ÖZEL RÖPORTAJ “İnsanlar nasıl yaşamak istiyorsa öyle yaşayacak, biz de onlara hizmet edeceğiz.”

Serbestiyet’in “Türkiye’nin ‘Başkan’ları Anlatıyor” serisinin ilk konuğu Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar: “Kent meydanının yapımına başladığımda demir 1000 lira civarındaydı. Şimdi 7,5-8 bin lira civarında. 8 kat arttı. Sizin bütçeniz arttı mı peki aynı oranda? Hayır.” “Üç cemevi yapıyoruz. Zaten Adana’da camilerin temizlenmesinde, yapımında, halılarında ne yaptığımızı bütün Adana biliyor. Biz kiliseleri de temizliyoruz. İnsanlar nasıl yaşamak istiyorsa öyle yaşayacak, biz de onlara hizmet edeceğiz. Görevimiz bu.”

2019’da seçilen CHP’li Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, Serbestiyet’in “Türkiye’nin ‘Başkan’ları konuşuyor” serisinin ilk konuğu oldu. Karalar, Serbestiyet adına Adana’nın önde gelen gazetecilerinden Taner Talaş’ın sorularını yanıtladı.

Röportajın tamamını Serbest TV’de izlemek için:

Röportajın tamamını SerbestPod’da dinlemek için:

Size neden “Adana gibi başkan” diyorlar?

Çok basit, çünkü Adana’nın bütün özelliklerini taşıdığım için sanırım. Böylesine çıkmış bir şey değil. Tipik bir Adanalı işte. İsmiyle, şefkatiyle, sertliğiyle Adana’nın bütün özelliklerini taşıdığım için bana Adana gibi başkan diyorlar. Öyle bir yapıştı ki bize. Biz o özellikleri taşımasak yapışmazdı bize. İstediğin gibi lakap tak bir adama, o adamla o lakap özdeşleşirse tutup gidiyor.

Belediye başkanlığınızın bir buçuk yılı tüm dünyayı etkileyen koronavirüs pandemisine denk geldi. Pandemi sizi çok yordu mu? Pandemi size çok büyük bir yük getirdi mi?

Pandemi sizin de söylediğiniz gibi tüm dünyaya büyük bir yük getirdi. Çok şey götürdü; ekonomik olarak götürdü, sağlıktan götürdü, mutluluktan götürdü. Elbette bu çok aleni bir şey. Ama pandemiye gelmeden önce esas kırılma 2017’de başlıyor belediyelerde.

2017’de biz biliyorsunuz Seyhan Belediyesi’nde borcumuz olmasına rağmen 2016 yılı devrinde 110 milyon TL paramız vardı. Bir hizmeti çok rahat yapabiliyorduk. Fakat 2017’den sonra emtia fiyatları birden bire çok artmaya başladı. Belediyelerin gelirleri ise o oranda artmadı, tam tersine azaldı. Çünkü biliyorsunuz ki belediyelerin gelirlerinin büyük bir oranı vergilerden geliyor. Kriz olunca, siz para toplayamıyorsunuz. İnsanlar vergilerini ödeyemediği için dolayısıyla devletin gelirleri de azalıyor. Belediyelerin gelirlerine de ciddi şekilde yansıyor bu.

Sizin belediye olarak gelirleriniz azalırken, emtia fiyatları ise çok ciddi artış yaşıyor. Ben çok iyi hatırlıyorum, kent meydanının yapımına başladığımda demir 1000 lira civarındaydı. Şimdi 7,5-8 bin lira civarında. 8 kat arttı. Sizin bütçeniz arttı mı peki aynı oranda? Hayır. Mazot, demir, asfalt.. Hepsinde çok ciddi artış var. Bir de üstüne üstlük bu pandemi tamamen işleri çok ters etkiledi.

Bu söylediğim; Türkiye’deki tüm belediyeler için bir realite. Bir de Adana’nın özelinde ciddi bir ekonomik borç buhranı var. Bütün Adana biliyor artık bunu. 4,5 milyar borç, bir küsür milyon gelirle tamamen bitmiş tükenmiş olabilir mi? Bunların hepsini birleştirdiğiniz zaman Adana Büyükşehir Belediyesi’nin durumu çok net gözüküyor zaten.

