Anasayfa / Haberler / Tulsi Gabbard’ın gizli “Guru”su: ABD istihbaratının başındaki ismi yıllarca bir tarikat lideri mi yönetti?

Tulsi Gabbard’ın gizli “Guru”su: ABD istihbaratının başındaki ismi yıllarca bir tarikat lideri mi yönetti?

ABD Ulusal İstihbarat Direktörü görevini geçtiğimiz hafta bırakan Tulsi Gabbard’ı, kariyeri boyunca perde arkasından çocukluğundan beri bağlı olduğu Hare Krishna kökenli mezhebin lideri Chris Butler’ın yönlendirdiğini gösteren 25 binden fazla belge ortaya çıktı.

Geçen hafta Covid-19 ifşalarıyla görevden ayrılan ve Trump’ın ikinci döneminde CIA, NSA gibi örgütlerin bağlı olduğu ABD Ulusal İstihbarat Direktörlüğü koltuğunda oturan Tulsi Gabbard’ın, yıllar boyunca perde arkasından bir din liderinin talimatlarıyla hareket etmiş olabileceği ortaya çıktı.

Washington Post muhabiri Jon Swaine’in yaklaşık bir yıl süren araştırması, ortaya çarpıcı bir tablo koyuyor.

Her şey bir e-posta adresiyle başladı. Swaine, başka bir haber için araştırma yaparken “@nineisles.com” uzantılı bir adrese rastlıyor. İz sürünce, bu adresin Gabbard’ın çocukluğundan beri bağlı olduğu Hare Krishna kökenli bir mezhebin (Science of Identity Foundation – SIF) lideri Chris Butler’ın ofisine ait olduğunu öğreniyor.

Butler, Gabbard’ın bir zamanlar “gurum” diye tanımladığı, eski üyelerin ise “tarikat” olarak nitelediği grubun başındaki isim.
Binlerce sayfa, yüzlerce talimat
Gabbard’ın kampanyalarında çalışmış, mezhebin eski üyesi Rebecca Saltzburg, eski e-posta hesabını karıştırınca yüzlerce eski mesaj buluyor ve bunları muhabire veriyor. Paylaşılan belgeler sonunda 25 binden fazla sayfaya ulaşıyor. İçlerinde, Gabbard’ın Kongre’deki yıllarına (2011-2017) ait yüzlerce “memo” var.

Bu notların içeriği sıradan tavsiyeler değil. Hangi yasayı önereceği, hangi politikayı savunacağı, hatta televizyonda nasıl davranacağına dair doğrudan talimatlar içeriyorlar. İlginç olan şu: Notlardaki emirleri veren kişinin adı hiçbir yerde geçmiyor. Saltzburg’a göre bunun nedeni belli: Konuşan kişi Butler’dı ve kimliği gizlensin diye ismi asla yazılmıyordu. “Ona o şekilde konuşabilecek başka kimse yoktu,” diyor Saltzburg.

Sözler ile gerçek hayat birebir tutuyor

Swaine, bir meslektaşıyla birlikte Gabbard’ın 2014-2016 arasındaki 32 TV röportajını, kendisine gönderilen konuşma notlarıyla karşılaştırıyor. Sonuç çarpıcı: 24 röportajda Gabbard notlardaki ifadeleri neredeyse kelimesi kelimesine kullanmış.

Örnekler somut. Bir notta CNN’de Wolf Blitzer’a karşı kullanması için hazırlanan “Bu, ‘ah vah, partiye gidemiyorum’ meselesi değil Wolf” cümlesi var. Gabbard o gün canlı yayında neredeyse aynı cümleyi kuruyor. Başka bir notta IŞİD’e katılan vatandaşları olan ülkeleri hedef alan bir yasa çıkarması isteniyor, üstelik sert bir dille: “Sabah ilk iş başlat. Bu konuda lider olmalısın. Oyalanma.” Gabbard ertesi gün bir açıklama yapıyor, bir hafta sonra Meclis’e tasarıyı sunuyor.

İş televizyon performansına kadar uzanıyor. Bir TV çıkışı öncesi gönderilen notta “Gülümsemeyi unutma. O göz hareketini yapma” yazıyor. Ertesi gün CNN’deki kayıtta Gabbard’ın konuşurken gözlerini fal taşı gibi açtığı görülüyor. O akşam başka bir notta isimsiz kişi sinirleniyor: “Gördüğüm kadarıyla yine o lanet göz hareketini yapıyor.”

