ANALİZ | Asiltürk’ün ‘itaat et, talepkâr olma’ çağrısı

‘Doğru’yu bilen ve bu özelliğiyle itaat talep etmeye hakkı olan bir insanla karşı karşıyayız… İnancı siyasi amaç uğruna sömürmenin ziyadesiyle açık sözlü bir ifadesiyle karşı karşıyayız… Dindar gençlerin dinden neden soğudukları sorusuna cevap verirken ilk sıraya neden “dindar siyasetçiler”i koyduklarını mükemmel biçimde izah eden bir yazıyla karşı karşıyayız.

Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Oğuzhan Asiltürk’ün bugünkü (28 Temmuz) Milli Gazete’de yer alan “En önde dalgalanan bayrağımız ahlâkî ve mânevî değerlerimizdir” başlıklı yazısı birçok bakımdan irdelenmeye değer.

Saadet Partisi’nin Cumhur İttifakı’yla birlikte hareket etmesi, Asiltürk’ün siyasi ajandasının birinci maddesi; bunu kendisi de açık açık deklare ediyor. Burada bir sorun yok, fakat bu siyasi amaç için kullandığı -en ayrıntılı halini bugünkü yazısında gördüğümüz- ikna araçlarında ve baş vurduğu dilde büyük bir problem var.

Bugün, sosyal medya kullanıcılarının ittifakla öne çıkardığı ‘itaat’ meselesiyle başlayalım. Şöyle yazdı Asiltürk:

“Millî Görüş Toplumunun hizmetini yüklenme görevi, Erbakan Hoca’mızdan sonra bana, teklif edildiğinde, bu görevi bir şartla kabul edeceğimi söyledim:

“‘Sizden inançlarımıza uygun bir şey yapmanızı istersem, itaat edeceğinize söz veriyor musunuz’, dedim.

“Bu talebime yanıt olarak, o toplantıya katılanların tamamı ‘evet, sen bizden zâten yapmak zorunda olduğumuz şeyi istiyorsun, kabul ediyoruz’ dediler.”

Burada, ‘doğru’yu bilen ve bu özelliğiyle söylediğinin uygulanmasını istemeye hakkı olan bir insanla karşı karşıyayız. Gerçi, hitap ettiği ‘Millî Görüş Toplumu’ndan sadece onların ‘inançlarına uygun şey’ler isteyeceğini söyleyerek kendini gûya sınırlıyor ama, istikbalde istenecek şeyin ‘inanca uygun’ olup olmadığına kimin karar vereceği de belli.

İkinci problem şurada: Burası bir dergâh ya da tarikat değil, bir siyasi parti; dolayısıyla istikbalde ‘istenecek şey’ siyasi nitelikli olacak. Nitekim neyin istendiğini, yazıyı okuyan herkes anlıyor. Yani Oğuzhan Asiltürk şunu demiş oluyor: “Partimizin Cumhur İttifakı ile birlikte hareket etmesini istiyorum, sizden de destek bekliyorum. Bu desteği bana vermek zorundasınız, çünkü ta en başta sizden inançlarınıza uygun bir şey istediğimde bana itaat edeceğinize söz vermiştiniz…”

Doğrusu, inancı siyasi amaç uğruna sömürmenin bu kadar açık sözlü ifadesine zor rastlanır.  

Şu günlerde ülkesi Tunus’u kanlı bir iç savaştan esirgemek için gayret eden Gannuşi, böyle davranışların siyaseti de dini de bozduğunu, o nedenle ikisini kesinlikle birbirinden ayırmaya karar verdiklerini yıllar önce Le Monde gazetesine verdiği bir demeçle dünyaya ilan etmişti. Gannuşi’ye göre, bu hem “çıkarları için dini manipüle etmekle suçlanmayacak” olan siyasetçiler için, hem de “artık siyasetin esiri olmayacak” din için iyi olacaktı.

Asiltürk’ün yazısı, dindar gençlerin dinden neden soğudukları sorusuna cevap verirken ilk sıraya “dindar siyasetçiler”i koymalarının nedenini de pek güzel açıklıyor.

‘Maddiyat’a takılma, talepkâr olma

Oğuzhan Asiltürk’ün ‘Millî Görüş Toplumu’na yönelik ikinci çağrısı da çok problemli. Asiltürk, yazısının daha başlığında bir partinin ontolojisiyle bağdaşmayacak bir tavsiyede ve çağrıda bulunuyor partililere: “En önde dalgalanan bayrağımız ahlâkî ve mânevî değerlerimizdir…”

Yine aynı yerdeyiz: Burası bir siyasi parti. Yani toplumsal taleplere cevap vermek, çözüm yolları önermek ve üretmek üzere oluşturulmuş bir organizasyon. Ne var ki Oğuzhan Asiltürk bunların çok da önemli olmadığını, kendi önceliklerinin başka olduğunu anlatıyor.

Bunu neden böylece dile getirdiği de açık: Çünkü şimdiki yönetimin “maneviyat” sorunlarını ikinci plana ittiğini ve işsizlik, gelir dağılımı, enflasyon, yoksulluk gibi maddi sorunlara fazla önem vermeye başladığını düşünüyor. Olabilir, bir dini topluluk içinden böyle konuşulabilir fakat burası bir siyasi parti.

Oğuzhan Asiltürk’ün yazısı hayata ve siyasete bakışı hakkında çok şey söylüyor. Parti içinde nasıl bir etki yarattığını merak etmemek elde değil.

Önceki İçerikVİDEO HABER | Taksim Meydanı’nın tarihi dönüşümü: “Her iktidar buraya damgasını vurmak ister”
Sonraki İçerikSosyal medyaya yeni düzenleme ne anlama geliyor?