Hiç siyaset konuşmuyorsunuz? Türkiye’nin gergin siyaset gündemine girmemeye çaba sarf ediyorsunuz. Sizin bu yaklaşımınızın Adana Büyükşehir Belediyesi’ne olumlu anlamda bir geri dönüşü oluyor mu?

Bunu biz “İktidar bizi görsün, bakın biz size çatmıyoruz bize iyi davranın” diye yapmıyoruz. Ben ömrümce halk bana ne misyon yüklediyse ya da bulunduğum görevin misyonu neyse onu yerine getirmeye gayret etmiş bir adamım.

Benim CHP’deki il başkanlığımı hatırlarsınız. Benim görevim iktidarı eleştirmekti ve ben de etkili şekilde eleştiriyordum. Çünkü ben elbette misyonumu yerine getirerek iktidarın bize göre yanlış olan politikalarını eleştirecektim. Milletvekili olsam buna devam ederdim. Ama çok sevdiğim Adanalı hemşehrilerim bana Adana’ya hizmet misyonu yükledi. “Sen hükümeti eleştir, onlara yüklen” diye bir görev vermedi. Ağır bir görev verdi. Adana’yı geliştirme, dönüştürme görevi. Adana’yı tekrar eski günlerine kavuşturmak noktasında belediye olarak ne yapabileceksek onu yapmak benim görevim. Ben bunun gereğini yapıyorum.

Yoksa birileri beni takdir etsin, “Bak Zeydan Karalar ne güzel yapıyor” desin diye değil. Ben aydın, yurtsever, ülkesini seven birisiyim. Elbette ki ülke gündemi ile ilgileniyorum. Okuyorum, dinliyorum, bakıyorum ama işim bir genel siyaset konuşmak ya da o vakti oraya harcamak değil. Ben vaktimin tamamını Adana’nın gelişmesi için kullanıyorum.

Adana bir kültür kenti, bir mozaik. Adana’da çok farklı etnik ve dini gruplara mensup insanlar hoşgörü içerisinde bir arada yaşıyor.  2O21 Türkiye’sinde hala haklarını vermediğimiz gruplar var. Alevi vatandaşlarımız var, Kürtlerden gelen talepler var dil kursu gibi. Geçenlerde İstanbul Büyükşehir Belediyesi bir Kürtçe kursu açtı kendi bünyesinde. Adana’da binlerce Alevi vatandaşımız var ama ciddi sayıda bir cemevi göremiyoruz. Size gelen talepler ve o taleplere yaklaşımınız nedir?

Bakın biz sosyal demokratlar insanları dil, din, cins, ırk ayrımı yapmadan kucaklarız. Bizim böyle bir ayrımımız söz konusu değil. Kim neye inanmak istiyorsa inanır, zaten bu bizim dinimizde de böyledir, zorlama yoktur.

Tamamen sizin dışınızda ve hiçbir yetkiniz olmayan şeyler bunlar. Bunlar üzerinden övünmek, yerinmek ne kadar anlamlı bunu düşünür dururum ben. Mesela Zeydan Karalar, dar bir bölgeden, ekonomik şartları kötü bir yerden gelip kendi başarısı ile övünürse bu onun kendi hakkı ona sözüm yok. Ama ben mesela Seyhan mahallesinde doğdum diye bununla övünmemin ne anlamı var? Ne etkisi var onun? Dolayısıyla bunların çok bir anlamı yok.

Tabii ki biz herkese eşit mesafede durarak, inandıkları doğrultusunda yaşayabilmesini isteriz. Bunu da gerçekleştirmek için yapacağımız şeyleri yaparız. Seyhan Belediye Başkanı iken ben cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesini Meclis’ten AK Partililerin yasal olmadığı itirazlarına rağmen çıkarttım.

Bakın ben 3 cemevi başlattım. 2’si bitti, birini ise yeni Seyhan belediye başkanı bitirdi. Önceden başlanmış bir cemevi projesi vardı, Adana Ekmek Fabrikası’nda onu da bitiriyoruz. Yüreğir’de bir cemevi vardı önceden başlamış biz onu da bitireceğiz. Zaten Adana’da camilerin temizlenmesinde, yapımında, halılarında ne yaptığımızı bütün Adana biliyor. Biz kiliseleri de temizliyoruz.

