Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı sonrası Almanya’da pasifizm tartışmaları

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı devam ederken Almanya’da pasifizm tartışmaları büyüyor. Scholz geçtiğimiz günlerde “Her türlü pasifizme ve görüşe saygı duyarım. Ancak Ukrayna vatandaşlarına Putin’in saldırılarına karşı kendilerini pasif direnişle savunmalarının söylenmesi onlarla alay etmektir. Bu artık mümkün değildir” dedi. İşgalin boyutlanması ve Rusya tarafından işlenen savaş suçlarının uluslararası kamuoyunda infial oluşturması, yanısıra başta ABD olmak üzere önemli ülkelerin Rusya ile sahada aktif olarak mücadele etmek istemesi Almanya’yı hiç istemediği bir konuma itebilir.

Rusya’nın Ukrayna işgali iki ayı aşkın süredir devam ederken bölgeden gelen dramatik görüntüler tüm dünyayı sarsmaya devam ediyor.

Beş milyondan fazla insanın mülteci durumuna düşmüş olması, yıkılan şehirler ve Buça, Mariupol gibi şehirlerde ortaya çıkan katliam görüntüleri demokratik Batı ülkeleri üzerinde büyük bir baskı oluşturmakta. Avrupa kıtasında Bosna savaşından sonra ortaya çıkmış en büyük insanî dram internet çağında herhangi bir Batı ülkesinde herhangi bir hanenin evinde anında izlenebiliyor ve şok etkisi yaratabiliyor.

Ülkeler artık sadece reel çıkarlarından ibaret bir dış politika gerçekleştiremez halde. İç hatta dış kamuoyu baskısı da hükümetleri gelişmelere karşı reaksiyon göstermek ve reel politikalarından sapmak zorunda bırakabiliyor. Örneğin Almanya gerek kıta Avrupası gerekse kendi ulusal menfaatleri açısından uygun olduğunu düşündüğü için yıllarca karşılıklı ilişki sürdürmek istediği Rusya ile bugün itibarıyla neredeyse savaşmayı göze almış durumda.

Bugün Almanya’da Rusya’nın Ukrayna işgaline dair ülke içindeki tartışmaların ekseninde “savaşa katılımın boyutu” konusu yer alıyor. İşgal öncesinde ve bir önceki koalisyon döneminde partilerin ideolojik yaklaşımları göz ününe alındığında güvenlik konularında oldukça dikkat çekici değişimler söz konusu. Bunun yanında halâ net tutum gösteremeyen ve bu değişimden memnun olmayan partiler de yok değil.

Her ülke savaştan çekinir veya en azından savaşın korkunç boyutlarının farkındadır. Fakat söz konusu ülke Almanya olunca savaş konusu çok daha derin bir anlam ifade ediyor. İki büyük savaşın mimarı olarak çok büyük yıkımlar yaşamış olmanın etkisi ülkenin her yerinde ve herkes tarafından hâlâ hissediliyor. Bu nedenle bugün Rusya işgali altındaki Ukrayna’ya gösterilecek desteğin boyutu konusunda herkes oldukça hassas.

Örneğin işgalin ilk günlerinde, tartışmaların konusunu Ukrayna’ya insanî yardım, sığınmacılar konusunun acil çözümü ve Rusya’ya karşı ekonomik yaptırımlar oluştururken, istisnasız tüm Avrupa devletleri Ukrayna’ya desteğini açıkladı. Ne var ki bu dönemde ağır silah yardımları söz konusu değildi. Yine bu dönemde Almanya, açık şekilde silah yardımlarının Almanya’yı savaşın aktif katılımcısı yapabileceğinden ve bu durumun 3. Dünya savaşı ve nükleer savaş gibi sonuçlar doğurabileceğinden söz ediyordu. Fakat bugün itibarıyla Almanya, sınırları içinde Ukrayna askerlerini ağır silahlar konusunda eğiten ve Ukrayna’ya en ileri teknolojilerle üretilmiş ağır silah yardımında bulunan bir ülke konumuna gelmiş bulunuyor.




Almanya Savunma Bakanlığı.

İki ay sonunda Almanya’dan Ukrayna’ya ağır silah yardımı

Elbette bu noktaya kolay gelinmedi. İki aydır devam eden işgal sürecinde Rusya’nın özellikle sivil ölümlerden sorumlu olması, açık savaş suçları gerçekleştirmesi ve bölge devletlerine açık tehditler savuran saldırgan bir tutum sergilemesi belirleyici rol oynadı.

