Kürtler açısından meseleye baktığımızda şunları söyleyebiliriz: 2012 yılında beri adeta de facto bağımsız bir statüye sahip olan Kürtler, önce Halep’ten atıldılar ve ardından da, çok kısa bir süre zarfında, Suriye’de egemenlikleri altında bulundurdukları yaklaşık 50 bin km2’lik bir alandan, 10 bin km2’den daha küçük bir alana çekildiler. Bu geri çekilmede Öcalan faktörünün belirleyici olduğunu, bizzat DEM Parti yöneticileri dile getirdiler. Öcalan henüz ilk günden itibaren, Kürtlerin gümrük ve sınırları merkezi Suriye hükümetine teslim ederek, yerelde, sembolik düzeyde bir asayiş gücüyle yetinmelerini, Türkiye’nin rıza göstermediği özerk veya federal bir statü talebinden bulunmamalarını, İsrail ve ABD’den uzak durmalarını istiyordu.
SDG’nin herhangi bir direniş göstermeden geri çekilmesi ve Suriye ordusuna bağlı güçlerin, Haseke ve Kobani hariç, kırsaldaki Kürt köylerine kadar girmesi, bütün dünyadaki Kürtler arasında büyük şok yarattı. Yaklaşık 170 bin kişilik Kürt nüfusun, ağır kış koşullarında, bir iki gün içinde Halep’ten atılması, zaten Kürtleri ayağa kaldırmıştı. Ancak son geri çekilme, Kürtleri hepten çileden çıkarttı. Şüphesiz en büyük şoku, can ve mal güvenlikleri tehlikeye girmiş, soykırım tehditti altındaki Rojava’lı Kürtler yaşamıştı. Hemen hepsi, olup bitenlerin, Öcalan’ın çağrısıyla gerçekleştiğini biliyordu. SDG’nin geri geri çekilmesini ihanet ve teslimiyet şeklinde değerlendirenler az değildi. Birkaç gün önce, Abdullah Öcalan posterlerini sallayanlar, bu kez Öcalan posterleriyle ayaklarını siliyor ve çöplere atıyorlardı.
Alelacele, belli bir koordinasyon olmadan yapılan geri çekilme sırasında yüzlerce Kürt genci pusuya düşürülerek öldürülmüştü. Rudaw TV, Kürtlerin bu trajik durumunu sahadaki muhabirleri sayesinde kare kare kayıt altına almıştı. Hesapsız ve hazırlıksız “geri çekilin” emri, bir kez daha Kürtlere pahalıya mal olacaktı.
Kazanç ve Kayıplar
Hiçbir zafer mutlak anlamda bir zafer olmadığı gibi, hiçbir kayıp da mutlak anlamda bir kayıp değildir. Bazen büyük bir zafer, ağır bir yenilginin kapılarını aralayabilir, büyük bir kayıp da yeni bir zafere yol açabilir.
Bana gör Suriye’de Kürtlerin en büyük kazancı, PKK’nin siyasi ve ideolojik hegemonyasından kurtulmalarıdır. Kürtler bütün Rojava’yı kaybetse, buna karşılık örgütün “amaçsız” siyasi ve ideolojik ve hegemonyasından kurtulsa, yine karlı sayılardı. Yıllardır devletsiz toplum, komünal yaşam, Sosyalizm, Ortadoğu’nun demokratikleştirilmesi ve halkların kardeşliği gibi soyut şeylerle Kürtleri peşinden sürükleyenler, Suriye’de, bir anda büyük bir yıkımla karşılaşınca, dar günde yegâne kardeşlerinin sınırın diğer tarafından bulunan Kürtler olduğunu gördüler. Onlara, bu “hawar”(imdat) döneminde, sadece resmi bir statüye sahip olan Kürdistan Federe Devleti yardımcı olabilirdi. Şayet yanı başlarında, kardeşlerinin sahip olduğu “yarım” bir “Kürt devleti” olmasaydı, soykırıma uğrayabilirlerdi.
Daha düne kadar PKK ideolojisinin ilkel milliyetçi ve düşman olarak gördüğü Irak Kürtleri, kıyameti koparırcasına ayağa kalktılar ve sınıra aktılar. Başta Başkan Barzani olmak üzere, tüm Kürtler ayaklandı. Barzani Yardım Vakfı, henüz ilk günden itibaren kardeşlerine yardım ulaştırmak için seferber oldu. Yine başta Rudaw olmak üzere tüm Kürt TV kanalları; Kürtçe, Türkçe ve İngilizce yayınlarıyla Rojava’yı mercek altına aldılar. Kürdistan Federe Devleti, Erbil’deki tüm diplomatik temsilcilikleri harekete geçirdi. Bütün dünyadaki Kürtler de ayağa kalkınca, olası büyük bir katliam engellenmiş oldu.
