Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Osımhen korkusu FB’yi yendi

Osımhen korkusu FB’yi yendi

Galatasaray karşısında Osimhen’i iki oyuncuyla durdurmaya çalışan İsmail Kartal, Fenerbahçe’nin oyun dengesini bozdu. Orta sahayı eksiltti, savunma bütünlüğünü kaybetti, rakibinin zayıf noktalarını değerlendiremedi. Oysa Galatasaray’ın saldırgan futbolu, savunmasında ciddi boşluklar bırakıyor.

Futbolda bazen rakibin en güçlü oyuncusundan korkmak, onun bütün takımından korkmaktan daha ağır sonuçlar doğurur. Çünkü bir oyuncuyu durdurmak için kendi oyun düzeninizden vazgeçtiğiniz anda, rakibiniz henüz topa dokunmadan sizi yenmeye başlamıştır.

İsmail Kartal’ın Osimhen karşısında düştüğü durum tam olarak buydu.

Galatasaray’ın Fenerbahçe’yi 2-1 mağlup ettiği karşılaşmada belirleyici olan, Osimhen’in iki gole katkı yapmasından önce, Fenerbahçe’nin oyun geometrisinin bozulmasıydı. Kartal, Osimhen’i iki oyuncuyla kontrol etmeye çalışırken takımının geri kalanını eksiltti. Savunma ile orta saha arasındaki mesafeler açıldı, merkezdeki sayısal denge kayboldu. Galatasaray’ın orta saha dinamizmini kıracak oyuncu kaynağı, Osimhen korkusuna tahsis edildi.

Oysa futbol, rakibin güçlü tarafına teslim olarak değil, zayıf tarafına hükmederek kazanılır.

Osimhen’e karşı en etkili savunma, onun peşinden koşmak değil, koşabileceği alanı ortadan kaldırmaktır. Savunmayı orta sahayla bitişik hale getirmek, takım boyunu kısaltmak ve ofsayt çizgisini cesaretle kullanmak gerekir. Çünkü Osimhen’in asıl yıkıcı niteliği dar alandaki teknik maharetinden çok, boş alanla buluştuğunda ortaya çıkan olağanüstü hızı ve hamle zamanlamasıdır.

Ona genişlik ve derinlik bırakarak markaj yapmak, yangını söndürmek için ateşe odun taşımaktır.

Kartal’ın anlamadığı mesele buydu. Osimhen’i iki oyuncuyla takip etmek, Galatasaray’ın diğer oyuncularına daha fazla oyun alanı hediye etmek anlamına geliyordu. Üstelik Osimhen gol atmasa bile görevini yerine getiriyordu: Fenerbahçe’yi bölüyor, takım boyunu uzatıyor, orta saha ile savunma arasındaki organik ilişkiyi koparıyordu.

Bir santrforun rakibine verebileceği en büyük zarar bazen attığı gol değil, bozduğu geometridir.

GALATASARAY’IN GÖRÜLMEYEN ZAYIFLIĞI

Okan Buruk’un Galatasaray’ı hücum ederken son derece saldırgan, rakibin üzerine giderken pervasız bir takım. Ancak bu saldırganlığın arkasında ciddi bir yapısal tutarsızlık bulunuyor. Birinci bölge ile ikinci bölgenin birleştiği alan, Galatasaray’ın en kırılgan oyun coğrafyası.

Fenerbahçe’nin maçı kazanma ihtimali de tam oradaydı.

Savunma hattını öne çıkarıp orta sahayla mesafeyi kısaltmak, Torreira’yı yüksek şiddetli baskıyla karşılamak ve Galatasaray’ın ilk pas bağlantılarını kesmek gerekiyordu. Çünkü Torreira’nın oyun kurma konforunu bozmak, Galatasaray’ın hücum organizasyonunun başlangıç koşullarını ortadan kaldırmak demekti.

Topu Galatasaray’ın birinci ve ikinci bölgeleri arasındaki geçiş alanında kazanmak, hem oyun inisiyatifini ele geçirmek hem de henüz savunma yerleşimini tamamlamamış bir takıma saldırmak anlamına gelecekti.

Futbolda topu nerede kazandığınız, bazen topla ne yaptığınızdan daha değerlidir.

Bu nedenle İrfan Can tercihi de tartışmalıydı. Fenerbahçe’nin o bölgede bir başka pas ustasından önce, basan, bozan, mesafe kapatan ve rakibin bağlantılarını koparan dinamik bir oyuncuya ihtiyacı vardı. Çünkü Galatasaray’ın ritmini bozmanın yolu, onunla aynı ritimde oynamak değildi.