İç ve dış kamuoyunda gerek ekonomik yaptırımlar gerekse ağır silah yardımları konularında Almanya’nın çekimser tutumuna karşı büyük baskı oluştu. Bunun yanında işgal ve katliamlar devam ettikçe mülteci sorununun da büyüyeceği görüldü. Buna rağmen Almanya biraz da Olaf Scholz’un şahsi etkisiyle iki ay boyunca tek bir ağır silah yardımında bulunmadı. (1)

Uzun tartışmalar, iniş çıkışlar ve gelgitler neticesinde geçtiğimiz hafta Federal Meclis (Bundestag), Ukrayna’ya hava savunma sistemleri dâhil bazı ağır silahların ulaştırılması teklifini onayladı. Bu süreçte ana muhalefeti oluşturan CDU/CSU Birliği oldukça aktif bir rol oynadı. Muhalefette olmanın verdiği rahatlıkla Olaf Scholz’a ve koalisyon partilerine ağır suçlamalarda bulundu.

Son olarak Federal Meclis’te ağır silah yardımlarının oylandığı oturumda CDU lideri Friedrich Merz, Olaf Scholz’u korkaklık ve pasiflikle suçladı. Merz Ukrayna işgali konusunda hükümete baskı uygulamaya halihazırda devam etmekte. Bu hafta Kiev ziyaretine başlayan ve burada Başbakan Zelensky dâhil önemli isimlerle görüşmelerde bulunan Merz, Scholz hükümetinin sağlıklı karar alma yollarını tıkıyor.

Scholz henüz Kiev’i ziyaret etmemişken, Ukrayna yönetimi ile Cumhurbaşkanı Steinmeier’in iptal edilen ziyareti nedeniyle gerginlikler yaşanırken, Merz’ın adeta ikinci bir başbakan gibi davranmak istediği ve rol çalmaya çalıştığına dair değerlendirmeler yapılıyor. Bu noktada hükümet tarafından da popülist siyaset yapmakla ve devlet politikalarından çok parti politikasıyla ilgilenmekle suçlanıyor.




Menz ve Zelensky’nin Kyiv’deki görüşmesi.

Her şeye rağmen, ana muhalefet partileri CDU/CSU ile koalisyon partileri SPD, Yeşiller ve FDP tek önerge üzerinde anlaşarak meclisteki oylamada ortak hareket ettiler ve Ukrayna’ya ağır silah yardımı önergesinin geçmesini sağladılar. Şimdilik taraflar arasındaki sert tartışmaların ve suçlamaların durulduğunu söyleyebiliriz.

Bu noktada tarafların, yazının girişinde belirttiğimiz “Savaşa katılımın boyutu” konusunda da ortak açıklamalar yaptığını söyleyebiliriz. Olaf Scholz’un işgalin ilk gününden itibaren dile getirdiği “Almanya bu savaşın aktif tarafı olmayacak ve muharebe meydanında aktif olarak yer almayacak” politikasında şimdilik bir değişiklik bulunmuyor. Bu husus, ağır silah yardımlarının ve Ukraynalı askerlerin ağır silahlar konusunda eğitileceğinin açıklanmasından sonra da defaatle vurgulandı. Meclisteki oylama sonrasında SPD eş başkanlarından Klingbeil, Almanya’nın bu kararla on yıllardır sahip olduğu temel prensiplerden birini ihlal ettiğinin farkında olduklarını, fakat bu durumun hükümetin pozisyonunda bir sapma olarak görülmemesi gerektiğini ve yine on yıllardır devam eden “ülke çıkarlarını tehlikeye atmama” ve “bir savaşta taraf olmama” gibi temel prensiplerin hâlâ devam ettiğine inandığını açıkladı. (2)

SPD lideri Klingbeil gibi birçok hükümet yetkilisi de Ukrayna savaşı sonrası ortaya çıkan tablodan ve Almanya’nın rolünden “tarihi bir kırılma” olarak söz ediyor.

Özellikle Almanya’nın yıllık bütçe harcamalarında güvenlik kalemini iki katına çıkarması iç ve dış kamuoyunda ve medyada “dönüm noktası” olarak değerlendirilirken yoğun tartışmalara da sahne oluyor. Yaklaşık altı ay önce kurulan hükümetin koalisyon programında yer almamasına ve SPD, Yeşiller gibi çevreci/barışçı partilerin politikalarıyla hiç uyumlu olmamasına rağmen güvenlik politikalarında tarihi değişimler gerçekleşiyor. Bu durum iki parti içerisinde de yoğun olarak tartışılıyor.