Kürtler, yıllardır Suriye topraklarının üçte birini kontrol etmelerine rağmen, IŞİD ile mücadele anlamında, sadece askeri bir ortak olarak görüldüler, ancak siyasi bir yapı olarak kabul edilmediler. Daha önce askeri bir figür olarak görülen Mazlum Abdi, Münih Güvenlik Konferansına davet edilerek siyasi bir aktör meşruiyeti kazanmış oldu. Mazlum Abdi’ye bu siyasi meşruiyetin sağlanmasında Nêçirvan Barzani başat bir rol oynadı.
ABD Dişileri Bakanı Marco Rubio, Münih Güvenlik Konferansında, “Ordular soyut şeyler için savaşmaz. Ordular bir halk için, bir ulus için ve bir yaşam biçimi için savaşır” demişti. Marco Rubio, bu konuşmayı yaptığında, salonda Mazlum Abdi de vardı. Acaba Marco Rubio, bu sözlerini devletsiz toplum, komünal yaşam, Sosyalizm, Ortadoğu’nun demokratikleştirilmesi ve halkların kardeşliği gibi soyut ve ideolojik şeyler için savaştıklarını söyleyenler için mi söylemişti? Öyle ya, Kürtler hariç bu tür soyut şeyler için savaşan başka bir halk olmadığına göre, bu sözlerin adresi Kürtlerdi.
Birakuji Defteri Kapanır Mı?
Tarihte “birakujî” olarak yer alan, Kürtlerin birilerine karşı yaptıkları savaşlar, PKK hegemonyasının kırılmasıyla önemli oranda geride kaldı. 1992’de Kürdistan Federe Devleti ilan edildikten birkaç gün sonra, PKK, “ilkel milliyetçiler devlet kuruyor” diyerek saldırdı ve her iki taraftan binlerce Kürt genci yaşamını yitirdi. 2014’te IŞİD saldırıları sırasında, PKK Êzidileri korumak amacıyla Şengal’e girdi. Kasım 2015’te Şengal şehir merkezi, Peşmerge güçleri, koalisyon hava desteği ve PKK/YBŞ unsurlarının ortak operasyonuyla IŞİD’den tamamen temizlendi, ancak PKK bölgeyi terk etmedi. 2020 yılında Bağdat ve Erbil, PKK dahil tüm “yabancı ve yasa dışı” grupların Şengal’den çıkarılmasını öngören bir anlaşma imzalandı, ancak bu anlaşma da hayata geçirilmedi. Çünkü Bağdat ikili oynuyordu, Kürdistan bölgesindeki memurların maaşlarını doğru- dürüst ödemezken, PKK’nin oluşturduğu Şengal Direniş Birlikleri (YBŞ) adılı “örgütün” maaşlarını ödüyordu.
Türkiye, 2015’ten sonra,PKK’nın Şengal’i “ikinci bir Kandil” yapmaya çalıştığını belirterek bölgeye sık sık hava harekatları düzenledi.
2005’te kabul edilen Irak Anayasasına göre Şengal, aynen Kerkük ve Hanekin gibi, demografik yapısı değiştirilmiş tartışmalı bölgelere arasında yer alıyordu. Anayasanın 140. Maddesine göre bölgenin demografik yapısı 1968 öncesindeki doğal haline getirilecek, normalleşme süreci tamamlandıktan sonra, en geç 31 Aralık 2007 tarihine bir referandum yapılacaktı. Yapılacak referandumla halka şu soru sorulacaktı: “Irak merkezi hükümetine mi bağlı kalmak istersiniz, yoksa Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne (KBY) mi bağlanmak istersiniz?” Ancak yıllar geçmesine rağmen, referandum yapılamadı.
PKK Şengal meselesinde merkezi Irak hükümetiyle pararlel harket edince, IKYB ile defalarca karşıkarşıya geldi. Haşdi Şabi ile anlaşarak Şengal’e Peşmerge güçlerinin girmesini engelleyen PKK’nin, farklı ideolojik bahanelerle, tekrar Kürdistan Federe Bölgesine saldırma riski vardı. Henüz bir iki yıl önce, PKK Bölgesel Kürt yönetimini tehdit edince, PYD de kendisine arka çıkıyordu. Ancak Rojava’daki son gelişmeler ve “terörsüz Türkiye” süreci, bu riski şimdilik önemli oranda azalttı. Rojava halkı, gerçek kardeşlerinin kimler olduğunu, bir kez daha yaşayarak öğrendiler.