İnsanlar nasıl yaşamak istiyorsa öyle yaşayacak, biz de onlara hizmet edeceğiz. Görevimiz bu. İnsana hizmet. Dili, dini, ırkı, cinsi, rengi hiç fark etmez.

Uyuşturucu bakımından yayınlanan istatistiklere göre Adana’da durum çok kötü. Size ulaşan bilgiler ışığında bu doğru mu? Burada sıkıntı var mı? Adana’da uyuşturucu kullanımı patladı mı? Kaygılanalım mı?

Evet burada bir sorun var. Tabii ki kaygılanmayalım ama önlemimizi de almamız gerekiyor. Adana’da, Türkiye’de uyuşturucu kullanımının tehlikeli boyutlara gitmediğini söylemek durumu görmemek olur.

Seyhan Belediye Başkanı iken ben, bir uyuşturucu ile mücadele merkezi kurma projesi geliştirdim. Sıradan bir merkez değil, çok büyük bir, devasa bir uyuşturucu ile mücadele merkezi kuracaktık yaklaşık 17 bin metrekarelik bir alana. Çünkü orada sadece ilaç tedavisi yetmiyor, uyuşturucu kullananlar çok enerjik olduğu için orada tarım da yapsın, basketbol da oynasın, spor da yapsın diye bir kompleks geliştirmiştik. Çünkü bir uyuşturucu kullanan, on uyuşturucu kullananı etkiliyor. Bir uyuşturucu kullananın bunu bırakması, on kişinin daha bırakmasını sağlıyor.

Dolayısıyla Türkiye komple bu konunun üzerinde durmalı. Aslında bunlar hep iç içe konular. Uyuşturucu kullanımı neden artıyor? Buna bakmak lazım. Biz mütedeyyin, muhafazakar, aile bağları çok kuvvetli olan bir toplumuz. Bu bizi bir arada tutuyor, bu son derece önemli. Ama buna rağmen uyuşturucunun artmasının temel nedeni, artık gençlerimiz umutsuz. Geleceğe umutla bakamıyor.

Üniversite bitirmiş işi yok, askere gidip gelmiş iş yok, kızımız üniversite bitirmiş iş yok, iş bulma umudu da yok. Neden bu. Biz eğer ülke olarak o gençlere umudu tekrar verebilirsek otomatik olarak kötü alışkanlıklar azalır, net yani.

Adana’da Suriyeliler ile ilgili sorunlar neler, bunun belediye yansımaları nasıl?

Türkiye’de bir Suriyeli sorunu var. Bu başka bir felaket yani. Bir kere baştan aşağı Suriye politikasını eleştirmek lazım. Buna gerek yoktu. Buna müsebbip mevcut Suriye politikasıdır. Suriye’deki o kargaşaya destek vermek, oradan bir mülteci hareketine neden olmak büyük bir yanlıştı.

İçinde olduğumuz artık bir realite, artık yaklaşık 400 bine yakın bir Suriyeli mültecimiz var Adana’da. Onların da büyük bir bölümü bizim vatandaşımız olacak. Orada savaş bitince “Hadi gidin” deseniz, bu insanların yüzde 30’u falan gitmez. Bunun elbette Adana ekonomisine, Türkiye ekonomisine, ara eleman konusunda bir faydası olmakla birlikte, büyük zararları oluyor, olacak.

Bir kere sayın Cumhurbaşkanımız, “40 milyar dolar para harcadık” demişti. Düşünün, bu parayı biz başka ülkenin vatandaşına harcamaktan öte sanayimizi beslesek belki 5 milyon insanın istihdamını sağlardık. Bir kere kültür farklı, yapı farklı, alışkanlıklar farklı, yeme içme farklı, temizlik anlayışı farklı… Bir olumlu görüntü vermiyor bu durum Adanamıza.  Ne yazık ki bir yük.

Onun üstünde siz 400 bin insana hizmet ediyorsunuz belediye olarak ama bir kuruş destek almıyorsunuz devletten. Şu anda resmi kayıtlı Suriyeli mülteci 270 bin civarında ama hepsini kaydetmek mümkün değil. 350 binin çok üstünde şu an. Biz belediye hizmetlerini devletin bize verdiği kişi başına para ile yapıyoruz. Yani nüfus bir oranla çarpılıyor ve belediye bütçesi maliye payı ile birlikte öyle belirleniyor. Yani siz resmi nüfusun üstüne 400 bin insana daha hizmet veriyorsunuz ama hiçbir yardım alamıyorsunuz. Bu da sürdürülebilir değil. Bu sadece Adana’nın sorunu da değil bu arada.