Partilerin içerisinde yer alan sol ve liberal kanatlar önemli bir ayrımın içine girmiş durumda. İnsanî yardım ve sığınmacılara kapıların açılması noktasında neredeyse tüm partiler ve parti içindeki gruplar ortak bir kanaate sahipken, ağır silah yardımı konusunda farklı fikirlerin olduğu aşikâr. Bu durum sadece parti bazında yaşanan tartışmalardan ibaret değil. İşgalin ilk günlerinde Almanya’nın Ukraynalılara aktif yardımda bulunması gerektiğine dair halkın net bir tutumu vardı. Anketlere göre Almanya’nın ekonomik yardımlarına %90 oranında destek söz konusuydu. (3) Fakat ağır silah yardımına destek %50lere kadar geriliyor. (4)




Almanya’daki NATO karşıtı gösterilerden bir kare.

Sol Parti ve aşırı sağ AfD ağır silah yardımına karşı – Scholz’a açık mektuplar

Hükümeti oluşturan partilerin içerisindeki ağır silah yardımlarına dair anlaşmazlıklar ortadayken ve halkın da kafası hayli karışıkken, bu konuda politikası çok net iki parti var diyebiliriz. Sol Parti ve aşırı sağ AfD net bir şekilde ağır silah yardımlarına karşı çıkıyorlar.

Her iki parti de Federal Meclis oylamasında hayır oyu verdi ve tartışmalarda ağır silah yardımlarına şiddetli bir şekilde karşı çıktı. Ağır silah yardımlarının Almanya’yı savaşın aktif tarafı haline getirdiğini iddia eden iki parti, Almanya’nın nükleer savaşı tetiklediği görüşünde. İki partinin de küçük partiler olması ve ana muhalefeti oluşturan partiler CDU/CSU’nun ağır silah yardımının en büyük destekçisi olması konunun şimdilik hükümet lehine ilerlemesini sağlıyor.

Meclisteki oylamada 586 milletvekili evet oyu verirken, sadece 100 milletvekili hayır oyu verdi. Fakat konuyla ilgili tartışmalar sadece meclis içerisinde cereyan etmiyor. Bu süreçte sivil toplum örgütleri tarafından ardı ardına imza kampanyaları düzenlendi ve çeşitli siyasetçi, yazar, gazeteci, akademisyen ve sanatçılar tarafından Başbakan Olaf Scholz’a hitaben yazılmış açık mektuplar yayınlandı.

Özellikle Federal Meclis’te ağır silah yardımlarına dair oylamanın yapıldığı süreçte yayınlanan açık mektuplar önemliydi. İlk olarak ülkenin önde gelen feminist dergilerinden Emma’da geçen hafta Başbakan Olaf Scholz’a hitaben yayınlanan açık mektupta, Ukrayna’ya ağır silah gönderilmemesi çağrısı yapıldı.

Mektupta “savaşın Avrupa’ya yayılması ve Üçüncü Dünya Savaşı’na dönüşmesi” risklerine karşı temkinli davranılması ve Putin’in eline savaşı genişletmesi için koz verilmemesi talep edildi. Ayrıca silah yardımı yerine ateşkes sağlanması için çaba sarf edilmesi ve her iki tarafın da kabul edebileceği bir uzlaşmaya varılması için diplomatik kanalların zorlanması talep edildi. (5)

Bu mektuptan kısa süre sonra, Başbakan Scholz’a hitaben 57 aydın tarafından imzalanmış bir mektup daha yayınlandı. Mektupta, “Ukrayna’ya silah sevkiyatı kararının hızla hayata geçirilmesi” ve “Ukrayna’nın savunma yeteneğini güçlendirmesi ve Rusya’nın savaş kabiliyetini zayıflatması için destek” çağrısı yapıldı. Ayrıca Putin önderliğinde Rusya’nın Ukrayna’da elde edeceği zaferin Avrupa ve Almanya için büyük tehdit olduğu, bu durumda Rusya saldırganlığının NATO topraklarında da görülebileceğine dikkat çekildi. (6)

Habermas’tan Scholz’a destek

Konuyla ilgili geçtiğimiz hafta Almanya’nın en önde gelen entelektüellerinden 92 yaşındaki Jürgen Habermas Süddeutsche Zeitung’da bir yazı yayınlandı. Habermas özetle, Olaf Scholz önderliğindeki hükümetin bugüne kadarki tutumunu destekleyerek, ihtiyatlı davranılmasının doğru olduğuna; kızgınlık ve heyecan ile savaşın aktif tarafı gibi davranılmasının hata olacağına dikkat çekti.  

Habermas, Federal Meclis’te bazı vekillerin ahlaki üstünlük peşinde koşarak Ukrayna’ya ihtiyatsız bir şekilde bir an önce ağır silahlar yollanması için hükümete baskı yaptığını ifade etti, nükleer tehdidin göz ardı edilmemesi ve Almanya’nın savaşın aktif tarafı olmaması gerektiği hususlarında açık uyarılarda bulundu. (7)

Görüldüğü üzere “savaşa katılım boyutu” konusu siyasetin, aydınların ve önemli oranda toplumun da gündeminin merkezinde. Durumun farkında olan hükümet geçtiğimiz haftalarda Federal Meclis Bilim Servisinden bir uzmanın görüşlerine başvurdu.

Federal Meclis Bilim Servisinin on iki sayfalık raporunda ağır silah yardımlarının Almanya’yı savaşın aktif bir tarafı yapıp yapmayacağı konusu objektif olarak değerlendiriliyor. Raporda, gri alanlara değinmekle birlikte sonuç olarak savunma veya saldırı amaçlı olması fark etmeksizin ağır silah yardımının -muharebe meydanında yer alınmadığı sürece- Almanya’yı savaşın aktif tarafı yapmayacağı görüşü bildiriliyor. Bununla birlikte Ukrayna askerlerinin Almanya tarafından eğitilmesi ve savaş taktikleri konusunda bilgilendirilmelerinin durumu değiştirebilme ihtimalinden söz ediliyor. (8)

Almanya’da pasifizm tartışmaları

Ukrayna işgali sonrası Alman politikasında dönüm noktası anlamına gelecek gelişmeler yaşandı. Savaş ve ordu stratejilerinin Almanya’da yeniden siyasetin gündemine girmesi pasifizm tartışmalarını da beraberinde getirdi.

Üzerinden yetmiş yılı aşkın süre geçmesine rağmen Almanya’nın 2. Dünya savaşını yöneten ülke olması, savaş sonrası süreçte dış politikada her zaman sırtında taşıdığı bir kambur olmuştur. Bu nedenle Almanya örneğin 2. Dünya savaşı sonrası süreçte NATO müdahalelerinin çoğuna hiç katılmayan ya da sadece insani yardım boyutunda katılan bir ülke oldu.

Doğu ve Batı Almanya’nın birleşmesi ve Sovyetler Birliği’nin yıkılması sonrası ise Almanya’nın Avrupa Birliği içerisindeki nüfuzu hızla arttı. Başlangıçta ekonomik olan bu nüfuz alanı zamanla siyasi olarak da liderliğe evrildi. Bu süreçte Almanya’nın askeri harcamalarını arttırdığı ve dünyada silah endüstrisinde önemli bir konuma yükseldiğini gördük. Bu durum ülke içinde sol eğilimli partiler ve sağ partiler arasında görüş ayrılıklarına yol açtı ve pasifizm üzerine tartışmaları tetikledi.  

Örneğin 1999 yılında Kosova savaşında Almanya’nın bölgeye asker yollaması ülkede yoğun olarak tartışıldı. Dönemin Yeşiller Partisinden Dışişleri Bakanı Fischer, asker yollanmasını en çok savunan isimlerden biriydi. Bu durum Yeşiller içerisinde dahi önemli kırılmalara yol açmıştı. Barış yanlısı birçok üyenin o dönemde partiden koptuğu ileri sürüldü. Yeşiller bugün de benzer bir tartışmanın içerisinde. (9)

Almanya’nın askeri stratejileri

2005 sonrası CDU hükümetleri döneminde Almanya’nın askeri kapasitesini arttırması ve dış politikada bunu stratejik güç olarak kullanmak istemesi üzerine tartışmalar yaşandı. Merkel’in özellikle Almanya’nın ve Avrupa’nın güvenliği için askeri kapasiteyi arttırmayı amaçlayan projeler için çaba sarf ettiğini biliyoruz.