Kartal ise rakibin zayıf halkasını hedeflemek yerine güçlü halkasına iki oyuncu bağladı. Böylece Okan Buruk’un örtük tuzağına düştü.

Osimhen’i durdurmaya çalışırken Galatasaray’ın geri kalanına oynama özgürlüğü tanıdı.

EN PERVASIZ TAKIMLAR, EN SAVUNMASIZ TAKIMLARDIR

Türkiye futbolunun temel sorunlarından biri, hücum gücü ile oyun gücünün birbirine karıştırılmasıdır. Çok sayıda oyuncuyla saldırmak, güçlü bir oyun organizasyonuna sahip olmak anlamına gelmez. Bir takımın gerçek niteliği, top kendisindeyken yaptıkları kadar, topu kaybettiği anda nasıl bir yapıya dönüştüğüyle de ölçülür.

Galatasaray bu bakımdan son derece tartışmalı bir takım.

Hücumdaki agresifliği ile savunmadaki güvenliği arasında ciddi bir orantısızlık var. Öne doğru büyürken geride bıraktığı alanları aynı organizasyonel disiplinle koruyamıyor. Saldırmayı biliyor ama saldırısının arkasını güvenceye almakta zorlanıyor.

Oysa iyi bir oyun, birbirini inkâr eden iki ayrı davranıştan oluşmaz. Hücum ederken savunmayı, savunurken hücum ihtimalini kendi bünyesinde taşır.

Galatasaray’ın problemi tam da bu bütünlüğün eksikliğidir.

Fenerbahçe, rakibinin hücum iştahından ürkmek yerine bu iştahın ürettiği savunma boşluklarını hedefleyebilirdi. Kompakt bir savunma, doğru konumlanmış bir orta saha ve top kazanma anına hazırlanmış hücum oyuncularıyla Galatasaray’ın saldırganlığı kendi aleyhine çevrilebilirdi.

Ancak bunun için önce Osimhen korkusundan kurtulmak gerekiyordu.

KORKUNUN TAKTİĞİ OLMAZ

Osimhen’e karşı iki oyuncu görevlendirmek, teknik bir tedbir gibi görünse de aslında rakibin gücünü kendi oyun fikrinizin önüne koymaktır. İyi teknik adam rakibin yıldızına göre takımını eksiltmez; takımının bütünlüğü içinde o yıldızın etki alanını küçültür.

Osimhen’i ofsayt çizgisiyle sınırlamak, onu dar alanda pas bağlantılarına mecbur bırakmak ve arkasına koşabileceği derinliği ortadan kaldırmak, bireysel markajdan çok daha güçlü bir savunma düşüncesidir.

Çünkü alanı kontrol eden, oyuncunun kaderini de kontrol eder.

Buradan Amedspor açısından da önemli bir sonuç çıkıyor. Galatasaray’ın bu saldırgan ve savunma güvenliğini ikinci plana atan oyun karakteri, disiplinli bir düşük blok ve doğru hazırlanmış geçiş hücumları için ciddi fırsatlar barındırıyor. Amedspor’un doğrudan hücuma yatkın oyuncu profili, rakibin geride bıraktığı alanları değerlendirebilecek nitelikte.

Galatasaray’dan korkmak için değil, onu doğru okumak için nedenler var. Kendi taraftarı önünde sürekli saldırmak isteyen bir takımı, saldırısının sonuçlarıyla yüzleştirmek mümkündür.

Futbolun en büyük paradokslarından biri budur: Bazen rakibin en güçlü olduğu davranış, yenilgisinin de başlangıç koşuludur.

Fenerbahçe bunu göremedi.

İsmail Kartal, Osimhen’i oyundan çıkarmaya çalışırken kendi takımını oyundan eksiltti. Galatasaray’ın en zayıf bölgesine hükmetme fırsatını, bir santrforun peşinde tüketti.

Sonuçta Osimhen iki gole katkı yaptı. Ama asıl büyük katkısını Fenerbahçe’nin savunma ve orta saha bütünlüğünü bozarak verdi.

Kartal’ın yenilgisi de burada başladı.

Çünkü futbolda korku, rakibi olduğundan büyük gösterirken kendi takımınızı olduğundan küçük oynatır.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın