Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / İran Savaşı ve olası sonuçlar

İran Savaşı ve olası sonuçlar

Son savaştan önce, belki sadece İsrail, İran’daki rejimin değişmesini istiyordu. Son savaşla birlikte, başta Körfez ülkeleri olmak üzere, İran füzelerinin düştüğü her ülke, bir an önce bu rejimden kurtulmak istiyor. 

2025 yılının haziran ayında, İran ve İsrail arasında yaşanan 12 günlük savaş üzerine, Fransa’da faaliyet gösteren EISMENA (European Institute for Studies on the Middle East and North Africa) sitesinde, Temmuz ayında yayınlanan yazımda şöyle bir belirlemede bulunmuştum. 

“Eğer Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in amacı İran’ın nükleer silah edinmesini engellemekse, önümüzdeki yıllarda İran’a yönelik yeni saldırılar düzenlemeye hazırlıklı olmalıdırlar; çünkü İran rejimi nükleer hırsında vazgeçmeyecektir. Kısacası, ABD ve İsrail yalnızca iki seçenekle karşı karşıyadır: Ya nükleer silaha sahip bir İran’ı kabul etmek ya da Irak örneğinde olduğu gibi, ilk Körfez Savaşı sırasında devirmeyi başaramadıkları bir rejimi devirmek için ikinci bir Körfez Savaşı başlatmak zorunda kalmak. ABD ve İsrail için üçüncü bir alternatif yoktur.” Yazının İngilizce ve Fransızcası için:  [https://eismena.com/en/article/the-war-iran-brought-home-2025-07-16]

Ben iyimser bir ifadeyle önümüzdeki yıllarda ifadesini kullanmıştım, ancak 12 Gün Savaşı üzerinden 7 ay geçmeden, ABD ve İsrail İran’a saldırdılar.

Bugünlere nasıl gelindi?

İran’da 28 Aralık 2025 tarihinde başlayan gösteriler, beklenmedik bir şekilde son yılların en büyük toplumsal hareketlerinden birine dönüşüverdi. Ulusal para biriminin tarihi bir rekorla değer kaybetmesi ve yıllardır devam etmekte olan ekonomik kriz, Tahran esnafını çileden çıkarttı. Tahran Büyük Çarşısı’ndaki (Bazar-e Bozorg)   esnaf ve tüccarlar, döviz kurlarındaki aşırı oynaklık nedeniyle ürünlerine fiyat biçemediklerini ve ticaret yapamaz hale geldiklerini söyleyerek greve gittiler. Başlangıçta, “Yüksek fiyatlara hayır” ve “Ekonomik reform” gibi yumuşak sloganlar atılsa da, kalabalıkların artmasıyla, halk “Diktatöre ölüm” gibi doğrudan rejimi hedef alan siyasi sloganlar attı.  Tahran’da başlayan gösteriler, 29 Aralık’tan itibaren diğer büyük şehirlere de sıçradı, Meşhed, İsfahan, Şiraz, Kerec ve Hemedan gibi merkezlerde halk sokaklara aktı.

“Pool-e Tir” (Kurşun Parası)  

Protestoların rejim karşıtı bir boyuta evrilmesiyle İran hükümeti derhal güvenlik birimlerini harekete geçirdi. Güvenlik güçleri, başlangıçta göz yaşartıcı gaz kullanarak kalabalıkları dağıtmak istedi, ancak başaramayınca gerçek mermiyle müdahale ettiler. Binlerce gösterici öldürülürken, binlercesi tutuklanarak ağır işkencelerden geçirildi. Göz altına alınan pek çok insan enjeksiyon ile öldürüldü. Ölü sayısının 30 bini aştığı yönünde bilgiler dolaşmakta.  Devlet, gösterilerde öldürülen kişilerin cenazelerini ailelerine teslim etmek için, “Pool-e Tir” (پول تیر)  (kurşun parası)  adı altında rüşvet almaya başladı.  “Pool-e Tir” uygulamasıyla infazda veya müdahalede kullanılan mermilerin maliyeti aileden talep ediyordu. Güvenlik güçleri, öldürülen şahsın ailesine, “Çocuğunuzu öldürmek için harcadığımız merminin parasını ödeyin” diyerek, ekmek parası bulamayan yoksul ailelerden yüksek meblağlı paralar talep ediyordu.

Şiddet olaylarının tüm ülkeyi sarması üzerine, Trump 2 Ocak 2026’da şöyle bir paylaşımda bulundu: “Eğer İran, her zamanki alışkanlığı olduğu üzere, barışçıl göstericilere ateş açar ve onları şiddetle öldürürse, Amerika Birleşik Devletleri onları kurtarmaya gelecektir. Silahlarımız dolu ve hazırız.” Ayrıca Trump 12 Ocak’ta, İran ile ticaret yapmaya devam eden ülkelere anında %25 gümrük vergisi uygulanacağını söyledi.

İran’daki gösteriler devam ediyorken, Ocak ayı sonunda, Umman’ın başkenti Maskat’ta, İran ve ABD arasında nükleer müzakereler başladı. Görüşmeler, İran’ın nükleer programın sınırlandırılması ve gerilimin yatıştırılması ekseninde devam ederken, ABD ve İsrail 28 Şubat’ta İran’a saldırdı.  İran’daki ayaklanmalar, ABD ve İsrail’in erken müdahalesini tetiklemişti.

İran’ı İran taktiğiyle vurma

Henüz müzakereler devam edip, hem de sözde olumlu yönde seyrederken ABD ve İsrail’in, 28 Şubat’ta, saat 08:15’de İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in konutuna saldırarak, başta Hamaney olmak üzere, yönetimin en üst kademesini ilk hamleyle elimine etmesi, İslami rejimin yıllardır muhaliflerine karşı uyguladığı bir taktik idi.  İran rejimi, İran Kürdistan Demokrat Partisi Genel Sekreteri Prof. Dr. Abdurrahman Kasımlo ve beraberindeki Kürt heyeti, 13 Temmuz 11989’da Avusturya’nın Başkenti Viyana’da, müzakere masasında katletmiş, aynı taktikle Abdurrahman Kasımlo’nun yerine geçen Dr. Sadık Şerefkendi ve arkadaşlarını  da 17 Eylül 1992’de, Almanya’nın  Başkenti Berlin’de öldürmüştü. 

İran’ı az çok tanıyanlar bilir, diplomaside asla güvenilmez bir ülke olarak tanınır.  Nitekim yıllarca nükleer programı konusunda Avrupalıları oyaladı ve her seferinde bildiğini okudu.

Savaşın asıl hedefleri

Savaş hava durumuna benzemez, nasıl seyredeceğini önceden kolaylıkla tahmin edemezsiniz. Bu nedenle Bismarck, “savaşa nerede ve ne zaman başlayacağınıza siz karar verebilirsiniz, ancak savaşın nerede ve ne zaman biteceğini tahmin edemezsiniz” diyordu.  Savaşı başlatan ve ilk saldıran tarafın ABD ve İsrail olduğu açıktır.  Ancak henüz savaşın üzerinde 48 geçmeden İran’ın daha şimdiden 9 ülkede saldırılar gerçekleştirdiğini biliyoruz. Doğrudan veya dolaylı olarak İran saldıranlarına hedef ülkeler şunlardır: İsrail, Irak, (ağırlıklı olarak Kürdistan Federe Bölgesi), Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Ürdün, Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar ve Suriye.  Üstelik bu ülkelerin çoğu, savaş başlamadan İran’la iyi ilişkilere sahiptiler. 

İran 2 Mart’ta, Suudi Arabistan’ın Armaco şirketi bünyesinde faaliyet gösteren Ras Tanura rafinerisini vurdu. Ras Tanura, ülkenin en büyük rafinerilerinden biri olup, günlük 550 000 varil petrol üretim kapasitesine sahipti. İran, 30 bin dolar değerindeki bir dronla, koca rafineriyi ateşe verdi. Aslında İran daha önce de, 14 Eylül 2019’da  dron ve cruise füzeleriyle yine Suudi Arabistan petrol üretim tesislerine saldırmış ve Suudi Arabistan’ın günlük 5.7 milyon varillik petrol üretimini, iki haftalık bir süre için tamamen durdurmuş ve petrol piyasasında %15’lik bir fiyat yükselişine sebep olmuştu.  Gerçi 2019 saldırılarını Yemen’deki Hutiler üstlenmişti, ancak ABD ve Batılı istihbarat örgütleri, saldırının İran tarafından organize edildiğini biliyorlardı.

Dini lidere bağlı olarak hareket eden İslam Devrimi Muhafızları Ordusu (İDMO), şu anda eş zamanlı olarak 9 ülkeye saldırılar gerçekleştirmektedirler.  Bu ordunun Besic denilen kolu, içeride rejime yönelik protestoları bastırmak amacıyla iç güvenlikten sorumlu bir paramiliter güç olarak çalışırken, Kudüs Gücü, İran dışındaki askeri ve istihbari operasyonları yürütmektedir. İran; Lübnan, Filistin, Irak, Yemen ve Suriye gibi ülkelerdeki vekalet savaşlarını, uzunca bir dönem Kasım Süleymani’nin başında bulunduğu, Kudüs Gücü eliyle yürütmekteydi.   ABD, 2026 yılı başlarında İDMO’yu terör örgütleri listesine dahil etti.

Hedef rejim mi, İran’ın füze ve nükleer faaliyetleri mi?

ABD ve İsrail’in, İran operasyonundaki hedefleri birebir uyuşmuyor. İsrail; İran’daki İslami yönetim devam ettiği sürece, teokratik rejimin kendisi için yaşamsal bir tehdit oluşturduğunu biliyor ve rejimin düşmesini amaçlıyor. Ancak ABD yönetimi, biraz daha pragmatik düşünerek, aynen Venezüella’da olduğu gibi, liderin ortadan kalkmasıyla, rejim değişmeden de, var olan yönetim ile uzlaşabileceğini hesaplıyor.  Zaten Trump da, henüz savaşın ikinci gününde, İran’dan gelen müzakere talebini kabul ettiğini bildirdi. 

Savaşın en çok etkilediği ve uzadıkça da en çok zarar vereceği ülkelerin Körfez ülkeleri olduğunu biliyoruz. Arap zenginliği ve medeniyetinin adeta vitrini konumumdaki Körfez ülkeleri, 1979 İran devriminden beri, İran tehdidini enselerinde hissetmekteydiler. Son savaş, bu ülkelerin İran’a yönelik endişelerinin ne kadar haklı olduğunu ortaya çıkartı.  Körfez ülkelerinin son birkaç yılda, İran ile ilişkileri az çok düzelse de, (2017 krizinde İran ve Türkiye’nin Katar’a yardım etmeleri, 2023’te Çin’in arabuluculuğuyla Suudi Arabistan- İran ilişkilerinin normalleşmesi gibi) savaşın başlamasıyla bir anda her bir şey altüst oldu. Dünyanın en önemli ulaşım merkezlerinden biri olan Dubai’deki, Dubai International ve Al Maktoum International havalimanları kapandı. Medyaya yansıyan bazı haberlere göre, Körfez ülkelerindeki ultra zenginler, sadece Körfez’den çıkabilmek için tek bir özel jet kiralama bedeli olarak 260.000 sterline (350.000 dolar) kadar ödeme yapıyor.

Son savaştan önce, belki de sadece İsrail, İran’daki rejimin değişmesini istiyordu. Ancak son savaş birlikte, başta Körfez ülkeleri olmak üzere, İran füzelerinin düştüğü her ülke, bir an önce bu rejimden kurtulmak istiyor. ABD İran rejiminin düşürülmesinde ısrarcı olmasa da, Körfez ülkeleri bu hususta ABD’ye baskı kuracak ve bunu yaparken de savaşın maliyetinden kaçmayacaklardır. 

Vietnam, Irak ve Afganistan  savaşlarından büyük dersler çıkarmış olan ABD, İran ile uzun vadeli bir savaştan kaçınacaktır.  Yani bu savaşın en fazla bir ay süreceğini tahmin ediyorum. ABD ve İsrail saldırıları durdurduktan sonra, İran da savaşa devam etmeyecektir. 2025 yılında yaşanan 12 gün savaşında da öyle oldu.

Bir kara harekâtı olmadan, İran rejimi havadan operasyonlarla düşürülebilecek midir? Ayrıca İran’daki teokratik dikta rejimi değiştirmek mi kolay, yoksa İran’ı parçalamak mı daha kolay olacaktır sorusunu başka bir yazıda ele almaya çalışacağız.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın