye Cumhurbaşkanına hakaretten 11 ay 20 gün hapis cezası verilmişti. Şorli’nin AYM’ye yaptığı başvuru kabul edilmemiş ve dosya AİHM’ye gitmişti.

AİHM’ye göre, hakaret suçu açısından Cumhurbaşkanının herkesten daha çok korunması ve Cumhurbaşkanına hakaretin (TCK 299), genel hakaret suçundan (TCK 125) daha ağır ceza ile cezalandırılması Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ruhuna uygun değildi. Bu sebeple mahkeme Vedat Şorli davasında hak ihlali kararı vermiş ve Şorli’ye 7500 euro tazminat ödenmesini kararlaştırmıştı.

Ancak Türkiye hükümeti bu kararı tanımamış ve AİHM’ye itirazda bulunmuştu. Türkiye’nin itirazı kabul edilmedi ve AİHM’nin kararı kesinleşti. Böylece, Türkiye’de cumhurbaşkanına hakaret ile ilgili verilen kararların tamamı da temelden geçersiz kılınmış oldu.

O esnada Türkiye’de…

AYM ve AİHM’de bu kararlar alınıp bu gelişmeler yaşanırken, Türkiye’de ise ifade özgürlüğünü kısıtlayan kararlar alınmaya devam etti.

15 Nisan Cuma günü, 20 yaşındaki bir üniversite öğrencisi olan Alp Emeç, sırf gazeteci Sedef Kabaş’ın tutuklanmasına sebep olan ‘Öküz saraya çıkınca kral olmaz ama saray ahır olur’ atasözünü, Kabaş’ın tutuklanmasını protesto etmek için hesabından paylaştığı için hakkında cumhurbaşkanına hakaretten soruşturma açıldı ve tutuklanarak Silivri Cezaevine gönderildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ne adının ne sanının geçtiği bu sözün nasıl cumhurbaşkanına hakaret olarak soruşturma konusu olduğunu, tutuklama kararı veren mahkeme şu cümlelerle özetliyor:

“Şüphelinin 21/01/2022 tarihinde Sedef Kabaş isimli şahıs tarafından Cumhurbaşkanına hitaben “Öküz saraya çıkmayınca kral olmaz ama saray ahır olur” şeklindeki sözleri üzerine bu kişinin gözaltına alındığı, Sedef Kabaş hakkında Cumhurbaşkanına Hakaret suçundan İstanbul 36. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından mahkumiyet kararı verildiği, şüphelinin ise aynı sözleri kullanarak Sedef Kabaş’ın gözaltına alınmasına tepki amaçlı Cumhurbaşkanına yönelik sözleri kendi hesabından paylaştığı, şüpheli her ne kadar Cumhurbaşkanına Hakaret kastının bulunmadığını söylese de; paylaşımın yapılış şekli değerlendirildiğinde savunmasının suçtan kurtulmaya yönelik olduğunun değerlendirildiği, şüphelinin üzerine atılı suçu işlediği yönünde kuvvetli suç şüphesi ve somut delillerin bulunduğu…”

Bir başka üniversite öğrencisi Y. Emre Deniz’e ise twitter hesabından paylaştığı şu post için cumhurbaşkanına hakaret suçlaması ile dava açıldı.

Alp’in ve Emre’nin başına gelenler maalesef Türkiye’de ifade özgürlüğünün ne kadar geride olduğunun tek örnekleri değil.

Adalet Bakanlığı’nın Eylül 2021’de açıkladığı verilere göre Erdoğan göreve geldiğinden beri geçen son 7 yılda  ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ suçlaması ile açılan soruşturma sayısı 160 bin 169’a ulaştı.

Bu soruşturmalardan 7 bin 790’ında kamu davası açılırken, 3 bin 625 kişiye ise hapis cezası verildi.

Biz Özgürüz Hareketi Derneği’nin 21 Nisan’da hayata geçirdiği “Susturulamayanlar” projesi kapsamında ifade özgürlüğü ihlal edilen birçok isim ve neden ifade özgürlüklerinin kısıtlandığı liste halinde yer alıyor.

Bu listedeki isimler arasında sanatçılar, gazeteciler, öğrenciler, hukukçular; yani toplumun her kesiminden insan yer alıyor.

Bakınız: https://www.susturulamayanlar.com/

John Stuart Mill’den, Voltaire’den, Harbert Spencer’dan örnekler vererek ifade özgürlüğünü açıklayacağımız, tartışacağımız ortamın çok ama çok gerisindeyiz.

Çünkü yukarıdaki somut örneklerde de görüldüğü üzere, ortada gerçek anlamda bir hakaret dahi yok. Ortada olan şey hukuk garabetlerinden, siyasallaşmış yargının rezaletlerinden başka bir şey değil.

Cumhurbaşkanına hakaret suçlaması ile açılan davalar, verilen cezaların yanında 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun) üzerinden açılan davalar ve verilen cezalar da Türkiye’de ifade özgürlüğünün önünde büyük bir engel oluşturmaya devam ediyor.

Peki AYM’nin ve AİHM’nin kararları açıkça ortadayken ‘cumhurbaşkanına hakaret’ gibi, 5816 sayılı kanun gibi ifade özgürlüğünün önünde engel oluşturan maddeler hukuk sistemimizde ne zamana kadar kalmaya devam edecek ve en temel haklardan biri olan ifade özgürlüğü ihlalleri sürecek?