Merkel, Fransa ile ortak askeri projelere çok önem vermişti ve iki ülkenin AB’nin küresel bir güç olma hedefinde sorumluluk sahibi olduğuna inanmaktaydı. Bu dönemde Almanya destek misyonu çerçevesinde Afganistan’da yirmi yılı aşkın süre asker bulundurdu, benzer biçimde Mali’de eğitim misyonu çerçevesinde uzun yıllar asker bulundurdu ve Libya’daki iç savaşta aktif rol oynadı. Eski Dışişleri Bakanı Fischer konuyla ilgili geçtiğimiz haftalarda yayınladığı makalesinde, Almanya’nın ikinci dünya savaşı sonrasında koruyucu güç ABD’nin himayesinde yer aldığını, fakat bu durumun zamanla değiştiğini söylüyor.

Özellikle eski ABD Başkanı Donald Trump yönetiminde bu durumun son bulması gerektiğinin net bir şekilde anlaşıldığını söyleyen Fischer, “Avrupalılar ve özellikle Almanya gelecekte kendi güvenliklerine geçmişte olduğundan çok daha fazla katkıda bulunmalılar” diyor. (10)

Merkel sonrası süreçte Aralık 2021’de göreve gelen SPD-Yeşiller-FDP koalisyonunun dış politikada nasıl bir çizgide duracağı merak ediliyordu. Göreve gelir gelmez Rusya’nın Ukrayna işgalinin yaşanması ve güvenlik alanında iç ve dış kamuoyunca çok büyük bir baskı oluşması özellikle sol, çevreci ve barış yanlısı partiler SPD ve Yeşiller açısından çok zorlayıcı oldu. Yine bu süreçte, 1998-2005 arasında Almanya Başbakanı olan SPD’li Gerhard Schröder’in Rusya ile açık ticari ilişkileri ve Putin ile çok yakın dostluğunun olması, aynı zamanda Nord Stream-2 gaz anlaşmasında bazı SPD’li politikacıların aktif rol oynaması Olaf Scholz’a ve partiye yönelik baskıları arttırdı. Bu baskıya iki ay boyunca direnebilen Scholz, tereddütlerinden arınmış olacak ki, artık çok daha net açıklamalar yapıyor. Scholz geçtiğimiz günlerde pasifizm tartışmalarına dair “Her türlü pasifizme ve görüşe saygı duyarım. Ancak Ukrayna vatandaşlarına Putin’in saldırılarına karşı kendilerini pasif direnişle savunmalarının söylenmesi onlarla alay etmektir. Bu artık mümkün değildir” dedi. (11) Ukrayna’ya ağır silah yardımlarının sert tartışmalar oluşturduğu Yeşiller’de ise Başbakan Yardımcısı Habeck, Scholz’un ifadelerine paralel olarak pasifizmi uzak bir düş olarak nitelendirdi.

Rusya’nın Ukrayna işgali devam ettikçe Almanya’da pasifizm tartışmaları büyüyecektir. İşgalin boyutlanması ve Rusya tarafından işlenen savaş suçlarının uluslararası kamuoyunda infial oluşturması, yanısıra başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere önemli ülkelerin Rusya ile sahada aktif olarak mücadele etmek istemesi Almanya’yı hiç istemediği bir konuma itebilir. Almanya açık şekilde Ukrayna’nın tarafında yer almasına rağmen hâlâ muharebe meydanında aktif olarak yer almaktan kaçınan ve savaşa dair tecrübelerini tekrar yaşamaktan korkan bir ülke. Ortada bir de nükleer tehdidin yer alması, sorunu Almanya açısından iyice derinleştiriyor.

Kaynaklar:

1 – Olaf Scholz über Ukraine-Krieg im SPIEGEL-Interview: »Es darf keinen Atomkrieg geben« – DER SPIEGEL

2- Bundestag stimmt für Lieferungen von schweren Waffen an die Ukraine (rnd.de)

3- DeZIM-Institut | Umfrage Ukrainekrieg: Hohe Solidarität

4- Umfragen: Zustimmung zu Waffenlieferungen sinkt | Telepolis (heise.de)

5- Offener Brief bei Emma an Scholz zeigt: So naiv sind Deutschlands Intellektuelle – FOCUS Online

6- Alman aydınlardan Scholz’a yeni mektup – DW – 04.05.2022

7- Jürgen Habermas zum Krieg in der Ukraine: Unterstützung für Olaf Scholz’ abwägende Haltung – DER SPIEGEL

8- Ist Deutschland schon Kriegspartei? (rnd.de)

9- Die Grünen und der Krieg – Zwischen Pazifismus und Waffenlieferungen | deutschlandfunk.de

10- Fischer: Deutschland muss instinktiven Pazifismus hinterfragen (finanznachrichten.de)

11- Olaf Scholz nennt unbedingten Pazifismus »aus der Zeit gefallen« – DER SPIEGEL