T24’ten Namık Durukan’ın haberine göre Diyarbakır’da düzenlenen Demokratik İslam Kongresi 3. Büyük Konferansı’nda Öcalan’ın mesajı okundu.
Mezopotamya İslami Araştırmalar Federasyonu’nun (MİA-FED) “Demokratik İslam: İnançta samimiyet, toplumda özgürlük” başlığı ile düzenlediği konferansta okunan mesajında Öcalan, Demokratik İslam perspektifinin halkların kendi kimlikleri ve inançlarıyla birlikte yaşayabilecekleri demokratik bir model sunduğunu ifade etti.
“İslam büyük bir toplumsal hakikat hareketidir”
Mesajında İslam’ın ortaya çıkışını iktidarcı ve sınıfsal düzene karşı gelişen bir toplumsal hareket olarak değerlendiren Öcalan, Hz. Muhammed dönemindeki ilk İslam toplumunun özgürlükçü ve eşitlikçi bir karakter taşıdığını söyledi. Öcalan, “İslam, özünde ahlaki ve politik toplumun özgürlük, adalet ve eşitlik değerleri üzerine inşa edilmiş büyük bir toplumsal hakikat hareketidir” dedi.
Emeviler eleştirisi: Din devletin meşruiyet aracına dönüştürüldü
Öcalan, İslam’ın tarihsel süreç içerisinde devletçi gelenekler tarafından kuşatıldığını savunarak özellikle Emeviler dönemine dikkat çekti. “Emevilerle başlayan süreçte din, ahlaki ve toplumsal bir yaşam sistemi olmaktan uzaklaştırılarak devletin meşruiyet aracına dönüştürülmüş, böylece İslam’ın demokratik ve özgürlükçü damarları zayıflatılmıştır” diyen Öcalan, günümüzdeki resmi devlet İslamı ile mezhepçi yapılanmaların da bu tarihsel çizginin devamı olduğunu öne sürdü.
Medine Vesikası’nı örnek gösterdi
Öcalan, Demokratik İslam anlayışının en önemli tarihsel referanslarından birinin Medine Vesikası olduğunu belirterek, bu metni farklı inanç ve kimliklerin bir arada yaşayabildiği çoğulcu bir toplumsal sözleşme olarak tanımladı.
“Medine Vesikası, farklı inançların, kimliklerin, kültürlerin ve toplulukların kendi özgünlüklerini koruyarak ortak yaşam ilkelerinde buluşmalarını sağlayan demokratik bir toplumsal sözleşmedir” ifadelerini kullanan Öcalan, bunun insanlık tarihinin ilk demokratik birlik modellerinden biri olduğunu savundu.
“Gerçek cihad insanın kendisiyle mücadelesidir”
Mesajında cihat kavramına da vurgu yapan Öcalan, gerçek mücadelenin insanın kendi içindeki iktidar eğilimleri, bencillik ve tahakküm arzularına karşı verilmesi gerektiğini belirtti. Öcalan, “Gerçek cihad, insanın kendi nefsindeki iktidar eğilimlerine, bencilliğe, tahakküm arzusuna ve her türlü zulüm biçimine karşı yürüttüğü sürekli özgürleşme mücadelesidir” dedi.
“Demokratik siyasetin kökleri burada”
İslam’daki şûra ilkesini demokratik toplumun temel değerlerinden biri olarak değerlendiren Öcalan, karar alma süreçlerinde ortak aklın ve toplumsal katılımın esas alınması gerektiğini söyledi. Şûranın, toplumun ortak aklını ortaya çıkaran ve yönetimi toplumsal denetime açan bir mekanizma olduğunu belirten Öcalan, demokratik siyasetin ve yerel demokrasinin tarihsel köklerinin bu anlayışta bulunduğunu ifade etti.
“Din iktidarın değil toplumun vicdanı olmalıdır”
Öcalan, günümüzde yapılması gerekenin İslam’ı devletlerin, iktidarların ve sermaye çevrelerinin hizmetinden çıkararak yeniden toplumun hizmetine sunmak olduğunu savundu. Öcalan, “Bugün ihtiyaç duyulan şey, İslam’ı devletin, iktidarın ve sermaye güçlerinin hizmetine sunmak değil, onu yeniden ahlaki toplumun, demokratik siyasetin ve özgür yaşamın hizmetine kazandırmaktır. Din, iktidarın değil toplumun vicdanı olmalıdır” dedi.
Kadın özgürlüğü ve ekolojik yaşam vurgusu
Demokratik İslam anlayışının temel unsurları arasında kadın özgürlüğü, ekolojik yaşam ve halkların kardeşliğinin bulunduğunu belirten Öcalan, kadınları dışlayan veya doğayı sömürü nesnesi olarak gören yaklaşımların İslam’ın özünü temsil edemeyeceğini ifade etti. Öcalan, “Kadın özgürlüğünü dışlayan, doğayı sınırsız sömürü nesnesi olarak gören ve halklar arasında düşmanlık üreten hiçbir anlayış İslam’ın özünü temsil edemez” değerlendirmesinde bulundu.
Ortadoğu için reçete: Çözüm demokratik toplumun geliştirilmesinde
Mesajının en dikkat çekici bölümünde Ortadoğu’daki krizlere dikkat çeken Öcalan, bölgedeki mezhep savaşları, milliyetçi çatışmalar ve iktidar mücadelelerine karşı çözümün daha fazla devletçilikte değil, demokratik toplum modelinde aranması gerektiğini savundu.
“Ortadoğu’nun derinleşen krizleri, mezhep savaşları, milliyetçi çatışmaları ve iktidar mücadeleleri karşısında çözüm, devletçi ve hegemonik yaklaşımların daha da güçlendirilmesinde değil, demokratik toplumun geliştirilmesindedir” diyen Öcalan, Demokratik İslam perspektifinin halkların kendi kimlikleriyle, inançlarıyla ve özgür iradeleriyle bir arada yaşayabilecekleri demokratik ulus anlayışına önemli katkılar sunabileceğini kaydetti.
“Barış ve demokratik toplum sürecine katkı sunacaktır”
Öcalan mesajının son bölümünde, konferansta yürütülen tartışmaların demokratik toplumun inşasına, halkların ortak yaşamına ve “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” olarak tanımladığı sürecin gelişimine katkı sağlayacağına inandığını kaydetti.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.