Sosyal medyada sahte ordu

Belgelerin bir kısmı da Gabbard’a yapay bir halk desteği görüntüsü yaratma çabasını anlatıyor. Butler’ın takipçileri, sahte isimlerle açılmış onlarca hesap üzerinden haber sitelerinin yorum bölümlerini ve sosyal medyayı Gabbard lehine dolduruyor. Bazı profillerde uydurma biyografiler, başka yerlerden çalınmış profil fotoğrafları kullanılıyor.

Saltzburg bu işin başını çektiğini itiraf ediyor ve pişman olduğunu söylüyor. Yorumcuların yakalanmaması için talimatlar bile var: Farklı ve anonim isimler kullanın, Gabbard hakkındaki her yorum için onunla ilgisiz iki yorum daha yapın, yurt dışındaysanız konumunuzu gizleyin.

Gabbard’ın kendisinin de zaman zaman bu gruplara dahil olduğu görülüyor; bir yazıya yanıt verilmediğinde “Neden yorumcularımız yorum yapmadı?” diye sorduğu mesajlar var. Ancak sahte profillerin varlığından haberdar olup olmadığı belgelerden net anlaşılmıyor. Yalnızca 2014’te Saltzburg’a yazdığı bir mailde, bir hesaba avatar eklemesini önermesi (“Yumurta şeklindeki ikon, hesabın gerçek olmadığının işaretidir”) bu konuda fikri olabileceğini düşündürüyor.

Peki notları gerçekten Butler mı yazdı?

İşin en tartışmalı kısmı bu. Butler’ın “sağ kolu” olarak bilinen Sunil Khemaney, notların çoğunu kendisinin ve Gabbard’ın babası gibi danışmanların yazdığını, sadece “bir iki tanesinin” Butler’dan gelmiş olabileceğini öne sürüyor.

Ama Swaine’in incelemesi bu açıklamayla çelişen ipuçlarıyla dolu. 173 sayfalık bir belgede yazar, Hawaii’de gençken çalışmaktan bahsediyor; oysa ne Khemaney ne de Gabbard’ın babası Hawaii’de büyümüş, Butler büyümüş. Bazı notlarda konuşan kişi kendini açıkça Butler olarak tanıtıyor: “Öğrettiğim, söylediğim her şey, tüm konferanslarım senin üstüne yıkılacak.” Üstelik notlarda Khemaney ve Gabbard’ın babasından üçüncü şahıs olarak bahsediliyor, yani konuşan onlar değil.

Bu noktada işin içine bir de yapay zeka giriyor. Swaine, Claude adlı yapay zekadan bir “stilometrik analiz” yapmasını istiyor; yani yazım istatistiklerine bakarak yazarı belirlemeye çalışan bir yöntem. Claude, 13 istatistiksel model çalıştırıp notları Butler’ın 7 bin sayfalık konferans arşiviyle karşılaştırıyor ve sonuçta notların tek bir kişi tarafından yazıldığını, bu kişinin de Khemaney ya da Gabbard’ın babasından çok daha büyük olasılıkla Butler olduğunu söylüyor. Örneğin “duplicitous” yerine kullanılan uydurma bir kelime (“duplistic”) hem notlarda bir kez, hem de Butler’ın konferanslarında dokuz kez geçiyor. Yine de yapay zeka kesin konuşamıyor.

Gabbard cephesi: “Bu Hindu düşmanlığı”

Gabbard ve ekibi sorulara yanıt vermiyor, haberin yayımlanmamasını istiyor. Sözcüsü haberi “DNI’nın inancına yönelik güvenilmez, bağnaz bir saldırı” olarak nitelendiriyor. Mezhep de kaynak Saltzburg’u “kötü niyetli bir yalancı” olarak suçluyor ve onun daha önce mezhepten 250 bin dolar talep ettiğini öne sürüyor. Saltzburg bu talebi kabul ediyor ama bunu, gözaltına alınmasına yol açan bir çocuk istismarı meselesindeki “zararların tazmini” olarak açıklıyor.

Bir not da bütün hikayeyi özetliyor adeta: Geçmişi sosyalist Demokrat’tan ilerici sol kahramanına, oradan Bernie Sanders müttefikliğine, sonra Fox News yorumculuğuna ve nihayet MAGA Cumhuriyetçiliğine uzanan bu sıra dışı kariyer boyunca, birileri Gabbard’a ne yapacağını söylemiş gibi görünüyor. Hawaii’de 1976’da Butler’ın gizlice yönlendirdiği siyasi adaylardan birinin bir yakını ise muhabire Butler’ın hedefini tek cümleyle anlatıyor: “Dünyayı yönetmek istiyordu.”

Gabbard, geçen hafta eşinin kanser teşhisi gerekçesiyle görevinden ayrıldı. Post’un haberi yayımlayacağını bildirmesinden iki gün sonra istifası açıklanmıştı.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın