‘Kimseyi takip etmek, hiçbir hocayı dinlemek zorunda değiliz’

Kasım başından beri devam eden “Gençlik ve din ilişkisi” söyleşi serimizin son bölümünde sözü gençlere bıraktık. Gençler, kendi din algılarının anne-babaları gibi olmamasının ‘normal’ sayılmasını bekliyor. Hemen hepsi, kamusal alanda dindar kimlikleriyle kanaat önderliği yapan kişilerin hayatlarının ve eylemlerinin inançlarına uymamasını, dinden uzaklaşmada temel bir faktör olarak görüyor.

Ulaşabildiğimiz gençlere aynı temel soruları yönelttik.

  1. Gençlerin dinden uzaklaştığına dair haberler, anketler yapılıyor. Siz bir genç olarak bu konuda ne düşünüyorsunuz? Din ile, Allah inancıyla aranız nasıl?
  2. Bir uzaklaşma hali varsa sebepleriniz, soru ve sorunlarınız neler?
  3. Konuyla ilgili önerileriniz, istekleriniz neler?

İsimlerinin baş harflerini vermeyi ve cevaplarını olduğu gibi paylaşmayı uygun bulduk (bu çekincenin üzerinde de ayrıca düşünülmeli).

M. A., sosyoloji öğrencisi, 22 yaşında:

– Bu tür haberler yaygın, soru-cevap etkinlikleri de. Gençlerin dinden uzaklaştığı varsayımı kısmen doğruluk payı içerse bile kesinlik taşımamaktadır. Zamanında A. Comte “dinin herhangi bir önemi kalmadı, pozitivist çağdayız” demişti; yanıldığını yüzyıllar içerisinde bizzat tecrübe ettik.

– Mevzu birkaç bağlamda ele alınabilir. Öncelikle din olarak ifade edilen, anlatılan şey ne? Bu dini anlatan kişilerin yaşamları nasıl? Bu sorular bağlamından yola çıkarak gençlerin dine olan -ki burada bahsettiğim din, İslamdır; kültürümüzle iç içe olduğu için İslam üzerinden değerlendirmek daha doğru diye düşünüyorum- bakışları negatif yönde seyretmektedir. Her kesimden insanın İslamı anlayışı, ifade edişi, hepsinin birbirinden farklı şeyler söylemesi, kafa karışıklığına yol açmaktadır. Bununla birlikte, söylemleriyle yaşam biçimleri çeliştiği için sadece gençler değil, aklı başında herhangi yaştan biri de cephe almak durumunda kalmaktadır. Bu soruların dışında iktidar-din ilişkisi, aynı zamanda laiklik-din ilişkisi tam anlamıyla doğru anlaşılmadığı için gençlerin dinsizliğe yönelmeleri de gayet açık bir durumdur. 

– Bana gelecek olursanız, rahmetli babacığımın vasıtasıyla 21. yüzyılda Türkiye’de tasavvuf ve tarikatlar üzerine deneyim elde etmiş, 22 yaşında bir birey olarak, bendenizde de dine karşı bir duruş söz konusudur. Bunun en önemli faktörü her kafadan bir ses çıkması, herkesin ayrı öğretilere sahip olması ve birey olarak sizin bu kavramsal dünyada aklınızın karışmasıdır. Çelişkiler de nitekim bunun en önemli nedenlerinden biridir. Eleştiri ve sorgulamaya açık olmamak da nitekim öyle.
Dinlediğiniz ve çalışmanızda gençlere de söz hakkı sunduğunuz için minnettarım.[ge1] 

D. D., ilahiyat mezunu, 25 yaşında:

– Günümüzde insanların dinden uzaklaştığını, özellikle Z kuşağı dediğimiz kuşakta dinle bağların zayıf olduğunu ya da niteliksiz bir dindarlık (neye inandığını bilememe, inandığının gerekliliklerini yerine getirememe, ibadetten uzak olma) görüyorum ne yazık ki. Ufacık bir sorgulamanın sürekli ‘günah ve dinden çıkma’ gibi sıfatlarla empoze edilmesi, bizi yanlışları sorgulama imkânından da mahrum bıraktı. Neye niçin inandığını bilmeyen bir nesille karşı karşıya kaldık. Durum böyle olunca en ufak sıkıntıda bir isyan, bir inançsızlık, bir şekilci dindarlık ortaya çıktı.