Adana Demirspor bu sene Süper Lig’e çıktı. Yeni stadyum da açıldı. Zeydan Karalar’ın Adana Demirspor ile arası nasıl? Süper Lig perspektifi nasıl? Demirspor nereye gidecek?

Ben aslında voleybol, futbol ve yüzme başta olmak üzere birçok sporu çok severim. Voleybol ve futbolu amatör olarak oynadım. Futbolla çok yakın ilişkim vardır. Maç izlemeyi severim, futbol oynamayı severim. Dolayısıyla Adana benim Demirsporlu olduğumu bilir. Elbette biz Adana Demirspor’un Süper Lig’e çıkmasından çok memnun olduk. Bekliyorum, umut ediyorum ki öbür güzide takımımız Adanaspor da bu sene Süper Lig’e çıkar. Demirspor taraftarı olmak çocukluğumdan beri olan bir şey. Ama tabii ki bir belediye başkanı olarak iki takıma da eşit mesafede yaklaşmak durumundayım. Bir prim açıkladık biliyorsunuz eleştiri noktası oldu, Adanasporlu kardeşlerim tarafından, olabilir elbette. Hoş görüyorum ben o eleştirileri. Adanaspor da o pozisyonda olsa, onlara da bunu yaparız. İki milyon prim açıkladık, Adana’nın takımının Süper Lig’e çıkmasından Adana şehri iki milyondan çok daha fazla yarar görecek. Kentin tanıtımı, o insanların gelmesi, yemesi, içmesi vs. bir sürü masraf etmesi piyasaya hareket getirecek. Bunun yanında bir de Adana’yı tanıtacak bu durum. İyi bir şey yani.

Adana bir lezzet kenti. Diğer illere oranla ev dışında yemek yemeyi çok seven bir halkı var. Kebapçılık bugün Adana’nın bacalı sanayisi gibi. Yüzlerce çalışanı vardı. Kapatıldılar pandemi sebebiyle. 15 aydır sıhhatli yürümüyor. Orada çalışan garson, komi, usta vs. çeşitli taleplerde bulunuyor. Orada çok büyük bir sorun var mı, çok etkilendiler mi bu süreçten? Oradan size ulaşım nasıl?

Etkilenmez mi? Bakın, tarım da etkileniyor, gastronomi de etkileniyor, esnaf da etkileniyor. Adana’yı ele aldığınız zaman hem bir sanayi kenti, hem bir tarım kenti hem de bir ticaret kenti. Turizm kenti olamadı daha. Olma noktasında bizim çabalarımız, adımlarımız var. Umarım gerçekleştirebiliriz, gerçekleştirmeliyiz de. O da bir ilave gelir, ilave istihdam Adana için. Dolayısıyla bakın, sadece gıda, yeme, içme kapanmadı ki, bütün sektörler kapandı. Ama gıda sektörünün, yeme içme sektörünün kapanmasının nereye kadar etkisi oluyor? Hani her kebapçı, her lokanta, her yeme-içme esnafı yanında en az 2-3 kişi çalıştırıyor. Bir kere onlar işsiz kaldı. Sadece Adana’da değil bütün Türkiye’de esnaf kapattığı, turist de gelmediği için tarım da para etmemeye başladı. Bugün çiftçi domates üretiyor, satamıyor. Patates üretiyor satamıyor. Karpuzlar işte tarlada kaldı. Normalde Türkiye’ye 50 milyon turist geliyor. Bu turistler yiyor, içiyor. Ne yiyorlar, bizim tarımda ürettiklerimizi yiyorlar. Bu olmayınca, esnaf da olmayınca çarkın tüm dişlileri etkileniyor. Ülke genelini etkiliyor, ülkenin geliri düşüyor. Bunun da bize yansıması ortada.

Önceki İçerikFOTO HABER | NATO zirvesi sırasında Erdoğan ile Biden’ın ilk karşılaşma anları
Sonraki İçerikBu sorular hala cevaplarını bekliyor