SDG- Suriye Antlaşması
30 Ocak’ta SDG ve Suriye arasında yapılan entegrasyon anlaşması, Kürtlere tam bir özerklik getirmese de, yarı yarıya bir özerklik kazandırdı. Taraflar arasında yapılan anlaşma metninde anlaşıldığı üzere Suriye, kendi sınırları dahilindeki “Kürt bölgesi” (Kürdistan’ı) gerçeğini ilk defa tanımaktadır. İşte bu bölgenin geleceği ve statüsünün nasıl olacağı konusu, önümüzdeki dönemde sık sık gündeme gelecektir. Zira antlaşma metninde ne Suriye hükümeti ne de Kürtlerin denetiminde olan Afrin gibi yerlerden bile söz edilmektedir. Oysa Türkiye çekilmeden veya Türkiye’nin izni olmadan Afrin’den çıkanların tekrar yerlerine dönmesi mümkün değildir. Bu nedenle varılan anlaşmanın tam anlamıyla hayata geçirilmesi öyle kolay olmayacaktır. Öte yandan, Kürtler için tanınan haklar, anayasal güvenceye kavuşturulmadıkça kalıcı bir nitelik kazanmış sayılmazlar.
Rojava kelimesi Kürtçede “Batı” ve “Gün Batımı” anlamına gelir. Rojava’da “güneş” tamamen mi batacak, yoksa yeni bir günle her şey yine aydınlanacak mıdır? 13 yıllık de facto bir bağımsızlık döneminden sonra Kürtler özerk veya federe bir statü elde edebilecek mi? Bekleyip göreceğiz.
Yazıyı sonlandırırken, yazıya ek olarak, iki taraf arasında varılan entegrasyon antlaşmasını maddeler hailinde kısaca şöyle özetleyebiliriz:
1-Tüm cephelerde kalıcı ve kapsamlı ateşkes ilan edilerek, IŞİD hapishanelerinin korunmasının SDG tarafından devam ettirilmesi.
2- SDG güçleri Haseke ve Kamışlı şehirlerinden mutabık kalınan askerî kışlalara çekilirken, Suriye ordusu Haseke’nin güneyindeki Şeddadi kasabasına çekilecek. Kürt güçlere bağlı iç güvenlik kuvvetleri (Asayiş), önemli güzergahlarda güvenlik görevini devralacak.
3- Suriye Savunma Bakanlığı Haseke ili için bir askerî tümen kurulacak ve SDG güçleri, üç tugay hâlinde bu yapıya entegre edilecektir.
4- DG’nin önerisiyle Haskeye bir vali atanacak.
5- Haseke İl Emniyet Müdürü, Suriye hükûmetinin önerisiyle atanacktır.
6- Savunma Bakan Yardımcısı, SDG’nin önerisiyle atanacaktır.
7- Kara Sınır Kapıları Genel Müdürlüğünden bir ekib Semelka ve Nusaybin sınır kapılarına gönderilecek.
8- Suriye hükûmeti Haseke ilindeki tüm sivil kurumları devralalcak, özerk yönetim kurumları devlet kurumlarıyla birleştirilecek.
9- Kürt bölgeleri başta olmak üzere, askerî güçlerin şehir ve kasabalara girişi yasaklanacak.
10- Özerk Yönetimi tarafından verilen tüm ilk, orta, lise ve üniversite diplomaları ile meslek yüksekokulu belgelerinin denklik ve resmî onayları sağlanacak.
11- Kürt toplumunun eğitim sürecinin ele alınması ve eğitime ilişkin özgünlüklerin gözetilmesi, Eğitim Bakanlığı ile yürütülecek.
12- Afrin, Şeyh Maksud, Serê Kaniyê, Girê Sipî vb. yerlerde, yerinden edilmiş kişilerin şehir ve köylerine dönüşü sağlanacak ve bu bölgelerdeki sivil yönetimler içinde yerel yöneticiler atanacak.
13- Rumeylan ve Süveydiye petrol sahaları Enerji Bakanlığı tarafından devralınacak, Kamışlı Havalimanı Sivil Havacılık Kurumu’na bırakılacak.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.