– Bu uzaklaşma halinin sebeplerini ise şöyle sıralayabiliriz: Teknolojinin artık hayatımızın her alanında etkili olması; şekilci ve kalıplayıcı dindarlıkların ortaya çıkması; kendini muhafazakâr olarak nitelendiren kesimlerin hak, adalet, eşitlik gibi toplumu bir arada tutan değerlere riayet etmemesi; toplumun kutuplaşmasıyla birlikte insanların kendini ötekileştirilmiş hissetmesi; dinin içerisindeki mezhepsel bölünmüşlüğün ve görüş ayrılıklarının, insanların sorularına cevap vermemekle birlikte ana akımdan uzaklaşmaya sebep olması; tarikat-cemaat gibi dinsel toplulukların kendi ritüellerini gerçek dinmiş gibi gösterip insanları bir çelişki ile karşı karşıya bırakması; yaygın din eğitimi kurumlarının niteliksiz bir eğitim vermesi ve dini sevdirme gibi duygusal bağlamlardan uzak olması; kendini dindar diye niteleyen insanların adaletsiz, haksız davranışları ve yanlış uygulamalarının başlıca etkenler olduğunu düşünüyorum. Çağımızın ekonomik ve psikolojik sıkıntıları da insanları bir umutsuzluğa, bir çaresizliğe itmekte; neye nasıl bağlanacağını, imtihanını ne şekilde değerlendireceğini bilmeyen insanları daha da çıkmaza sokmaktadır.

– Şekilci ve kalıplayıcı dindarlığın son bulması; toplumdaki ötekileştirmenin önüne geçilmesi; nitelikli din eğitiminin verilmesi; dinin dinsel toplulukların tekelinden çıkarılması; tarikat-cemaat gibi toplulukların kendi ritüellerini gerçek dinmiş gibi göstermemesi; dini temsil edenlerin her açıdan topluma daha iyi bir şekilde örnek olması; mezhepsel bölünmüşlükle uğraşmaktan çok dinin, çağımızın sorunlarına cevap verebileceği çalışmaların yapılması; toplum içerisinde din, dil, ırk ayırt etmeksizin herkese kucak açılması; kendini muhafazakâr diye nitelendiren kesimin hak, adalet, eşitlik gibi değerlere ‘uygulamalı’ olarak daha çok önem vermesi; ahlaki normların  öznel olduğunu unutmamakla birlikte ahlak bilgisine daha çok riayet edilmesi gerektiğine inanıyorum.

B.Y., İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu, 26 yaşında:

– Gençlerin dinden uzaklaştığına dair haber ve anketleri bizzat okuyup incelemedim ama bunları duyduğumda şaşırmıyorum. Kendi dönemim için baktığımda (94 doğumluyum), hem kendi yetiştirilişimde hem de anne babamın ve onlardan öncesinin yetiştirilişinde büyük eksiklikler ve asıl konudan saparak çok gereksiz detaylara takılmalar görüyorum. Burada sadece büyüklerimizi suçlamıyorum tabii ki, çünkü çoğumuz bireysel olarak, ana hatlarıyla sorumluluklarımızı yerine getirince aslında bazı eksiklikler olduğundan bihaber yaşıyoruz. Aynı zamanda içinde bulunduğumuz çağ ve dayatmaları, algılarımıza yönelik sürekli saldırılar da düşünüldüğünde, sağlam bir temeli olmayan herkeste bir uzaklaşma ve soğuma olmasını çok normal buluyorum. Kendi adıma konuşacak olursam, yaklaşık lise çağımdan beri Allah’la kendimce bir ilişkim var. Bunun inişleri çıkışları, yakınlaşıp uzaklaşmaları tabii ki oldu, ama şu anki durumumda artık inancın nasıl işlediğini, dinin bize ne anlatmak istediğini yeni yeni anlıyorum diyebilirim. Din elini taşın altına koymak demek, bir kenarda sessizce yaşamak değil. Bunu uygulamaya dökmeyi başarırsak gerek gençlerde gerekse uykuda olan birçoğumuzda değişim ve dönüşümlerin başlayabileceğine inanıyorum.

– Mevcut durumda uzaklaşmanın sebebini net bir şekilde medya ve onun getirdikleri olarak görüyorum. Gençlerin en çok vakit geçirdiği tüm mecralarda, hangisi olduğu fark etmeksizin tüm dinler sıkıcı, kötü ve yobazlıkla dolu olarak gösteriliyor. Kafamızı nereye çevirsek doğrudan veya dolaylı olarak dine, yaratıcılara, iyi veya doğru olana bir saldırı, bir isyan var. Bundan etkilenmemek çok çok zor. Bunun yanı sıra gerçek hayata dönüp baktığımızda Müslüman sıfatıyla iyi örnek olmaktan, mutluluktan, dürüstlükten ve huzurdan son derece uzak yaşayışımız da tüm bunların üstüne tuz biber oluyor.

– Benim önerim/isteğim dine sıfırdan başlamak yönünde olurdu. Keşke tüm bildiklerimizi unutabilsek ve tıpkı sonradan Müslüman olmuş kişiler gibi iyi örnekleri göre göre, İslamdan etkilenerek bu dini yeniden seçebilsek. Bunu ancak başta bahsettiğim gibi eksik parçayı içimizde hissederek ve araştırmaya, kendimizi geliştirmeye başlayarak yapabiliriz. Kimseyi takip etmek, hiçbir hocayı, tarikatı, mezhebi vb dinlemek zorunda değiliz; bütün fikirler ve görüşler onlardan faydalanmak için var, körü körüne iman etmek için değil. İyi niyetli olan herkes kendi vicdanını dinlemek, kendi aklının tavsiyesine uymak durumundadır. Önyargılı olmamalı ve fikirlerimiz olgunluğa erişmeden, mümkün mertebe tartışmalardan uzak durmalıyız ve tabii ki çalışmak, aktif olmak zorundayız.

R. B., Fizyoterapist/23 yaşında:
– Gençlerin genel olarak dinden uzaklaştığını gözlemleyebiliyoruz. Ancak gençlerin uzaklaştığı şeyin din olduğunu düşünmüyorum. Daha çok kültürel baskılardan kaçıyorlar. Kültür ve dinin iç içe geçtiği bir toplumda yaşadığımız için bunu ayırt edemiyoruz. Bireyselleşmenin artmasıyla kişiler, sadece anne-babaları inandığı için bir dine inanmak istemiyor. İnanışlarını kendi özgür iradeleriyle gerçekleştirmek istiyorlar. Bu noktada geçmişe nazaran daha rahat bir ortam bulduğumuz için gençler dinden uzaklaşıyor, gibi bir algıya kapılıyoruz. Önceki nesilde toplumsal baskı, kınama, sosyal ortamdan dışlanma, aile baskısı olmasaydı kendi özgür iradeleriyle dindarlığı seçecekler miydi? Asıl soru bu bence.

– Yeni nesilden önceki kuşağa benzemesini istemenin/beklemenin gerçekçi olmadığını belirtmek istiyorum. Yaşadıkları toplumsal olaylar, kavgalar eski kuşağı dine daha çok bağlamıştı. Kendilerini dini anlayışlarıyla tanımlama ve ona göre savunma ihtiyaçları vardı. Ama bugün her birey, kendi dini yaşantısını tercih edebiliyor ve istediği ölçüde yaşıyor olmalı. Doğru yanlış birbirine karıştırılmadan, inandığı dinde neyi, ne kadar hayatına yansıtabileceği kişinin kendisine bırakılmalı.

A. Y., sosyolog, 29 yaşında:

 – Ben böyle bir gündem olmasını oldukça gereksiz ve yapay buluyorum. Değişim kaçınılmazdır. Her nesil mutlaka bir önceki nesilden farklı olacaktır. Buna bu kadar anlam yüklenmesine, endişe duyulmasına bence gerek yok. Din kimsenin tekelinde değil. İnsanlar belli kalıplarla düşündüğünden bu sonuçlara varıyor, diye düşünüyorum. Ben dindar bir çevrede büyüdüm ve seküler okullarda okudum. Her kesimden arkadaşım var. Görüyorum ki hayatı bir şekilde anlamak ve anlamlandırmak herkesin ihtiyacı. Ve dinin belli bir şekline ilgi azalırken, başka şekillerine ilgi de çoğalıyor. Büyükler bizi merak etmesin, herkes kendi yolunu buluyor.

– Belli bir formattaki dindar bir hükümet, Müslümanlığın bu şeklini antipatik hale getirdi elbette. Bu çok açık ve net bir sebep. Bu şekilde yaşanan bir din sizin sorularınızı cevaplamıyor, sorunlarınıza çözüm bulmuyor. Ahlak, kendini tanıyıp kim olduğunu sorgulamak, insanlararası ilişkiler, insanın evrenle ve yaratıcıyla ilişkisi, bunlar çok daha derin meseleler. Gençlerin önüne din diye sunulan pratikler ise sorgulanmaya muhtaç. Atalarının dinine, statükolara, mevcut iktidarlara karşı çıkmadan Allah’a da yaklaşamıyorsunuz. Ben Hz. Muhammed’den bunu öğrendim. 

– Ben çok derinden saygı duyulmasını bekliyorum. Yetişkin gibi davranılmasını. Aynı fikirde olmasak bile farklılıklarımızla kabul edilmeyi.

K.K., Klinik Psikolog, 28 yaşında:

– Gençler dinden genel olarak uzaklaştı mı, buna dair net bir düşüncem yok. Ancak eğer uzaklaşan bir kesim varsa bunun sorgulama ile ilgili olduğunu tahmin ediyorum. Çünkü dinle ilgili paylaşılanlar, genelde daha dogmatik ve kanıtlanamaz boyutta bir yaklaşıma sahip. Zaten bence dini biricik kılan da yüzde yüz kanıtlanabilirlikten uzak oluşu. Böylece gerçekten bir “inanç” olarak ele alınabilir. Diğer türlü zaten kanıtlanabilir bir şeye inanmak, çok da bir anlam taşımazdı sanırım. Ancak sorgulama temelli düşünme sonucunda ele somut bulgular geçemeyince gençler de tutunmakta zorlanıyor.

– Benim dinle olan ilişkim ise şöyle; küçükken aile yapımın da etkisiyle çok fazla Allah korkusu yaşayan, cehennemden ciddi anlamda endişe duyan, dinin gereklerini yerine getirme konusunda suçluluk duygusuyla hareket eder bir haldeydim. Şimdiyse iyi ki Kuran okumayı öğrenmişim, iyi ki ailemin, toplumumun temel taşlarını oluşturan inanç sistemine dair farkındalık ve bilgi kazanmışım diyorum. Fakat din eğitiminin çok korku bazlı verildiğini ve bu yüzden, maalesef benim de dinle bağlantımın zayıfladığını görüyorum. Allah’ın tekliğine inanıyorum, öbür dünyaya inanıyorum. Ancak yaşamımda dinin gereklerini (doğru söylemek, oruç tutmak, dini günlerde Kuran okumak ve namaz kılmak, hakkaniyetli olmak, iyi niyetli olmak dışında) çok da yerine getirdiğimi düşünmüyorum.

– Bu sorunun cevabını yukarıda vermiş oldum ama burada özet olarak şunu belirtebilirim; dinin daha çok ceza üzerinden anlatılması ve genelde dini yaşama değer veren insanların, ‘tek doğru’ gerçeğiyle araştırmaktan çok uzaklaştığını, insanları ötekileştirmekten vazgeçmediklerini gördüğüm için uzaklaşıyorum.

– İsterim ki din daha doğru kaynaklar ve daha açık fikirli, bilime de önem veren, sağ duyulu yaklaşabilen kişiler tarafından; sadece korkulası yanlarıyla değil insanı ve doğayı ne kadar biricik, değerli gördüğü yanlarıyla anlatılsın. Çocuklara “Allah yakar!” demek yerine “Allah için çok değerliyiz” anlayışıyla inanç sisteminin aktarılması çok daha yakışır olacaktır.


Önceki İçerik‘Kürtler, Aleviler, dindarlar veya sekülerlerden herhangi birinin mutsuz olduğu bir Türkiye’nin mutlu olma şansı yok’ (*)
Sonraki İçerikBabacan: ‘Yanlış kararlarla harcadığınız yüz milyarlarca dolar için millete açıklama borcunuz var’